Küçük Akdeniz ve Ege Turu: 1. Gün (Kütahya / Çavdarhisar)

Blogu otomatik pilota aldıktan sonra öyle bir haftalık tura çıkalım dedim. Aslında tur planı Patara‘dan başlıyordu ama biz yollara düşünce kafamıza göre hareket ettiğimizden hiç yaptığımız plana uyamıyoruz. Bazen o an gördüğümüz bir tabela, bezende midemizin kazıntısı biri bir yerlere götürüyor. Nitekim bu gezi de aynı şekilde oldu. Bir plan dahilinde yola çıkıp, sonra plandan sapıp bir çok yere uğradık. Küçük Akdeniz, Ege turu dedim ama 2200 km yol yapmışız o da ayrı bir konu.

Hal böyleyken gün gün sıralama yapmak benim için daha kolay oldu. Şimdi o zaman hikayemize başlayalım.

Tembel insanlar olarak uykumuzdan feragat etmeyip İstanbul’dan on iki gibi ayrıldık. Çok fazla acelemiz yoktu. Aslında amacımız Kütahya’da bir gün konaklamak yolumuza öyle devam etmekti. Tabi arada Eskişehir’e uğrayacaktık o ayrı bir konu.

Yolda değişen fikir üzerine Eskişehir’e uğramamaya karar verdik. Bu esnada kısa bir mola vererek Eskişehir-Bilecik Yolu üzerinde bulunan Cennet Vadisi‘nde bir çay ve ihtiyaç molası verelim dedik. Cennet Vadisi güzel bir mekan. Otağı şeklinde kurulmuş ferah temiz bir yer. Yeşilliği düzeni gerçekten rahatlatan cennet dedirten güzellikte. Yoldan biraz içeride olması ana yolun sessinden uzak kalmanıza da sebebiyet veriyor. Bu da ekstrası. Ancak tüm bu güzelliklerin üzerine bu mekanda berbat bir çay içmemiz bizi hayli fazla hayal kırıklığına uğrattı. Kahvaltısı ve yemekleri için bir şey diyemeyeceğim ama burada çay içecekseniz önceden bir sorun derim.

Görünüm bu şekilde. Yukarıdan çıkan baca yapının tam ortasında da kocaman bir şömine var.

Çay hezimetinden sonra yola koyulduk. Eskişehir’i es geçip direkt Kütahya’ya vardık. Bu süre zarfında saat dördü geçmişti.  Kütahya’da konaklamayı iptal ettiğimiz için gözü Pamukkale’ye dikmiştik. Kütahya’da biraz soluklanmak eş dost görmek amaçlı Siyah İnci‘de birer soda içtik. Sıcakta ve yolda mineral almak şart tabi içtiğimiz suyun haddi hesabı da yok.

Kütahya çinileri ile meşhur ama zamanın ilerlemesinden dolayı çok fazla vakit ayıramıyoruz. Doğrusunu söylemek gerekirse biraz çinilerden uzaklaşmak iyi. 🙂 Kütahya’da Sevgi Yolu diye bir yer varmış. Trafiğe kapalı, sadece insanların yürüyüş için kullandığı. Bir de bu yolda yürüyoruz insanlara katılarak. Dağılmış halimizden turist olduğumuz belli. Bu yol oldukça kalabalık bir yol. Ben açıkçası Kütahya’nın bu kadar kalabalık olduğunu düşünmüyordum. Sıcağa rağmen sokaklar oldukça doluydu.

Sevgi Yolunda bir tur attıktan sonra Ali Paşa Cami’nin restorasyonda olduğunu görüyor ve devam ediyoruz yolumuza. Aslında girerdik camiye ama önümüzde kalan yol biraz bizi korkuttu. Hem düz mantıkla bakarsam Kütahya’da görülecek ne vardı ki?

Yola koyulduk. Antik şehirler bizi çağırdığı için yolumuzu uzatıp Çavdarhisar’da Aizanoi Antik Kenti‘nde soluğu aldık. Böylece gezinin ana fikri olan ilk antik kent turumuz başlamış oldu. Tabi geç vakit ulaştığımız için vaktimiz kısıtlıydı. Kent ören yeri olması sebebi ile dolaşabildik. Ancak mozaiklerin olduğu hamam kapalı olduğundan içeri giremedik. O kadar da olur. En azından güneşin yakıcı sıcaklığından kurtulmuş olduk.

Kent Koca Çay’ın etrafına kurulmuş. Çay üzerinde 4 tane antik köprü mevcut.  Bunlardan ikisi kullanılmaktaymış ancak biz gittiğimizde gördük ki biri de yol çalışması sebebi ile kapatılmış. Koca Çay denmiş adına ama dönem itibari içe çay kurumuş pek suyu kalmamış. Etrafta köy evleri mevcut ama bir çok ev boşaltılmış. Köylü tarafından yapılan evlerin çoğunun tabanında da eski antik taşlar kullanılmış. Sanıyorum tarihi önem kazandıktan sonra bu evler boşaltılmış. Ancak civarda bir düzenleme ve kazı emaresine rastlamadık.

