
Garson Türktü. Kore macerasının nasıl başladığını dinledik ondan. Korece biliyordu. Lokanta sahibinin hanımı da ona alfabeyi öğretiyormuş. Defterini getirdi ayak üstü biraz Korece çalıştık. Eh sohbet iyi güzeldi de ne yiyecektik. Şimdi Kore film ve dizilerinden bildiğimiz yiyecekler aklımızdaydı ebet. Ben sıraladım hemen: Bibimbab, kimiçi ve içki olarak soju. Zaten hali hazırda kimçi geliyormuş onun yanıdna da üç adet ön tıştırmalık Kore turşusu. Başladık yemeye tabii. Eğer acı sevmiyorsanız Kore yemekleri sizi biraz zorlayabilir ama ben afiyetle yedim. 🙂 İki kişi Bibimbab istedik birde adını hatırlayamadım bir yiyecek daha. İçinde neler verdı dur bakayım, mısır, yumurta, pirinç, başka başka… Hayır garsonumuzda yiyeceklerinden pek yemiyormuş bir cevap veremedi. Eh neyse yiyeceklerimiz geldi. Bibimbab yanında ve diğer Kore yemeklerinin yanıda bir tanede sebzeli, yumurtalı Kore çorbası geldi. İşin kötü tarafı bu adamların mutfağında ekmek yok. Ekmek yemeden insan nasıl doyar canım. 🙂 Sojumuzu açtık. Önce birer yudum aldık. Allah’ım bu su gibi. 🙂 Diğerleri pek beğenmedi ama benim hoşuma gitti. Çorba da, öne getirdikleri o turşular ve yiyecekler de. Yani yenmeyecek kadar değildi. Öyle anlatılanlar kadar kokusu yoktu. Sonuçta afiyetle yedim. İki Kore düşmanı (yemekleri beğenmedikleri için ben onlara böyle isim taktım:)) pek hoşnut kalmadılar ama ben mutluydum. Tek sorun az öncede söylediğim gibi ekmeğin olmaması. Ekmeksiz doyulur mu canım 🙂

Neyse yemeğimizi yedik, her oturduğumuzda en son spariş veren ben ilk sparişi vermiş ve büyük bir hızla bütün yemekleri silip süpürmüştüm. Çıkarkende kalan Sojumu ve yanına bir şişe de akstra almayı unutmadım.
garsonumuz Korede bulunduğunda nasıl karnını doyurduğunu anlattı. Un alır ocakta lavaş gibi yapar yerlermiş ve birde her gün makarna 🙂 Hay allahım dedim bu yemekler yenmez mi? Çok dramatize etmeyiniz. Hoş bende Çin mutfağını pek sevmem ya… Neyse.
Gittiğimizde restorantın sahibi Bay Lee dışarıdaymış Gelince hemen bize hoşgeldiniz dedi. Oralarda ona Yusuf derlermiş. 🙂 Bu arada Han Kuk Kwan, Türkçe’de Hanedan Konağı anlamına geliyormuş. Herşeyin sonunda Kore çayı geldi. başta bu ne yahu desekte sonradan ilk fincandan sonra kendini içtiriyordu.
Sonunda çıktık Ben memnundum. Diğerleri benim için önemli değildi. 🙂

Yanda görmüş olduğunuz, yiyecekler size hemen gelenler ilk aparatifler diyebiliriz. Sol baştaki Kimchi. Açıkçası o pek beklediğim gibi çıkmadı. Ama o gördüğünüz tüm şeyler acı 🙂

