Dışa Dökümler 1 (Podcast)

Tabi ilk podcast olduğu için bir sürü hata içeriyordur. Bu durum için affınıza sığınıyorum. her zamanki gibi sayfaya da yorumlarınızı bırakabilirsiniz.

Podcastı İndirmek için: https://drive.google.com/open?id=1CQUWYGBhR-2aG_enNX4CddETSRR3RIoq
Tüm Podcastler: https://drive.google.com/open?id=1rbHrtVLAGChGg8uJkOk-b40f0jBL6jY5

Podcast Metni

Herkese merhaba,

Bir süredir internet camiası içinde aktif olarak yer almıyordum. Buna blog da dahil. Bu durumun kendimce sebepleri var ama şu an detaylara pek girmeyeceğim. Gerçi söyleşinin sonrası ne getirir onu da bilmiyorum. Bunu biraz akış gösterecek. Tabi ben ortalıkta yokken hayatımda hiçbir şey değişmese de sürekli gündemde olan değişimlerden etkilenmemek benim de elimde değil. Şimdi ise sadece Türkiye’nin, tüm dün dünyanın uğraştığı bir bela içerisindeyiz. O zaman sosyal mesajımı da vereyim.

#Evdekal !  

Yaklaşık yedi gündür evden çalışmamın yanı sıra kendim için de birtakım projelerin çalışmalarını başlatmakla meşgulüm. Bu meşguliyet henüz olumlu bir sonuç vermese de çabalayıp duruyorum.

Aslında oturup yazmam lazım tek derdim bu ama bu eve kapanma işi beni o kadar zorladı ki! Yani işi eve getirince ya da iş evde olunca bir türlü o yaptığınız işten kopamıyorsunuz. O iş süreci bir yerlerde sürekli ama sürekli devam ediyor.

Önce yemek yediğim masanın bir köşesini çalışma ofisi yaptım, artık sırtım sandalyenin rahatsızlığına dayanamayınca koltuğun bir köşesine kurduğum ofisi taşıdım. Şimdi iki metre on beş santimlik koltuğun “L” çıkıntısının olduğu yerde akşam ev rahatlığıma, hemen yan tarafında da gündüz ofis hayatıma dönüyorum. Ama ister istemez iki eylem esnasında da gözüm bir diğerine kaymıyor değil. Bu arada aslında şimdi aklıma geldi, diğer odalardan birinin köşesini küçük bir ofis olarak kurgulayabilirim ama bunun için ekstra bir efor sarf etmem lazım. Gerçi işin garip tarafı zaten çalışmak için bir odam var ama bu odam niyeyse çamaşırlarla tıka basa dolu. Ondan da bir şekilde kurtulmam lazım.

Tabi tüm gün elim, gözüm, parmaklarım hatta ve hatta kulaklarım bilgisayar ile haşır neşir olunca günün akşamında bilgisayarın karşısına geçmek istemiyorum. Geçsem bile kafa yoracak bir şey yapmaktansa Youtube da bir şeyler izlemek ya da film ve dizi ile zaman öldürmek daha uğraşsız daha rahatlatıcı geliyor bana. Tüm gün, hatta bu iki haftalık süreç komple bu şekilde geçti. Bir diğer şey ise yemek yapmak ve bulaşık yıkamak. Günde üç öğün yemek yapıyorsunuz ve yıkıyorsunuz düşünsenize. Sabah kahvaltı için yap, yıka, öğlen için yap yıka sonra akşam yine yap yine yıka. Bir de ev ofis olunca, çayı, kahvesi, sütü, suyu derken bulaşık bir türlü eksik olmuyor.

Tüm bu karmaşanın arasına bir de blogu gözden kaçırmayayım diye uğraşıyorum. Ne yazayım ne zaman yazayım, bunların tamamını da düşünürken derken kafamın bir kısmı da sürekli orada kalıyor. Malum vakti zamanında filmleri, dizileri yazıyordum. Hatta halada blogun en çok ziyaret alma sebebi de bu film ve diziler. Artık ne kadar çok izliyorsam bunları yazmak çok fazla zamanımı almıştı ve yazmayı bıraktım. Onları yazarken hikaye yazmaya vakit kalmıyordu çünkü. Ve sonra yazdığım hikayeleri eklemeye başladım. Tabi bu hikayelerin film ve dizilerin yanında hiç ziyaretçisi yoktu. Zaten olması da önemli değildi. Yıllardır sitenin köşesinde reklam var bırak hostingi domain parasını çıkarmadılar şimdiye kadar. Bu kadar da popülerim. Ne yapalım? Bu şekilde devam ediyoruz. Maksat kafayı biraz olsun dağıtmak.

