Eva ile karantina günlerinde delirmeceler

Womb 2010

Womb, filmin altındaki yorumlara “uf ya yine ensest var” diye yorum yaptıran kapasitede bir film. Yani filmin içinden sevgili halkım sadece bunu çıkarıp alabiliyor ya ben de baya baya kendilerini tebrik ediyorum. Oysa ki iş enseste gidene kadar filmde sorulacak, düşünülecek o kadar şey var ki. Zaten filmin ana amacı bu.

Film küçük bir deniz kasabasında iki çocuğun arkadaşlığı ile başlıyor. Tabi o dönem aralarında adını koyamadıkları bir ilişki oluyor. Derken kızımız tatile geldiği dedesinin yanından gidiyor ve bu arkadaşlık burada bitiyor. Derken aradan yirmi yol kadar geçiyor ve küçük kızımız Eva yani Rebecca olarak geri dönüyor. Derken eski sevgilisini buluyor ve onunla butlu mesut yaşamaya başlıyorlar. Derdim ama öyle olmuyor. Bir yerlere giderken mola verdikleri sırada çocuk bir trafik kazasında ölüyor. Rebecca onun ölümünden kendini sorumlu tutarken klonunu doğurmak için başvuruda bulunur. Bu arada hikâyenin geçtiği dünyada insan klonlamak yasaldır ancak toplum klonlara ve bu duruma pek sıcak bakmamaktadır. Rebecca sonunda doğum yapar ve sevgilisine bire bir benzeyen çocuğu büyütür. Çocuk artık yetişkin olunca haliyle bir sevgilisi olur. Tabi uğruna bin bir türlü eziyetlere katlanan Rebecca bu durum karşısında iyice kabuğuna çekilir ve psikolojisi bozulur. Son olarak çocuk kendinin bir klon olduğunu ve doğma amacını öğrenince olaylar olaylar.

Ben filmi sevdim. Vermek istediği mesajı başarılı bir şekilde vermiş ve insan kopyalama olayını sorgulatıyor. Hani olay böyle olunca aklınıza düşündüğünüz sahneler gelmesin yine yok. Yok gibi bir şey ama oyun başarısıyla karakterin psikolojisini çok iyi yansıtmış Eva. Ben Rebecca karakterini dört ya da üçüncü sıraya koyuyorum.

Perfect Sense 2011

Filmden pek bahsetmeyeceğim. Zaten ortalıkta virüs muhabbeti dolanırken virüs içerikli bir filmden bahsetmek sürekli tekrar etmek olur. Filmde Susan karakterini canlandıran Eva salgın hastalıklar üzerine çalışan bir bilim kadınıdır. O ara bir salgın hastalık olur ve insanlar belirli aralıklarla bütün duyularını kaybetmeye başlarlar. O esnada Susan hemen evin köşesindeki restoranın şefi ile tanışır ve aşık olurlar. Her duygu kaybında acaba ne kaybettik diye iki sevgili sevişip dururlar. The Dreamers’ta bile bu kadar sevişme sahnesi yok. Hani senaryo böyle mi olmalıydı bilemedim ama ilginç konusu olan biraz daha işin bilim yönüne ve psikolojisine inen bir film olsa daha iyi olurmuş. Tabi bir de hissetme duyusu niye gitmedi onu anlamadım. Ama filmin müziklerini kesinlikle es geçmemek lazım. Efsaneler. Susan karakterini bir sıraya koyamadım şimdi.

Camelot 2011

Eva’nın ilk dizisi Camelot. Adından da anlaşılacağı gibi hikaye Kral Arthur efsanesine dolaklanmış durumda. Hal böyle olunca Eva’da kendine uyan bir karakterle karşımıza çıkıyor. The Golden Compass’ta demiştim ya “cadı olmak sana yakışıyor” diye. Heh işte burada cadı değil ama Morgan olarak karşımıza çıkıyor. Dolaylı yoldan cadı yani. Ben dizideki en iyi performansı Eva’da gördüm. Yine var mıydı birtakım sahneler, evet. Ama iktidar yolunda her şey mübah. Bu karakter beşinci sıraya yerleşir sanırım.

fikrin nedir?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.