Bu taraftaki resimdeki ise üstte siyah kasede gözüken Bibimbab. Sebzeli pilav üzerinde biraz salça ve yağda yumurta, etrafı kızarmış et, soğan ve havuçla çevrilmiş. Tabi hiç birinde tuz yok 🙂
Eğer kore yemeği istiyorsanız yanında yumurtalı ve tavuk sulu içerisinde yine sebze olan sarı renkli gördüğünüz çorba geliyor. Tam benlik. Aslında ben pek sebze yemem ama bunlar hoşuma gitti. Sıksık uğramayı tüm yemekleri tatmayı düşünüyorum. Yannda birde ekmek olsa aslında çok güzel olacak ama ne yapalım ekmeğimizi biz götürürüz 🙂
Biz pek resim çekemedik 🙂 Hayır resim çekmeye pek fırsatımız olmadı muhabbetten dolayı o yüzden buradaki resimleri, şu adresten aldım; http://www.korea-fans.com/forum/showthread.php?tid=8193. Ancak kendi çektiğimiz üç beş resmi de buraya ekleyeceğim.
Eğer yolunuz Sultan Ahmet’e düşerse gitmemezlik etmeyin enazından bir uğrayın derim 🙂
안녕히 계세요 (nyong hi gye se yo)
Bu arada ben Soju'Da giderken yanıma aldım deidm ama ayrıntısına girmemişim. O nasıl bir içkidir. Su niyetine lıkır lıkır gidiyor. İçtiğinizi farketmiyorsunuz bile. Çarptığı söyleniyor ama pek birşey olmadı bana. Ama su yahu başla birşey değil. İçimi çok güzel çok rahat 🙂
nasıl ballandıra ballandıra anlatmışsın sen yaa.. acı pek yiyemem, olsa da yesem diorum şimdi ahahaa:D acıktım bak:D
istanbula düşünce yolun denemeden geçme derim 🙂 yedikçe yiyesi geliyor insanın 😀
ayıpsın:) hiç affetmem yerim:D
perş günü zor karar diye bi film izledim nicholas cage yemekleri yedikçe terliodu. kız da ona nanemsi bişi uzattı acısını alır diye. gözümün önünde öyle canlandın valla. bi acıdan bi o nanemsi ottan:):)
@ camilla
senden de bu beklenirdi 🙂
@ne ben olabildim ne de başkası
o ayrıntıyı yazmayı unutmuşum 🙂 yüzünüz kızarıyor, ortalık ısınmaya başlıyor, terlemeye başlıyorsunuz 🙂 acı yaktıkça sojuya devam ama o da sıcak ne yazık ki 🙂
Acı mı amann diyeyim yiyemiyorum yaa 🙁 ama yemekleri görünce ağzım sulanmadı değil 🙂
o kadar fazla değil, acılı adana, çiğ köfte yediğini düşün o kadarcık 🙂
Adana yiyemiom ben tabi alper hocam yaptığında iş başka benimkini yok denecek kadar acısız yoğuruyo 😀 çiğ köfteyi de az acılı yaptırıyom gören halime gülüyo yaa kızım yenir mi o öyle diye napayım yiyemiyorum iştee :))
eh ne diyelim sende yanda gelenlerden yemeyeceksin sadece çorba içip erişteyle yetineceksin, ama sojuya devam 🙂
yıllar önce ilk tanıştığımız dönemde, sarmısak sevmeyen nakhar'ı kore lokantasına götürme gafletinde bulundum, canım bir tanem içeride kokudan ve yemeklerden neredeyse bayılıyordu 😀
koku için birşey diyemem de yemekler o kadar da diil ama sarmısak sevmiyorsa çok kötü çok 🙂
bırak allah aşkına yaaa şaka mı yapıyorsun 🙂 içeriye girdiğime gireceğime nasıl çıkacağımı şaşırdım…
önüme getirilen 8 çeşit tabak minik minik, birinde zeytinvari bişi full sarmısaklı, büyük büyük barbunyalar full sarmısaklı, sadece iç plavına benzer plavını çok sevdim yukarda allah var yalan söylemiyim, ama o insanlar o kokuyla nasıl yaşıyorlar anlatamam diye düşünürdüm eskisi gibi sarmısak yemeyen biri olsaydım…
ama şimdilerde gitsem sanırım pilav dışında birkaç çeşit yemeğin daha tadına bakabilirim 🙂
de yine de benim damağıma hitap etmiyor bu kore mutfağı, 🙂 yoksa sevenlere (bkz.sevgilim) diyecek birşeyim yok 🙂
asıl sorun sarmısak ve baharatlar zaten eğer seviyosanız pek bir problem çıkmıyor 🙂
senin gitmen kötü zamanlına denk gelmiş 🙂
bence bir kez daha dene :p
ne kadar bu menü?
bu menün fiyatını net olarak hatırlamıyorum ama 4 kişi 160 lira kadardı sanırım. tabi sojularda dahil. asıl parayı o tutuyor…