Neyse yazmaktan bahsediyordum. Yazıyorum yazmasına da bu ara onu da yazamıyorum. İşte şu karmaşa iyice kafamı karıştı. Zaten blogda ortak öykü kitabımızı görmüşsünüzdür. Bir tane de roman yazdım, şu an demlenmede. Aslında ikincisine de başladım ama nedense bir durdu, durdu ve öylece kaldı. Sanıyorum önceden söylediğim malum sebeplerden dolayı bilinçaltım bazı şoklar yaşıyor. Şu iş ve yer kavramı. Bunu atlatacağımı umuyorum.

Tabi sürekli evde olunca bazen boşluğa düşmüyor değilim. Hayır aslında benimki diğer insanlar gibi “püf evde çok sıkıldım, dışarı çıkmam lazım boşluğu” değil. Ben aslında hiçbir şeyi yetiştirememe boşluğuna düştüm. Ya o kadar iş yapmam gerekiyor ki ve ben bunları yetiştiremiyorum. Yani izleyecek, okuyacak, anlatacak, anlayacak, görecek o kadar çok şey var ki bunları bir sıraya koyamamak yönetememek canımı sıkıyor. Ve gerçekten insanların evde nasıl sıkıldığına anlam veremiyorum. Aslında veriyorum bir yerde. İnsanların, öğrenmek, anlamak, araştırmak gibi bir dürtüsü olmayınca pencereden dışarıya bakarak of çok sıkıldım diyebiliyor. Sanırım bunun tek sebebi bu.

Çiçeklerle, tencere tavayla konuşuyorlarmış, kendilerini dinleyip sohbet ediyorlarmış diye delirdiklerini düşünen insanlar var. Sosyal medyada bunları gördüm. Tam online danışman olmanın zamanı. Zaten onların reklamı da ekranıma düşmeye başladı. Muhtemelen bu işten şu süreçte çok iyi para kazanacaklardır. Şimdi onları düşününce “ben ne yapayım” diye soruyorum. Takip edenler bilir zaten kafamda onlarca ses mevcut şimdi buna yenileri de eklendi. Hatta ben oturup onlarla polemiğe bile girebiliyorum. Geçen sabah yine aynı polemiklerin eşliğinde ortaya bir şey çıktı ve ben konuşulan bu şeyi şu an ortaya çıkartabilmek için oturdum onlarca saatlik video kayıtlarını video dediğimde filmleri izliyorum. Bu da sürpriz olsun. Muhtemelen önümüzdeki zaman zarfında bunu blogda yayınlayacağım ama süreç uzun olduğu için ben de araya bu söyleşiyi sıkıştırayım dedim.

Tabi bir süredir işten başka bir şey konuşmuyorum. Artık o kadar konuşuyorum ki iş esnasında çenem düşmeye başladı. Hele hele ilk gün ağrısından ne yapsam bilemedim ama şimdi normale döndü. Yani konuşmaya devam edeyim diyorum ama malum etrafta konuşacak pek insan yok. O sebepten dolayı bu metin için podcast olayına gireyim dedim. Kafamda ne zamandır vardı zaten. Tabi araştırmaya başladım. Ne lazım ne olmalı, nasıldır diye. Bir sürü şey okudum, dinledim ve izledim. Son olarak bir podcastta söylenen bir şey aklıma kazındı. “Bir şeyler iyi olsun diye uğraşıyorum didiniyorum, o işi profesyonelce yapmak için çalışıyorum ama o esnada benden o kadar çok şey gidiyor, yaratıcılığı o kadar çok götürüyor ki ben de yapmaktan vazgeçtim.” Tamam, tamam bu cümleyi tam böyle değildi. Ben uydurmuş olabilirim. Söylenen an azından vermek istediği anlam bu şekildeydi.

Evet ya ben de katılıyorum. Her şey profesyonel olsun, güzel olsun diyorum. Altı üstü şuraya koyacağım beş dakikalık bir ses kaydı için saatlerce araştırma yaptım. Sonra uğraşacaklarım da cabası. Ne olacak ki? Ya da ne oldu? O araştırmayı yaparken, yaratacağım, oluşturacağım ya da kurgulayacağım neleri kaçırdım ya da iteledim. Öğrendiklerim ansiklopedik bilgi olmaktan ne kadar öteye gitti. Süreç çok garip. İnsanın bir plana bir programa ihtiyacı var gerçekten. Ya da iş raconunu kullanırsak “zaman yönetimine”. Ama bu zamanı yönetmek aslında biraz da işinin olmamasıyla da orantılı.

Neyse şu süreci iyi yönetmek ve bir şeylerin yerini ayırıp çizgilerini çekmek lazım. Bakalım ben bu konuda ne yapacağım? Bu benim için de güzel bir dertleşme oldu. O yüzdendir ki başlığın ismini “Dışa Dökümler” koydum.

Her şey için teşekkürler

Kalın sağlıcakla.

fikrin nedir?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.