Küçük Akdeniz ve Ege Turu: 4. Gün (Uzunyurt Köyü / Ölüdeniz / Dalyan)

Sabah Faralya‘da manzaramız eşliğinde Gül Pansiyon‘da kahvaltımızı yapıyoruz. Kahvaltı klasik ama doyurucu. Planımız belli aşağıya Kelebekler Vadisi‘ne inip bir kaç saat takılıp dönmek. Tabi bizim planımız bu her zaman plana uyamıyoruz gezinin başından beri hatırlatıyorum bunu.

Yol tarifini alıyoruz. Hemen pansiyonun yanındaki yoldan yürüyecek patikayı geçtikten sonra vadiye doğru inişe başlayacağız. Tabi pansiyon sahipleri ile konuşurken bize geri dönersiniz diyor. Geçtiğimiz günlerde iki yaralanmalı kaza olmuş insanlar, buradan inmeye çalışırken düşmüş.

Tabi bu olaylar bizi biraz düşündürse de biz bir yola çıkalım olmadı geri döneriz mantığı ile yola koyuluyoruz. Yavaş yavaş yürürken ilk aşamada patika güzel. Bizde bu yol mu deyip duruyoruz. Nihayetinde patika bitiyor artık bölgenin son noktasındaki tesise de geliyoruz. Tesisin içine girdikten sonra küçük bir tabela bizi yönlendiriyor. İşte asıl zorlu parkur burada.

İniş için uyarı tabelası var. Tabelada gidilecek yol kırmızı ile işaretlenmiştir diye bir uyarı var yani biz bu kırmızı işaretleri izleyeceği

buradan indiğimizde bizi karşılayacak deniz…

Bizde ineceğimiz yerdeki nesneleri küçük görünce oha dedik ama yılmadık. Yavaş yavaş yürümeye koyulduk. Bu sırada hatırlatmam lazım aksiyon sırası ve sonrasında pek resim yok. Bunun sebebi harcanan efor, bu eforun keyfine varırken de alınan zevki bölmeyip keyfini için.

Önümüzde bunca yol varken başladık patikadan aşağı inmeye. Bir yanımız uçurum bir yanımız dağ. Tabi biz dağa, kayalara, yer yer sağlam ağaçlara sarıla sarıla iniyoruz aşağıya. Fazla acelemiz yok sindire sindire. Derken yukarıdan başkalarının sesi geliyor. Pansiyonda tanıştığımız bir çift peşimize takılmış, parkurun en zorlularından iple inme kısmına geldiğimizde onları bekliyoruz. Biz iniyoruz ama onlar geri dönüyor.

ipler iniş için hazırlanmış

İpe güvenilir mi, ağaç kurumuş mu derken iplerden indik. Güneş yakıyor, nasıl terlediğimiz beli değil, suyumuzu idareli kullanmamız lazım tüm bunları düşününce gölgelik bulduğumuz alanda dinleniyoruz. Ben zorlandığım kısımlarda yere oturuyor bebek gibi kıçımın üzerinde yürüyorum. Daha güvenli olduğunu düşünerek. Ancak yolun sonu belli değil. Yıllardır büyüttüğüm göt göbek bana bu konuda bana pek yardımcı olmuyor. Sürekli aşağıya doğru inerken ayağımda ön kasların gerildiğini fark ediyorum. Korkum birden ayaklarım boşalırsa ne yaparım yönünde. Sonuçta benim ayaklar sakat. Vakti zamanında aşil tendiniti sebebi ile ayaklarımı hissetmemişliğim var. Bu sebepten fırsat buldukça mola veriyoruz.

dinlenme yerlerimizden manzaralar

Bir ara dinlenirken uzaktan sesler duyuyoruz. Paldır küldür yanımızdan bir turist bir Türk konuşarak geçiyor. Baya hızlılar. Türk olan buranın yerlisiymiş. Tabi idmanlı. Ben geçen gün burayı on beş dakikada çıktım diyor ama pek inandırıcı değil. Sonuçta bin küsür metreden bahsediyoruz (salladım mı acaba?). Az değil yani. Gerçi ikinci inişte daha hızlı inebiliriz o kesin. Biz onları uğurladıktan sonra yavaş yavaş inmeye devam ediyoruz.

Düz bir bölüme geldiğimizde biraz soluklanıp biraz erken oluyor ama zaferi kutluyoruz. Tabi sonrasında yine yolumuz var.

son manzaramz
bu da indiğimiz kısım

Son aşamayı da iniyoruz ama ben ayaklarımın üzerinde nasıl duruyorum belli değil. Artık yol düzlüğe çıkıyor ve ağaçların arasında dolanıyoruz.

son düzlük… yerleşime yaklaştığımız belli değil mi?

