first blog post of this year

Başlığı İngilizce attım diye elbette yazıya İngilizce devam etmeyeceğim. (“Aslında fena fikir de değilmiş.” “Bir denesem mi ne?”) Sadece artık yıllarca kez attığım başlıklardan biraz farklı olsun istedim. Gerçi içerik olarak aynı olsa da değişik yazımı sanki farklı bir şeymiş algısı uyandırdı bende. Muhtemelen sizde de aynı hissiyatı yaratacaktır. Velhasıl kelam bu size geçen seneden ne öğrendiğimi özetleyeceğim.

Son dönemde dikkatimi en çok çeken şey artık inananların yeni yıldan bir şey beklemiyor oluşları. Hani en azından ben öyle gördüm. Mesela kimse “bit, git yıl” çığırtkanlığı yapmadı. Ya da “yeni yıl bize şunları getir beklentimiz bu” demedi. Zaten bu sene çekilen Noel filmlerinde de iş yoktu. Öyle sımsıcak sarmadı, neşe ile doldurmadı ki dönemi geldiğinde boş boş bu filmleri izleyen ben bundan hiç memnun olmadım.

Hazır film demişken, bu sene sadece 28 yazı yayımlamışım ve bunun büyük çoğunluğu film yazıları. Zaten ziyaretçi ve görüntülenmeyi saymıyorum bile. Bazen diyorum neden uğraşıyorum ki bunla… Ben de bilmiyorum belki de şu ana kadar yayımlanmış 3516 yazının hatırı var, kaybolmasınlar istiyorum. Gerçi şunun şurasında kaç yıllık ömrüm kaldı, para ödemeyi kestiğim an hepsi kaybolup gidecektir yazıların, belki de kıyıda köşede zaman çizelgesi tutan sitelerden başka yerde kalmayacak… Onda da kimin aklına gelecekse bu zor isim birileri bakacak… Çok karamsar oldum değil mi? Acaba bu ücretsiz siteler ne kadar barındırıyor içerikleri. Elbet onların da bir süresi vardır ama bir veraset usulü vardır sanırım. Neyse…

(“Evet, ne yazacaktım. İş bu verasete falan gelince acayip koptum. Yine tembelliğe mi vursam işi?) Bir yandan da bu tembelliğime kulp bulmaya çalışıyorum. Sürekli psikiyatrların / psikologların videolarını izleyip bir tanı koymaya çalışıyorum kendime ama hepsinden bir kaç madde sonra uzaklaşıyorum. Muhtemelen bende her türlü sorunu azcık da olsa barındıran bir hastalık var. Bir gün birinden mustarip olurken ertesi gün diğerinden oluyorum ve bu da hayat kalitemi fena etkiliyor. (“Yatmak iyidir ya!”)

Acaba biraz hobi değişikliğimi yapsam. Öncelikle bu bilgisayar ekranından, aslında ekranlı olan her şeyden bi uzaklaşmam gerek. Mesela Twitter detoksundan falan bahsediyorlar acaba ben de mi yapsam dedim ama baktım ki zaten iki günde bir üç bilemedin beş dakika giriyormuşum. Haber yok, televizyon programı yok, gündem yok, tamamen izole bir hatayım var. Sanırım beyin göçü dedikleri de böyle bir şey. Benim beyin göçmüş ama nereye göçmüş ondan da haberim yok. Her şeyde bir odaklanma problemi. İşte, evde, derste, yolda… bulunabildiğim her yerde. Yahu tuvalete bile odaklanamıyorum elimde sürekli telefon. Bu telefon işini mi kaldırsam acaba. Onu da her şey dahil yaklaşık dört saat kullanıyormuşum. Cidden bir şeyler yapmalı. Bu sene bunu düşüneyim.

Keşke zamanında fırsat varken yurtdışına çıksaymışım. Aslında hala fırsat var hala çıkarım ama şimdi “çıkmak”tan çok “kaçmak” gibi geliyor bana. Bir şekilde kalıp savaşmak lazım değil mi? Onda da diyorum ki benim gibi pasif bir adam mı? Zaten göçmüşüm ya ben dediğim gibi.

Güya bir internet serisine başlayacaktım. Hatta azcık çizim yapabilsem belki çizgi roman gibi o da kaldı. İkinci kitap da son okumayı bekliyor. Üçüncünün taslaklar hazır. Öyküleri toplayıp e-kitap yapsam diyorum ve 17 gün sonra vizelerim var. Tabii diğer okunacakları, bitecek eğitimleri saymıyorum. (“Onların da sınavları vardı değil mi?”) Vallahi içim karardı. O zaman şöyle kendimi avutayım.

Platon’un bilgi anlayışı, onun varlık anlayışından bağımsız olarak tanımlanamaz.

Arrivederci alla prossima.

fikrin nedir?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top
%d blogcu bunu beğendi: