Kimseye etmem şikayet, ağlarım kendi halime….

Hayır artık çok şey değişti. Nasıl bir insan oldum ki ben kendimle baş başa kalmaya korkuyorum? Kendime olan en büyük tahammülüm günün bir dakikasını dolduruyor mu? Hayır. Her yerde bir meşguliyet, her yerde bir kaçış. Tuvalette bile elimde sosyal olma gereçleri, her adımda tökezlediğim yollarda, kulağımda bir müzik, belki üçüncü kişilerin kahkahaları. Neredeyim şimdi? Neyin içine sıkıştım? Kumandam kimin elinde ya da beni bu düşüncesizliğe iten ne? Ne istiyorum? Hayallerim nerede? Her biri büyük bir yalana dönmüşken… Herkesi kandırdığım…. Beklentileri kaldırdığım. Kimin suçu? Aynadaki amaçsız yansımamın mı, yoksa benim mi? Biraz daha bekleyebilir miyiz baharı, ya da en sert kışı? Nasılsa araladık kapıyı mevsimlerin kalmamasına ne kadar kaldı sanki… Dökülen her saç, parlayan her alan, bilince biraz daha iterken beni, umutsuzluğa da o kadar gömüyor. Nasıl bu duruma geldim? Bu kadar umutsuz muydum? Bu kadar beklentisiz? Şimdi hangi kapı aralanacak? Aslında zaman ilerledikçe daha hızlı akıyor. Daha çabuk yaşlanıyor, daha hızlı ölüyoruz. Dün dediğimiz ne kadar uzaksa yarın dediğimiz o kadar yakın. Dün ne kadar acı ise yarın o kadar boş… Farklı ne olabilir ki? Dilimizi mi keseriz, parmaklarımızı mı doğrarız, yada bir beyin nakli… Bazen varlığımdan bile şüpheleniyorum… dokunduğumdan… hissettiğimden… Bazen korkuyorum her şeyin yalan olduğunun doğru olmasından… Gerçek kurmacadan…

fikrin nedir?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.