Artık kendimizi serin sulara atmak için planlar yapıyoruz. Ağaçlar içinde biraz kaybolduktan sonra biraz yardım alarak sahile doğru iniyoruz. Bizim haberimiz yoktu ama burada kamplar varmış. Ne den araştırmadıysak o da bakşa bir husus. Belkide arada kaynadı. Aslında burada kalınabilirmiş. Hemde diğer yerlere göre oldukça ucuz bir konaklama. Ufak evler varmış ama çadır yeterli tabi. Aslında direkt buraya gelip geceyi burada geçirebilirmişiz. Aslında bir sonraki tatil uzun konaklamalı burada olabilir.

Sahilde yanımızdan geçen on beş dakikada Faralya’ya tırmanan çocuğu güneşlenirken görüyoruz. Onunla biraz sohbet ettikten sonra kendimize kaya dibinde gölgelik bir yer buluyor, üzerimizdeki kirli kıyafetlerden kurtulup temizlenmek ve serinlemek için suya atıyoruz kendimizi. Burada deniz güzel. Bir süre kalıyoruz. Benim ayaklarım titriyor hala. Tabi sonrasında bir kaç gün yürürken sıkıntı yaşıyoruz o başka. Tabi bu hamlıkla olacak bu.

Biz Faralya’dan iki saatte inmişiz sahile. Tabi bu planlarımızın aksamasına sebep oluyor. Bir yandan yukarı nasıl çıkarız diye düşünürken (arabamız yukarıda) bir yandan da dinlenmeye çalışıyoruz. Bu arada açız da.

Vadide üç işletme var. Alan 500 konuk kapasiteliymiş. 100 dönümlük bir arazi üstüne kuruluymuş alan. Buranın eski adı Güdürümsu’imiş. Daha sonra Kelebekler Vadisi olmuş. Biz burada kelebek göremedik pek. Tabi vakti değildir. Diğer tarafta bir de şelale varmış, oraya da gitme planımız vardı ama ona da uyamadık. Daha sonra öğrendim ki şelalede mevsim itibari ile su yokmuş.

Karnımızda acıkmışken hemen arkamızda bulunan işletmeye gidip yiyecek bir şeyler bakınıyoruz. Burada eşkina balığı yedik çok lezzetliydi. Yerel bölge balığıymış. Balık oldukça büyüktü ve fiyatı da 30 liraydı yani bu büyüklükte bir balık için oldukça ucuz.

Yemeğimizi yedikten sonra sohbete daldık. Bu arada Faralya’ya nasıl döneriz hesaplarındaydık. İki seçeneğimiz vardı. Ya geldiğimiz gibi dönecek -belki dönerdik ama nasıl vakit harcardık bilmiyorum-, ya da deniz yolu ile dönecektik. Sonuçta ortak karar deniz yolu ile dönme yönünde çıktı. Vadiyi birde denizden görmek hiç fena olmazdı. Belki kaplumbağa görürdük.

Biz şelaleye gitme planı yapıyorduk ama dönüş için son tekne de kalkmak üzereymiş. Bu sebepten dolayı gezimizi yapamadık ve tekneyle döndük Ölüdenize. Ücret kişi başı on lira. Ölüdenizde de Faralya minibüslerine bindik. O da kişi başı iki lira.

Pansiyona ulaşıp arabamızı aldık ve yola koyulduk. Yol üstünden indiğimiz yamacın bir resmini çekelim diye durduk. Resimde de görülebileceği gibi o küçük beyaz evden aşağı indik. Direkt aşağı değil tabi sahile doğru…

büyük iş başarmışız 🙂

Bir sonraki hedefimiz Dalyan‘dı. Giderken yolda kalacağımız yer olan Sunshine Boutique Hotel‘i ayarlamıştık. Akşam vakti Dalyan’a vardık ve otele yerleştik. Tabi en büyük ihtiyacımız bir duştu. uzun uzadıya duşta kalıp sonra yemek için Dalyan merkeze indik.

Dalyan küçük ve sevimli bir şehir. Ancak oldukça pahalı. Bu sebepten dolayı yerli turistler çok fazla tercih etmiyormuş. Genelde İngilizler mevcut. Bu sebepten dolayı bolca İngiliz Pub’lara en azından o mantıkla kurulmuş barlara rastlıyorsunuz. Dalyanın içinde ufak bir tur attık. Hem yiyecek bir yer aradık hem merkezde, çarşı içinde dolandık. Tıkabasa olmamakla birlikte şehir kalabalık. Bazı sokaklar akşam olması sebebi ile trafiğe kapanmış bu şekilde sağlı sollu eğlence yerleri olan uzun bir cadde yapılmış. Dalyan’ın birde büyük meydanı var. BU güzel bir özellik.

Biz ne yiyelim nerede yiyelim diye düşünürken arabayı park ettiğimiz cadde üzerinde bir yer bulduk. Burada akşam yemeğimizi yedik. Mekanın adını hatırlamıyorum ama Migros’un karşı çaprazındaydı. Lahmacunu ve pidesi de fena değildi. Tabi ayran içmeden de geçmedik.

Yemek faslından sonra da otelimize geri döndük. Yarının planını yapıp, turlardan aldığımız bilgileri değerlendirmek üzere. Bunlar da yarının konusu olsun.

dördüncü gün haritası

fikrin nedir?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.