Kargalar yüksek uçar,  tilkiler leş saklar… 

Son cenazenin üzerinden saatler geçmemişti ki tek derdi hikayeler anlatmakta olan Koca Başkan, alnının ortasındaki tek gözünü uzun soluklu sıktı, anlında belirleşen kırışıklıklar, üç harfi tam anlamıyla ortaya çıkarmıştı. Gözkapağı ardına sıkılmış göz, İki tarafından damlalar akıttı. “Biz” dedi titrek sesiyle, o esnada iki eliyle deri pardesüsünü geriye attı. Uzun çelimsiz vücudunun en geniş parçası olan göğsü dışarıya fırladı. Ciğerlerine doluşturduğu derin nefesi son zerresine kadar bırakarak bağırdı. “Bunlara pabuç bırakır mıyız? ” Onu dinleyen kalabalıktan ne olduğu anlaşılmayan bir gürültü yükseldi. Gökyüzünde tamda kalabalığın üzerinde dolanan beyaz bir karga çığlık attı. Ruhları öbür tarafa taşıyan bu hayvanlar o kadar çok ruh taşımıştı ki son zamanlarda artık her biri gün ışığı gibi parlaktı. Roller değişilmişti, artık barışı taşıyan güvercinler, gece siyahıydı, müsubetsiz lanet hayvanın tekiydier. 

Bir tilki sürüsü kalabalıktan birkaç kilometre uzakta buldukları toprak alanda tepiniyor, kendilerini kamufle edecek bir duman bulutu oluşturuyorlardı etraflarında. Eskiden tilkiler iyiydi, kurnazdılar, şimdi ise düşünceleri gibi görünüşleri de değişmiş, kaldırdıkları toz bulutuyla gizlemeye çalışıyorlardı. Süreden ayrılan olmuştu elbet ancak onlar bir birliktelik sağlayamadıklarından evrim geçirerek, birer kertenkeleye dönüşmüştü. 

Nerden bakarsanız bakın sağ tarafını gördüğünüz insanların kurtarıcısı ise büyük bir orkestra eşliğinde, ellerini yumruk yapmış, ikisi de havada, orkestradan bağımsız bir şekilde dans etmeye çalışıyordu. 

Bazı insanoğulları henüz evrimin tamamlanmamıştı. İnkar ettikleri şeyler, teknoloji ile onlara gelirken, büyük bir dirayet ile içlerindeki otları yolmaya devam ediyorlardı. Bir çok insan vardı aslında tanrılara özenmiş… 

fikrin nedir?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.