Borsa alanı
sütunlu cadde
hayvan kabartması (geyik değil mi? sanki geyik gibi)
desenler
arka taraflar eser dolu ama öylece bırakılmış alıp götürsek kimse ne oluyor demez
daha sonra inşa edilmiş evlerin durumları, eser görmeye gelenler için çok güzel görüntüler değil, hiç olmadı bunlarda ufak tefek restorasyon geçirseydi ya da komple kaldırılsaydı, bunlar gibi onlarcası var malesef
arkaya doğru uzanan kazı alanı (?)
restore edilmiş kullanılan köprülerden biri

Bu bölümde yazacaklarımı parantez içine alayım dedim. Bizdeki tarih bilinci nasıl işliyor bilmiyorum. İster antik dönem olsun ister son dönem olsun bu eserlere değer vermiyoruz. Tamam halk bu konuda bilinçsiz ama devletin bu yönce bir yapılanmaya gitmesi gerekmiyor mu? Ülkenin büyük gelirleri arasında turizm var bunun bilincine de yavaş yavaş ulaşılıyor. Bu işi tarihe saygı için yapmayıp para için yapıyorsan bile bari düzgün yap.

Bunları neden diyorum. Bölgenin tamamı eski bir şehirle kaplı. Bunlardan bir kısmı görünür yüzeyde kalmış ve bir kısmı kazılar sonucu ortaya çıkarılıp düzenlenmiş ama diğer alanlar atıl bir şekilde bırakılmış. Ne bir düzenleme ne bir organizasyon var. Mesela 1970’yılında bir kazı yapılmış ne çıkarılmış ve nasıl düzenlenmişse aynı tas aynı hamam yıllarca bu şekilde devam ediyor Üzerine bir yenisini koymak yok. Olmasa yok diyeceğim ama her yer eser kaynıyor. Öyle ki başka ülkeler turizmlerini pazarlamak için kırk türlü uyduruk şey yapıyor. Bizde var, var olanı sunamıyoruz.

bir diğer kazılacak yerler, şu yerdeki taşların her birinde ayrı kabartmalar mevcut.
Koca Çay’ın şimdiki hali.
diğer bir alan
stadyum, tiyatro (bunun akustiğini deneyemedik)
Zeus tapınağı

tapınağın içi (o sıcakta tapınak için buz gibiydi ve süper atmosferi vardı bayıldım)

Kentte dört köprü bulunduğunu söylemiştim. Bunun yanı sıra, dünyanın ilk borsası da buradaymış. Yazıtlarda neyin ne kadar ettiği yazılmış. Girişteki tabelada bunlarla ilgili ilgilendirme yapılmış. Borsa 1970 Gediz Depremi sonrasında burada bulunan caminin yıkılması üzerinde ortaya çıkmış. Bölgece büyük bir stadyum tiyatro kompleksi bulunmakta. Burada birde dünyanın en iyi korunmuş Zeus tapınağı bulunmakta. tapınağın altına inip burada bulunan eserleri de görebiliyorsunuz. Çok güzel bir mekan. Daha fazla bilgi isterseniz http://www.aizanoi.com/‘a bakabilirsiniz.

Kentten ayrıldıktan bir süre sonra karnımız acıkmaya başladı. Geldiğimiz yol üzerinde öyle bir şeyler yiyecek çok fazla yer yoktu. gerçi bizim GPS programımızdan mıdır bizden midir bilmiyorum ama sürekli aksiyonlu, dar yollardan gidiyorduk. Nitekim Pamukkale yolu da bu şekildeydi. Nihayetinde Kula’da Egemen Dinlenme Tesisinde durduk. Her ne kadar böyle otobüslerin tercih ettiği yerleri biz tercih etmesekte bu kez yolun devamında bizi ne beklediğini bilmediğimiz için burada yemek yemeye koyulduk. Mekanda fazla otobüs durmuyor ya da bize tenha bir zaman denk geldi. Biz yemeklerin iyi olmayacağını düşünerek ızgara aldık. Izgaralar fena değildi. İyi bile sayılabilirdi hatta. Restoran tarafında tesis tuvaleti para kazansın diye tuvalet yoktu. Tesis tarafı tuvaleti de çok düzgündü diyemeyeceğim. Bir lira olmasına rağmen.

Burada otururken Pamukkale’de konaklayacağımız oteli de seçmiştik. Dedim ya bizde planlı bir şey yok. O dakika nerede kalmak istiyorsak. Kamp yeri olur otel olur. Uzun dolanan bir yoldan sonra otele vardık.

İlk gün yol planı

fikrin nedir?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.