Dışa Dökümler 3 (Podcast) (diziler, sosyal medya ve bir sürü gereksiz lakırtı)

Podcast hakkında notlar: Zaten podcast’ta da belirttim bu kez spontane gelişti. Ancak mikrofonumda bir sorun olacak ki bazı yerlerde cızırtılar vardı bunları engellemek için biraz kırpmak zorunda kaldım. Tabi bunları kaydederken prtada programın kapanmasını, dışa aktarım sorunlarnı saymıyorum. Bunlar bahane değil elbet ama öğrenmeye devam ediyorum.
Keyifli dinlemeler.

Podcastı İndirmek için: https://drive.google.com/file/d/1VcAXY-6_xtFMzmZvQ3LHo6gulkSl8IUN/view?usp=sharing
Tüm Podcastler: https://drive.google.com/open?id=1rbHrtVLAGChGg8uJkOk-b40f0jBL6jY5

Podcast Metni

Dışa Dökümler 3 (Podcast) (diziler, sosyal medya ve bir sürü gereksiz lakırtı)

Kişisel Depresyon Anları’nın üçüncü podcast’ine hoş geldiniz. Bu hafta bir değişiklik yapıp metin yerine böyle spontane bir podcast yapayım dedim. Metinle ilgili bazı sıkıntılarım oldu. Aslında sıkıntı değil, metini yazarken o kadar çok yazma odaklı oluyorum ki bunu sanki birisi okuyacak gibi yazıyorum ki daha sonra düzeltmeleri doğru düzgün yapamadığım için podcast okuyup kaydı girmeye çalıştığım anda bu podcast sözlüğü bir anlatımdan çok yazılıp okunan metne dönüyor. O yüzden bu hafta bir değişiklik yapıp podcast’i spontane bir şekilde hayata geçireyim istedim.

Tabii burada beni en çok sürdüren şeylerden birisi de bu podcast’in metnini nasıl yazacağım oldu. Umuyorum süreci uzun tutmam ve podcast’in metnini kısa süre içerisinde yazabilirim. Gerçekten bu metin yazmak ya da konuşulanı metne çevirmek fikri çok fazla vakit alıyor.

Hala evlerdeyiz biliyorsunuz, Bir süre daha böyle evde kalacak gibi gözüküyoruz. Her ne kadar bütün planlar önümüzdeki ayın sonu, yani bayram sonuna biraz daha insanları dışarıya çıkmaya ya da çalışmaya daha doğrusu teşvik edecek şekilde olsa yani mesailere başlayacak olsak ta hala evde kalmaya devam ediyoruz.

Standart herkesin yaptığı şeyleri bende yapıyorum. Paylaşmadığım ve mutfakta geçirdiğim bir vakit var. Yaptığım bu pastalar, börekler, çörekler ve de yemekler… Onun haricinde işte vakit ya okuyarak, okuyarak olmasa da en azından sesli kitapları dinleyerek ve izleyerek geçiyor.

Burada izleyerek gidiyor dedim ama en çok yakındığım şeylerden biriside izlemek. İzlemek o kadar çok vakit alıyor ki artık bir yerde boşa izliyormuşuz hissi uyandırmaya başladı bende. Hadi bir yerde bazı filmleri es es geçiyorum. Onların izlenmesi gerekiyor, izlenmesi gereken şeyler var ama çoğunluk diziler o kadar çok vakit alıyor ki, o dizileri izlerken o kadar çok harcıyoruz ki çok fazla ömrümüzden ömür alıyor. Sonuçta da baktığımızda bize artı ne verdiği konusunda büyük bir tartışma içine düşüyorum. Kendi kendime neden bunlarda vakit harcadım diye düşünüyorum.

