gittim… geldim…

Gittiğimi haber etmiştim. Şimdi de geldiğimi edeyim. Gitme sebebi iş için olunca haliyle çok fazla gezme fırsatı bulamadım. Lakin otelin olduğu yerde havanın elverdiği oranda bir kaç restoran denedik. Malum Brüksel hava alanı biraz karışık. Dönüş hikayesini hiç anlatmayayım. Bir buçuk saatte sıralardan kontrollerden geçip uçağa binmeye hazır olduk. Tamam güvenlik güvenlik ama bu biraz garip olmuş. Zaten bir yerde insanları o kadar kalabalık ve bir arada tutmak olası bir olayda bir çok insan kaybına sebebiyet vermek demek. Neyse. Bu gibi saçma sapan canlı bomba olaylarını şiddetle kınıyorum. Kınarken tabi “şiddet” kelimesin kullanmam da biraz garip oldu değil mi? Gerçi biz yavan kınamalara zaten hükumetimizden alışkınız.

Ah ne çenem düşmüş, tabi uzun zamandır yazmadım.

Edegem’den ufak tefek bahsettim. Sessiz sakin yer yer yer insanları gördüğünüzde insanların varlığını hissettiğiniz bir yer. Bu gördüğünüz insanlar da yaz kış demeden bisikletle dolanıyor azizim. Yalnız öyle bir bisiklet yolları var ki bizim iki bizim caddeler bu kadar geniş değildir. Şansımıza hava da çok iyi değildi ne yapalım fazla dolanma fırsatı bulamadık.

Şimdi otel Edegem’de bizim ofiste Machelen’de olunca tabi araya 30 küsür kilometrelik bir mesafe çıkıyor. Bu da her gün en az otuz dakikalık bir yolculuk demek. Eh günde yoğun geçip toplu halde hareket edince iş biraz çıkmaza giriyordu. Tabi bu arada Brüksel trafiğini de gördük. Tabi ben trafik diyorum da siz İstanbul ile hiç karşılaştırmayın. Trafikte insanların birbirine olan saygıyı hiç saymıyorum bile. O neymiş?

Edegem Evleri

Neyse. Edegem küçük bir yer dedik. Her yer yeşillik evler resimde gördüğünüz gibi. Kim yaşamak istemez ki? De Specht‘den bahsetmiştim. Civarda yemek yiyecek yek yer. Kısa mesafede yani. Kısa arıyoruz çünkü hava çok fazla uzaklaşmamıza olanak vermiyordu. Zaten bu alanlara yürüyerek gitmek gerekliydi. Toplu taşıma ayrı bir muamma. Neyse bir de steakhouse olduğunu öğrendik. Ancak restoran pazartesi ve salı günleri kapalı. Çarşamba günü ekip olarak soluğu steakhouseda aldık. Mekanın adı De Pelgrim. Burada yediğim baharatlı, oldukça baharatlı et çok güzeldi. Adı ise Vol au vent. Merak etmeyin yemesi söylemesi kadar zor değil. Et oldukça lezzetliydi.

Vol au vent -bol baharatlı ama gezinin en lezzetlisi-

Bir diğer temek günü de biraz saçma geçti. Daha uzaktaki bir Pizza Hut’a gittik. Buradaki Pizza Hut’da bizimkiler gibi değil. Her bir şey var. Etinden, makarnasına, pizzasından, şarabına, birasına… Burada pizza yedik grup olarak. Birazda Cezayirli arkadaşı kırmayalım diye. Ben yazmamışım ama arkadaş bu Cezayirlilerin pizza manyaklığı nedir. Adamlar her öğün pizza diye tutturuyor. Neyse. Pizza çok fazla iyi değildi bu sekansı atlıyorum.

La Brasseria’daki yemekler

Son gün de grup olarak yemeğe gittik. La Brasseria adlı bir İtalyan restorandı. Burada bir başlangıç, ana yemek ve tatlı yedik ama şimdi bu İtalyan yemeklerinin adını hatırlamıyorum. Ama resimlerden bir şey çıkar mı bilemeyeceğim. Yemeklerin ikisi de görüldüğü üzere deniz ürünüydü.

Neyse ya ben olaydan koptum bir şeyler yazarım ama olayla alakası olmaz. Neyse görüşmek üzere. Unutmadan burada genel olarak yemekler biraz tuzlu 🙂

fikrin nedir?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.