Ölen ben olsaydım üzerime basar geçerdiniz.

Görsel: Joker 2019

Başlıktaki cümle Joker filminden alıntı ve cümle şu şekilde devam ediyor. “Her gün yanımdan geçip beni görmüyorsunuz ama bu adamlar, Thomas Wayne TV’de onlar için ağladı diye mi yani?”

Gerçekten de böyle değil mi? Sokakta gördüğümüz olaylara, kişilere bu kadar kayıtsız kalırken bir anda onun birileri tarafından reklam (!) edilmesi duyarlılığımızı nasıl da tavana çekiyor.

Bunun altında yatan gerçek ne? Popüler olmak mı? Ya da popülerleşmiş bir olgu da yer almak mı? Diğer insanların düşünceleri ile bir olup kendimizi onların içinde kamufle etmeye çalışmak mı? Ben bu soruların hepsine “evet” yanıtını veriyorum. Çünkü hepimizde aynı kaygı var: Üzerine basılıp geçilmeme kaygısı.

Evet bu durum biraz psikolojik. Hatta “biraz”ı da kaldırıyorum tamamen psikolojik. Bu durumun bir tık ötesi ise iyi ya da kötü kendini ispatlamaya gidiyor. Ve bu ispat Joker’in yaptığı gibi ya başkalarına zarar vermek ya da kendine zarar verme yoluna atıyor adımını. Aslında tamamen bu durumun içinde yaşıyoruz. Şu an popüler olmuş hemen hemen tüm YouTuberlarda bu durum mevcut. Ya kendilerini ya da başkalarını aşağılarken görüyoruz ve aslında kendimizle özleştirdiğimiz o karakterin başkalarını aşağılamasına kahkahalarla gülüyoruz. Bunun ile ilgili bir hikaye Behzat Ç.’nin son sezonunda bir bölümde de vardı ama yapısı gereği biraz soluk geçilmişti.

Aslında bulunduğumuz dünyada biz kendimizi ispatlamaya çalışırken bazılarının üzerine basıyoruz. Basmamayı tercih ettiğimiz zaman ise üzerine basılmaya çalışan bir karakterden öteye geçmiyoruz. Peki ya bu ortamda yetişen gençler için ne söyleyebiliriz? Hem ezen hem de ezilen için aslında aynı şeyi. Yavaş yavaş deliriyoruz, şekerleme gibi yutmaya başladığımız antidepresanlardan belli bu. Yo hayır aslında delilik aklın kimyasının bozulması, kimyasallarla bastırılacak bir şey değil. Gilbert Keith Chesterton’un dediği gibi, “Deli, aklını yitirmiş insan değildir. Deli, aklından başka her şeyini yitirmiş insandır.” Ve biz insanları buna itiyoruz. Empatisini, sevgisini, etrafındakileri, doğayı, dünyayı, her şeyini yitirmiş insan olmaya…

Görsel: Joker 2019

Bu kadar yitirmiştik arasında en son yitireceğimiz şey ise bu dünya olacak. Kendimiz için ziyan ettiğimiz dünyayı sonunda herkes için ziyan edip yaşanılmaz hale getireceğiz. Her ne olursa olsun doğası bozuk olan insanı bu sondan alıkoyamayacağız.

Yazıya Joker filminden bir alıntı ile başlamışken, biraz da filmden bahsedeyim. Aslında tam olarak filmden nasıl bir duygu ile çıktığımı bilmiyorum. Film gibi bunun tarifi de zor. Eğlenmek ve hüzünlenmek gibi iki zıt duygunun arasında kalıyorsunuz. Büyük çoğunlukla Joker’e hak vermem bende de genel anlamıyla bir psikolojik sorun olup olmadığı düşüncesini aklıma getirdi. Zaten olmadığı taraftarı değilim ama dozajını merak ediyorum sadece. Dünya üzerinde bir kişi ben akıllıyım diyorsa yalan söylüyor ve en büyük deli o dur zannımca.

Filmde Joaquin Phoenix’in oyunculuğuna bayıldım. Zaten onu izlemek için gittim dersem yalan makinesinden kolaylıkla sıyrılmış olurum. Bence kesinlikle tüm “en iyi oyuncu” ödüllerini hak eden bir performans olmuş. Eğer aksi bir durum çıkarsa benim de “kötü bir günüm olabilir”.

Şimdi filmin hikayesine göz attığımda her sahnede o kadar fazla gönderme var ki bunu anlamak için filmlere ve olaylara vakıf olmanız gerekiyor. Phoenix’in muhteşem oyunculuğu haricinde diğer bölümler sanki atıfta bulunduğu filmlerin toplaması gibi. Birkaç kamera hareketi beni bu filmlere götürdü dersem yeridir. Filmi daha iyi anlayabilmek için biraz da bu göndermeleri biliyor olmak gerekli. Aksi taktirde bazı şeyler havada kalabiliyor. Yine de bu farklı film ve olaylara atılan atıfları oyunculuk örtbas edebilmiş. Merak ederseniz, internette ise bu atıflar, gizli göndermeler ve olaylar hakkında onlarca kaynak bulabilirsiniz.

Filmin görüntülerini ve yönetimini sevdim. Aslında ne yalan söyleyeyim Todd Phillips’ten böyle bir film beklemezdim, oldukça şaşırdım. Filmin müzikleri ise oldukça başarılı tam da benim psikolojimi anlatan cinsten.

Bu arada film +18 olarak vizyonda. Ben ise filmin bu kadar şiddet içerdiğini düşünmüyorum. Olsa olsa bunun sebebi bir nebze olsun düzene başkaldırma içerdiği için. Evet işin bir de psikolojik boyutu var ama bu durumla hangimiz karşı karşıya kalmıyoruz ki? Hangimiz başlıktaki cümleyi geçirmedik aklımızdan?

Sanıyorum yazıyı bir bitirmek için bir final yazmalıyım. Ama aklımdaki parça pinçik düşünceler bitmesine olanak vermiyor. O zaman bende şu alıntıyla yazıyı devam ettirmek istiyorum:

“bunun son şarkı olduğunu söylüyorlar
bizi tanımadıkları için
sadece biz istersek bu son şarkı olur”
Dancer In The Dark 2

Comments

facebook'ta yorum yazın

fikrin nedir?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.