Bunu düşünmeme sebepte aslında geçenlerde yazdığım Eva Green film ve dizileri oldu. Orada ufak bir hesaplama yaptım, bundan önce bu hesaplamaları yapmıyordum işte, yaklaşık 18-19 tane film vardı ve toplamda 3 günüme mal oldu bunları izlemek ve yorumlamak. Oturup 3 gün boyunca sürekli sürekli izlemedim ama saat olarak hesapladığımda izlediklerim 3 güne yakın bir süre verdi. Şimdi düşünüyorum da 6 sezon izlediğimiz birer zaten olan, işte 10-15 bölümü olan veya 30 bölümü olan izler var. Hele hele Türk dizilerini zaten hiç saymıyorum 3 saat, 4 saat. 4 saatin sonunda elinize geçen sadece ona kaymış, bu buna atlamış, bu bilmem ne olmuş ya da şu şuna tecavüz etmiş, burada bilmem ne varmış. E o bağlamda biraz daha yabancı diziler en azından kendini izlettiriyor. Ama sonuç olarak baktığımızda orada verilecek ana fikir ya da orada bizi tatmin edecek duygu bazı filmlerin bir saatine, hatta yarım saatinde bile sığdırılmış oluyor. Burada külliyen hani izlemeyelim mi diyorum, tabii tamamen eğlence olayı biraz da dizi izlemek. Mesela 6 sezon sanırım Californication’ı çok severim. Tabii 30 dakika çerezlik bir diziydi ama belki 20 yıl sürse hala izlerdim. Ama onun da insana verdiği bir şey var yani bir yerde bir bakış açısı ve felsefesi vardı. Hani bunları takip etmekte sanki arada sorun yok gibi ama sürekli kendi kendini tekrar eden, tekrar etmeye başlayan şeyleri de izlemeye çalışmak, bilmiyorum. Şimdi biraz da isim vermiş gibi olacağım ama Walking Dead. Yani Walking Dead’in 4 sezonu mu, 5 sezonu mu, 4 sezonuna kadarda izledim hala devam ediyor sanırım ama olan farklı hiçbir şey yoktu. Sürekli adam, insanlar değişiyor, sürekli aynı olay, sürekli şeyler, birbirini tekrar eden bütün bu sahneleri tekrar tekrar izlemenin ne alemi var. Sonuçta verdiği ne? Evet bir salgın oluyor, insanlar zombi olmuş birileri kaçıyor, kovalıyor, bir birileri de hayatta kalmaya çalışıyor. Ama aynı şey defalarca defalarca tekrar ettiğinde elde boş kalıyor.

Ya da işte hepimizin sevdiği böyle bayılarak izlediği, izlediğimiz diğer diziler. Atıyorum Lord Of The Rings diyesim geliyor o dizi değildi, evet onun eş değeri… Neyse şu anda aklıma geldi zaten, böyle spontane gittiğim için çokta şey yapmıyorum ama o kadar bölüm izle çıtayı yükselt yükselt yükselt bittiği şey neydi? Hani bu Lost’ta olan şey oldu yani. Bekle, bekle, bekle, bekle e çıktın adadan tekrar adaya dön de düğmeye bas. Yani bir yerde evet olsun ama tadında da bırakılması gerekiyor. Tadında bırakılmadığı anda artık boşa sarmış oluyor her şey. Bu boşa sarması beni şu anda o kadar çok germe, zorlamaya, yormaya başladı ki bir diziye başlarken veya bir dizi izleyeceğim zaman sıkıntıyla izliyorum. Mesela son işte Westworld dizisi 2 sezon çok güzel, limiti o kadar çok yukarıda tuttu ki, 3 sezon güzel bir açılış yaptı, güzel bir şeydi ama baktığımızda özü veremedi, yani sadece görsel olarak veya yeni eklenti karakter özelinde bir şeyler atmaya başladı. Ama o yarattığı dünyanın içerisinden o karakterlerin evirilmesi ve çıkması orada anlatılan bir şey de bir şeyler eksik kaldı. Yani bu sezon mesela ondan da çok memnun kaldığımı söyleyemeyeceğim açıkçası. Şimdi bunları konuşmaya başlarken hiç biraz da böyle dizi yine film konuşmaya gidiyor, normal şartlarda buna gitmesi gerekiyor zaten çünkü süreç sürekli onların üstünden dönüyor, gündemi belirliyorlar yapılacak işleri belirliyorlar, her şey bu süreçte hareket ediyor.

