La piel que habito

 

 

Pedro Almodóvar‘ın son dönem çektiği en etkili, en iyi filmlerden biri La piel que habito. Film Thierry Jonquet‘in Tarantula adlı romanından uyarlama. Tabi böyle başarılı bir filmi izledikten sonra insan romanını da merak etmiyor değil. Eminim ki daha çarpıcı anlatım ve hikaye karşımıza çıkacaktır ancak Almadovar’ın sinema dili de yabana atılacak gibi değil.

 

Filmde beni en çok şaşırtan şeylerden biri de Antonio Banderas‘un performansı oldu. Açıkçaso kendisinden bu kadar iyi bir performans beklemiyordum. Antonio Banderas haricinde tüm ana ve yan karakterler de oldukça başarılıydı.

 

Filmin anlatım dili, görselliği, işlenişi kesinlikle bir roman okuyormuşsunuz edasında ilerliyordu. Kısıtlı mekan ve karakterlerle anlatımın bu kadar yoğun ve etkili olması, filmde emeği geçen herkesin tebrik edilmesini gerektiriyor. Tüm bunlara rağmen filmi sınıflandırmaya çalışmak biraz zor. Düz bakış açısıyla bir intikam filmi gibi görünün film aslıdan bünyesinde daha fazlasını barındırıyor.

 

 

Filmde intikamın yanı sıra, bir benlik arayışı da mevcut. Bunu hem Vera karakterinde hem de Robert karakterinde de görüyoruz. Vera karakterinde bedensel değişimin benliğe etkisini görürken, Robert karakterinde yaratmanın verdiği gücün benliğe etkisine tanık oluyoruz. Almadovar tüm bu benlik değişkenliklerini başarılı bir şekilde işlemiş ve bu işleyiş her açıdan olmuş. Yan karakter olan Marilia’nın her şeyi ile kötü olan oğluna karşı tutumu da buna dahil. Zaten öğreniyoruz ki Marilia bir seçim yapmak zorunda kalıyor.

 

Filmin işlenişi ilk bölüm itibarı ile sıkıcı geçse de finalin temellerini mantıklı bir şekilde atıyor. Estetik bir ameliyat geçirdiğini düşündüğümüz kadını izliyoruz bir süre. Derken bu kadının Robert’in vücudu yanan eşi olduğunu düşünüyoruz. Karşımıza usta bir cerrahın yarattığı mucize olarak karşımıza çıkıyor Vera karakteri. Ancak ilerleyen dakikalar ve hikayenin gelişimi film hakkında kurguladığımız şeylerin yok olmasına sebep oluyor ve hikayeyi öğreniyoruz.

 

 

Robert, sorunlu kızının ölümüne sebep olduğunu düşündüğü Vicente’dan intikam almak için onu kaçırır. Bir dizi ameliyatlar sonunda onu kadın bedenine hapseder. Ameliyatta ise onu ölen eşine benzetmiştir. Vicente karşı cinsin bedeni içinde olduğundan dolayı sıkıntılar çekmektedir. Kadın olmak ve erkek olmak arasında kalmıştır. Elbiseleri kesmesinden onun kadın olamayı hazmedemediğini anlıyoruz. Ancak kendisine verilen makyaj takımını alması da bu yeni bedenine alışması için bir adım gibi görünüyor. Ya da kendini kurtarmak için oynadığı oyunun başlangıcını.

 

Vicente, Vera olmaya alışırken, Robert’ta yaratmanın vermiş olduğu hazza kapılıyor. burada yarattığı şeye aşık olmak konusuyla baş başa kalıyoruz. Vera ile birlikte oluyor ve onu yanından ayırmak istemiyor. Bu bir sanatçının eseri ile ilişkisi olarak değerlendirilebilir. Belki de burada Robert’in yaptığı bir hata da Vera’yı karısına benzetmek. Çünkü bu benzerlik Zeca’nın dahil olması ile birlikte geçmişin geriye dönmesine sebep oluyor. Robert’in aslında Vera’yı kıskandığını görüyoruz.

 

 

Veranın içindeki erkek ise onu terk etmiyor. Ailesini yıllar sonra görmeye gittiğinde ve Robert’ten kurtulmaya çalışırken bile bu içindeki erkekle dolanıyor ortalıkta. Film bize özetliyor ki, benlik olduğu sürece dış görünümün pekte önemi yok.

 

Kısacası son dönemin en iyi filmlerinden La piel que habito. Kesinlikle izlenmesi gerekli.

 

Yönetmen: Pedro Almodóvar

 

Senaryo: Agustín AlmodóvarPedro AlmodóvarThierry Jonquet (kitap)

 

Oyuncular:

Antonio Banderas Robert Ledgard
Elena Anaya Vera Cruz
Marisa Paredes Marilia
Jan Cornet Vicente
Roberto Álamo Zeca
Eduard Fernández Fulgencio

 

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1189073/

 

fikrin nedir?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top
%d blogcu bunu beğendi: