İstila

Photo by danny howe on Unsplash

Güney, doğup büyüdüğü evin gölgesinde odasının penceresine doğru baktı. Bir süredir bahçede oyalanıyor ve evdeki kadın kalabalığının gitmesini bekliyordu. Artık küçük çaplı orman oluşturmuş bahçe ile ilgilenebilecekti. Geleceğe dair planlarından biri de buydu her ne kadar, ağaç ve çiçek bakımı hakkında hiçbir şey bilmese de… Vaktinin çoğunu bahçedeki karmaşaya bakarak geçirmiş eli bir türlü düzensiz yayılmış otları koparmaya gitmemişti. Uygulamaktan çok düşünmek ona daha kolay geliyordu. Ardında bıraktığı tüm hayatı bu şekilde geçmişti.

Birden döndü ve evin bodrumuna girdi. Gün içerisinde bile defalarca girmişti bodruma ama ilk defa bu kadar düzenli olduğunu fark etmişti. Sol tarafında bir masa üzerinde şarja takılı olan telefon ve tabletleri gördü. Misafirlerin olmalıydılar. Bir an hepsini toplayıp yukarıya çıkarmayı düşündü ama vazgeçti. “Unutmasalarmış” diye geçirdi aklından ve markalarını kontrol etmeye başladı.

Bir uğultu duydu aniden. Uğultu kendini birdenbire mekanik bir gürültüye bıraktı. Bir parazite. Hızlıca dışarı çıktı Güney, gök yüzüne baktığında kararmakta olan bulutların adından daha karanlık bir cisim fark etti. Çarpan kapılara aldırmadan çatıya çıktı bu karartıya daha yakından bakmak için. Ancak çatıya çıkığında ses azalmış karartı kendini doğal gün batımı alaca karanlığına bırakmıştı. Bir süre daha bakındı ve aşağı bodruma girdi. Çalışma ofisi gibi olmuştu burası onun için. Birkaç gün önce asmış olduğu televizyonu açtı.

“Gökyüzünde beliren ilginç cisim…”

Kanalların çoğunda aynı başlık vardı. Ne olduğu belli olmayan, anlamlandırılamayan bir cisimden bahsediyordu hepsi. Televizyona kulak kabartırken, bodrumun diğer kapısından giren gölgeye dikkat kesildi. Kısa boylu biri ona doğru yaklaşıyordu. Uzanarak uzak bölgedeki lambayı yaktı. Lambanın parlaklığı ile irkilen adamı tanıyabildi.  

“Erkan abi sen misin? Hayırdır ne işin var burada.”

“Biraz takılalım diye geldik” dedi sakin tavrıyla bıyıkları ardından sırıtarak ona doğru yaklaşan adam. O ilerledikçe ardından kürklere sarılmış, sarışın bir kadın onu takip ediyordu.

“Duydun mu abi haberlerde falan var, bir cisim gelmiş, uzaylılar geldi sanırım sonunda.”

“Bana ne oğlum deldilerse geldiler.”

“Abi şimdi ne olacak savaş falan?”

“Ben mi düşünücem onu amına koyayım. Hükümet o kadar sallıyordu onu yaptık bunu yaptık diye. Baksınlar çaresine, çokta sikime.” Erkan’ın sesi oldukça sakindi. Saman sarısı, önü açık pardösüsünün üçünden göbeği dışarıya çıkıyordu. Elleri cebinde dışarı çık der gibi bakıyordu Güney’e.

Bir süre Erkan anlatmaya çalışarak, Güney ise anlamayarak birbirlerine bakıştılar. Bu bakışmayı bozan ise yine aynı uğultu oldu. Güney koşarak çıktı dışarı. Gökyüzüne baktı. Karartı büyümeye başlamıştı. Bu karanlığın güneşin batışı ile ilgili olmadığını da biliyordu. Yine koşarak çatıya çıktı. En uç noktasında korkuluklara tırmandı. Karanlık gittikçe yaklaşıyor, her yakınlaştığında ise üzerinde yer değiştiren küpler hareket ediyordu. Sanki rubik bir küp şeklini oluşturmaya çalışıyor, birileri Legolarla şekil çıkarmaya çalışıyordu ortaya. Yavaş yavaş yavaş bir yüz belirmeye başladı devasa karanlığın dünyaya bakan yüzeyinde ve gözleriyle ağzı açılmaya başladı. Açıklardan aydınlanan alanda bir hareketlilik gördü Güney.

Bir halat etrafında karartılar dünyaya iniyor gibiydi. Gözleri ile onları seçebileceği yüksekliğe kadar bekledi ve izledi. Simsiyah insan formunu andıran karartılar, birbirlerini ezerek dünyaya iniyorlardı. Koşarak eve girdi. Etrafa bakındı kimseyi göremedi. Seslendi sesine cevap alamadı. Bodruma indi. Kimse yoktu. Seslendi. Sesine yanıt alamadı. Saklanmayı düşündü. Gözüyle arka tarafta sıralı tahtaları taradı bir yerlere sıkışabilir miydi? Bu esnada televizyonda savunma bakanı televizyonda açıklama yapıyordu. Korkacak bir şey yoktu. Devletimiz her zorluğun üstesinden gelirdi evvelallah. Güney bir süre konuşmayı dinledi ve ses birden uzaklaştı.

Kendine geldiğinde ise siyah bir zeminde türüyordu. Zeminden yukarıya doğru yine siyah duvarlar çıkıyordu. Dokundu. Soğuktu ve granite benziyordu. Siyahlıklar yer yer altın sarısı işlemelerle kesilmişti. Etrafına bakında meydan gibi bir yerdeydi sanki. Genişi bir alan, etrafı çeşitli yükseltilerle çevrili. Siyah ve soğuk. Sembollere baktı, sanki her biri bir Kufi karakteriydi. Şekiller çok benziyordu ama bir anlam veremedi. Yürümeye devam etti. Ancak her adım sanki aynı yere götürüyordu onu. Her şey birbirinin aynıydı.

“Oğlum” dedi ses “iyi misin?” Erkan karşısında durmuş ona bakıyordu.

“İyiyim abi” dedi Güney irkilerek. “Geliyorlar abi indiklerini gördüm. Saklanmamız lazım.”

“Kim geliyor gelirlerde gelsinler, amina koyim adamlar uzaydan gelmiş dünyayı bulmuş, saklanıcan da seni mi bulamayacaklar. Ben gidiyorum.” Döndü ve geldiği kapıya doğru ilerledi. Yanında kadın yoktu. Güney, sıralı tahtaların arkasında saklandı. Bir süre sonra birkaç ayak sesi ve gürültü duydu. Merak etti ama çıkmadı yerinden. Ta ki susayıp, acıkana kadar. Bu ise onun sonu olmuştu.

Comments

facebook'ta yorum yazın

fikrin nedir?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.