Ve tabii gündemi belirleyen diğer şeyler de sosyal medyada var. Mümkün oldukça sosyal medyadan uzak durmaya çalışıyorum çalışmasına ama duramıyoruz. Yani nereden bakarsan bak bilhassa işte insanların okuyan, ben de okuyormuş gibi kendimi düşünüyorum ama çok fazla okuduğumu düşünüyorum, çünkü elime aldığım bir şeyde bir resim arıyorum, bir şey arıyorum. O yüzden bu süreçte bu instagram’ın çok garip bir durumu var. İnsanlar görme eylemini daha kolay buluyor, çünkü gördüğü şey fazla düşünmüyor ve süreç o kadar değişik ilerliyor ki şu anda hani sürekli zaten tüketip, tüketme toplumu olduğumuz, sürekli bir şeyleri tükettiğimiz için o sürecin de hızlı hızlı akıyor olması gerekiyor. Yani twitter 160 karakter alıyor, diğerleri resim koyuyor, benim yazdığım uzun yazı da zaten okunmuyor, bu süreçte bir şekilde daha hızlı olan, daha görsel olan kazanıyor. Artık edebi romanları da ünlü olduğu için okumaya başlıyoruz. Son dönem yazılan şeylere baktığımızda “çay simit edebiyatı” ondan sonra “şeker bilmem ne edebiyatı” bulana gidiyor. Hani o yüzden zaten son dönemlerde herkesin paylaştığı fotoğrafta bir çay-kahve bardağı var, çay-kahve bardaksız okunmuyor mu? O çay bardağı orada olmadan olmuyor mu? Ya onlar gibi bunların tamamı hızlı tüketilen maddeler çay, kahve. Bizim de bunları hızlı tüketmemizi istiyorlar. Yani orada okunan değil orada okunacak ve anlatılacak şeyden çok orada paylaşılan şeyler önemli oluyor. O kitabın içeriğinden çok oradaki resimdeki ne olduğu, hangi kahvenin olduğu ne yapıldığı ne edildiği bunlar daha çok önem kazanıyor. Yoksa kimsenin umurunda değil orada ne yazıldığı ya da yazılarının felsefesi. Tabi son dönem romanlara ya da kitaplara bakarsak ya da dergileri göz önünde bulundurursak yapılan şey sadece şu an ki günü kurtarmak.

Diz izliyoruz, diziyi seviyoruz Türkiye’de işte komedi dizisi şu anda başladı Tutunamayanlar, güne atıf yaptı diye diziyi seviyoruz. Diziyi internet kanalın üstünden izliyorsanız alt tarafına baktığınızda “a Ali’ye gönderme yapmış, Veli’ye şey yapmış, oradan ona çekmiş” e yani ne oldu özgün bir şey yok ortada. Bir skecin içindeyiz skeci toplamışız onu yaşıyoruz. Hepimiz onu yaşıyor. Belli bir doğru var, belli bir gerçek var, belli bir şey var ya da doğru gerçek demeyeyim bu biraz daha tabiri şey gidiyor, kurulmuş bir düzen var o düzen içinde bizde varız.

“Çayı çok seviyorum”, “çay olsaydı sen olmazdın” diye bir kitap yazılıyor, bu kitap çok satıyor, niye içinde çay var, çay çabuk bitiyor, çay çabuk bitiyor benim sevgimde sana çabuk bitiyor. Zaten son dönemde edebiyat dergisi ya da kültür, sanat dergisi dediğimiz şeyler de bu tarafa gidiyor. Hani az önce işte Tutunamayanlar’dan bahsettim, biraz eleştirdim güncel süreci ama orada da bir kıstas var. İşte “İmtiyaz” diye birisi var hep popüler şeylerden para kazanmak gibi bir misyonu var. Kendi içinde bir eleştirisi var dizinin. O da ayrı bir konu, yiğidi öldür hakkın ama bu mu yani?

