Kukumav Kuşu 2

KUKUMAV KUŞU 2

GÖKTEN İNEKLERİN YAĞDIĞI, GARİP BİR ÖLÜNÜN OLDUĞU BÖLÜM 

Sabaha karşı uyandığında kan ter içindeymiş. Etrafında koyu bir karanlık, uzaktan gelen uluma sesleriyle gördüğü rüya arasında gidip gelirken birden aklına damdaki inekler gelmiş. Oralarda kurt olmazmış aslında ama ne olacağı da belli olmazmış.  

Gecenin ayazına düşmemek için evden çıkarken üzerine parkesini almış, yüksek eşiğin tepesine çıkıp biraz soluklandıktan sonra adımını atmış dışarı. Eskisi gibi hızlı hareket edince tıkanıyormuş. Yaşlılıktanmış işte bir de onu gençliğinde görecekmişiz. Birkaç adım atmış ama elinde ne bir fener ne de baba yadigarı tüfeği varmış. Geriye dönüp onları alacakken karısını görmüş kapıda. Karısı ondan daha akıllıymış elinde lamba ve tüfekle bekliyormuş kapıda. Ne yalan söylesin onu kapıda öyle durunca korkmuş ama erkekliğine de bok sürdürmemiş. 

Tüfeği açmış içine bir bakmış fişekler tamammış ama fişekleri kim koydu hatırlamıyormuş. İnşallah nemlenmemiştir diye düşünmüş. Sevmezmiş bu mereti ya olmadan da olmuyormuş. 

Yavaş yavaş dama doğru ilerlemiş. Bir elinde tüfek bir elinde lamba yerlere baka baka gidiyormuş. Yerlere bakmak lazımmış, fareye mareye basıp kayar bir yerlerinizi kırarmışsınız sonra. Geçenlerde olmuş. Hilmi basmış helaya giderken kol kırık, bacak kırıkmış. Gerçi hela diye yalan dermiş o. Derdi başkaymış onun. 

Damın kapısına yaklaştıkça kan kokusu almaya başlamış. “Aha” demiş “yedi hayvanları puştlar” ama damın kapısı sıkıca kapalıymış. Yine de temkinli olmak için tahtalara tüfeğin kıçıyla vurup ses yapmış. İçerden hiç ses gelmiyormuş. Kapıyı yoklamış, açılmamış. Gözü kapının kancasına takılmış hala kapalı. Uyuyor hayvanlar diye düşünmüş en azından birinin kıpırdanması lazımmış. Kontrol etmek için ışığı damın kapısının üstünden tutmuş bakmış. İçeride kimse yok. Kancayı içeri girip sağa dola bakmış yine yok. Otuz beş malın otuz beşi de kayıpmış. Nereye gittiler bakayım derken damın köşesinde bir şey görmüş. Başta hareket ediyor gibi gelmiş sıkmış çifteliyi ama ne ah ne uh ses yok. Sonra ışığı doğrulmuş. O zaman görmüş. 

“Valla kumandana da anlattım. İneklere mi yanayım o adama mı dilemedim kumandan. Ömrü billah görmedim böyle şey. Bizim inekler de çıkar mı acep? Nereye kayboldular?” 

Gözümle askerlerden birine işaret ettim. Kolundan tutarak adamı kenara çekti bir şeyler sormaya devam etti ben yerdeki kan oluğuna basmamaya çalışarak cesede doğru ilerledim. Muhtemelen maktul canlıyken bu kadar fotoğraf çektirmemiştir. Şimdi bilinci olsaydı ne pozlar verirdi kim bilir. 

“Kimliği tespit edildi mi?” diye sordum boşluğa doğru. Buradaki kimseyi tanımıyordum. Neden buradaydım onu da bilmiyorum. Adam öldürüldüğü için mi inekler kaybolduğu için mi? Soruma biri cevap verdi: 

“Parmak izlerinden bir şey çıkmadı.”  

Afaki “götündekinden mi baktınız” diye sordum. Bir an sessizlik oldu ve herkes bana baktı. Kimse bir cevap vermedi. Cesede doğru tekrar eğildim ve ikinci kez incelemeye başladım. 

Her iki ek bileklerden kesilmiş, kesilen eller sırt bölgelerine yapıştırılmış. Her iki parmaktan orta parmak kesilmiş biri adamın kıçına bir diğeri ise ağzına tıkılmış. Baş doksan derece dönmüş ve tavana bakıyor. Ayaklar bileklerinden kesik ama ayaklar yok. Köpek pozisyonunda yerde duruyor. 

Öğlene doğru olay yerinden ayrıldım. Yanımda yeni yetme iki adli tıpçı stajyer aynı yöne gittiğimiz için bırakmamı istediler. İlk saha çalışmalarıymış, ikisi de kendinden geçmiş.  

İkisi de iyi çocuklar gibi. Arabaya bindiklerinden beri ağızlarını açmadılar. Sabah erken kalkmanın mahmurluğu üzerime çökmeye başlamış gözlerim aralanıyordu. Ben buraya neden gelmiştim ki? Neyse ki şuradan dönüp üst yola çıkınca kendimi akan trafiğe bırakacak artık beni nereye götürüyorsa gidecektim. Yavaşça dönmeye hazırlandım. Üstüne çıkacağım yolun altından geçerken bir gürültü duydum. Aslında birçok gürültü sayamadım. Aniden frene asıldığımda gözümün önünden bir inek düştü aşağıya. Ama ben aramanın sarsılmasının sebebinin benim frenimden mi, tamponu sıyıran inekten mi olduğunu anlayamadım. Birkaç metre ilerimdeki arabanın tam üzerine düşmüştü bir tanesi. Dikiz aynasından gördüğüm kadarıyla arkadakilerde de zayiat vardı. Arabadaki çocuklardan birisi salavat getirirken, diğeri küfretmeye başladı. Ben ise görebildiğim kadarıyla düşen hayvanları saymaya başlamıştım. Önde on yedi tane. Arkada görebildiğim kadarıyla beş. Kafamı sağa sola çevirdim. Hala yolun altında olmamız bizi korumuştu. Gaza biraz daha dokunsam, öndeki ineğin altında kalacaktık. 

Temkinli bir şekilde arabadan çıktım ve öndeki ineğe baktım. Hareket etmiyordu. Boynu yere düşmüş iri vücudunun anlamadığım yerlerinden kan sızıyordu arabanın altına doğru. Sonra kanın içinde olduğumu fark ettim. İneğin yüzüne doğru baktım. Gözleri kapalıydı, yüzünde bir gülümseme vardı. Mutlu gibiydi sanki. Bize göre telef olmuştu. Onlara göre yenmekten kurtulmuşlardı. 

fikrin nedir?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.