Biz sadece kendimizi ispatlamak kendimizi ispatlamaktan çok kendimizi birilerine göstermek için mi bir şeyler yapıyoruz? Birilerine göstermek için spor yapıyoruz, birilerine göstermek için kitap okuyoruz, birilerine göstermek için film izliyoruz, birilerine göstermek için bir şeyler yapıyoruz. Şu an burada muyuz, bu konumda mıyız? Tabi burada sosyal medyanın artması, sosyal medyanın gelmesi ve sosyal medyanın görselliğe dayanarak işi avuçlayıp gitmesinin başlıca sebebi bu. Bizde zaten ona malzemeler üretiyoruz. Görselin üstü yok, yani şu anda ben instagram aplikasyonunun üstüne çıkacak bir şey düşünmüyorum. Görselin üstü yok, yani twitter çıktı resim değil yazı paylaşıyordu 160 karakterdi öldü. Öldü diyebiliriz yani. Facebook zaten tutuyordu bilmem neydi hepsini yapıyordu, atıyordu ama çizdiği şekil farklıydı, hitap ettiği kesim birden farklı olmaya başladı ve ondan sonra Instagram geldi Instagram tamamen görsel, tamamen kendini beğendirmeye odaklı bir araç olduğu için bütün insanlar onu sevdi. Bunun üstüne başka bir şey çıkacağını düşünmüyorum yani bunun türevleri çıkacaktır. Bir Instagram olmayacaktır Minstagram olacaktır, bir türevi olacaktır farklı bir şeyler içine atıp ama görsellik her zaman baki kalacaktır. Zaten o yüzden örneğin sinema ve resim sanatları diğerlerinden bir tık önde, onlarla rekabet eden bir de müzik var. Yani bir yazardan çok sinema oyuncusunu tanıyoruz.

Tabii süreç böyle gelişince, biz de buna ayak uydurmak zorunda kalıyoruz. Yani her ne kadar sosyal medyadan uzak durmak istesek te o bir şekilde bizi içine çekiyor, çekmeye de devam edecek yani bu şey değil. O kurgulanan dünyada, eğer bu dünyada yaşıyorsak, o kurgulanmış dünyada bizim çok fazla yapacak bir şeyimiz yok, yapacak tek şeyimiz bunu kabullenmek bunu itmek değil. Tabii itmekte bir yerde yapılacak bir eylem, kullanmayabilirsiniz o da tamamen sizin elinizde. Kullanmamak da bir şey kaybettirmeyecektir, kaybettireceğini düşünülmüyorum, çünkü bazı aplikasyonları kullanmıyorum. Hani 20 tane sosyal medya aplikasyonu varsa yirmisini kullanmaya gerek yok. Bir tanesi belki yerinde olacak, ki bu sizin dış dünya ile haberleşmenizi de sağlıyor. Artık gazete eski gazete değil ya da ulaştığınız mecmualar eski mecmua değil. Hiçbiri size doğru şeyi vermiyor ve zaten onları alabilmek için bunların bir reklam ayağı olduğu için sosyal medya burada çok önemli.

Sosyal medyada şöyle bir defa kaldırdıktan sonra aslında o kadar çok konuşacak şey, birden bende böyle başlayınca susmayan bir tip olduğum için yerde niye metne bağlı kalmam gerektiğini de anlamış bulunuyorum. Neyse bu seferlik de burada bitirip bir sonraki sefere nasıl geçecek hiç bilmiyorum.
Görüşmek üzere.

fikrin nedir?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.