buralarda yokken izlediklerim

Ölümlü Dünya (2018)

Ölümlü DünyaFilm hakkında neler desem bilmiyorum. Film tamamen karmaşalar barındırıyor kendi içinde de izleyici tarafında da. Aslında beklediğimden daha farklı bir film çıktı. İzlerken keyif aldığımı da gizlemeyeceğim. Tabi filmin en büyük başarısı bence oyunculuklardı. O konuda bir şey diyemeyeceğim. Karakterler başarılı bir şekilde çizilmiş. Filmin senaryosunda olması gerektiği gibi absürt. Bu çerçevede de iyi kalıyor. Senaryoya baktığımızda aslında havada olun cevaplanması gereken oldukça soru var. Senaryo da oldukça kalabalık bir ekip tarafından yazılmış. Hissettiğim sanki her oyuncu kendi karakterini yazmış. Burada da en baskın karakter Feyyaz Yiğit’in karakteri olmuş. Zaman zaman monolog derecesine varacak sahnelerle baş başa kalıyoruz. Sanki filmin en göze batan kısmı bu.

Filmde oldukça fazla küfür var. Şahsi görüşümü sorarsanız bence olması gerektiği kadardı. Yani bu tarz bir filmde olması gayet doğaldı. Senaryoyu biraz daha yatırırsak, oldukça güzel ve etkileyici giriş yapıyor. Daha ilk dakikadan ters köşe yapması filmin sonrasında nelerle karşılaşacağınızın hayalini kurduruyor ve beklentiyi oldukça yükseltiyor. Hatta hikayenin binlerce yıllık bir örgüte dayanması falan derken of diyorsunuz ne geliyor. Ancak sonrası için iş standarda bağlıyor. Kendi sorularının kendi yarattığı dünyanın sonunu getiremiyor. Filmin bir sonu yok, çok fazla havada kalıyor yani. Yine de bu süreçte eğlenceli bir izlenim sunuyor.

Yönetime gelirsek çok fazla yeni şey vermese de bize Ali Atay var olan teknikleri başarılı bir şekilde kullanmış. Sanıyorum buna ekleyerek gidecek. Filmin devamı da olsun bence hatta internet dizisi bile olabilir. Yani şu örgütle falan biraz daha uğraşalım neymiş kimmiş belli olsun. Bence iyi olur.

Özetle izlenebilir keyifli bir film. Tavsiye ederim. **** Yönetmen: Ali Atay Senaryo:  Ali AtayAli Demirel Oyuncular:  Ahmet Mümtaz TaylanAlper KulSarp Apak https://www.imdb.com/title/tt7748244/

Sofra Sırları (2018)

sofra sırlarıSon dönem Türk sinemasında artık olağanlaşmışın haricinde bir şeyler görmek beni sevindiriyor. Sevindirenler arasında da Sofra Sırları var. Tabi film bir gruba soksam ne diyeceğimi bilmiyorum ama değişik bir filmdi. Filmdeki olayların nerede ne zaman nasıl döneceğini kestiremiyorsunuz. Arada sırada kara komediye göz kırpıyor ama o taraftan da bekleneni vermiyor. Bir katil hikayesi mi izliyoruz, bir katilin doğuşunu mu o da pek belirsiz. Bir gerçek var ki Türkiye de kadın katil olmak oldukça değişik geliyor ve izliyorsunuz filmi. Biraz daha karakterin altı dolsa daha iyi olurmuş.

Filmde asıl öne çıkan ise oyunculuklar. Çoğul eki kullandığıma bakmayın asıl işi Demet Evgar yapıyor. Tüm duyguları başarılı bir şekilde izleyiciye hissettiriyor. Düşünüyorum da filmde başka biri oynasaydı aynı etkiyi verebilir miydi emin değilim. Filmi parçalı hikayeyi bağlayan ve odakta tutan Demet Evgar.

Filmin mekanı ve atmosferi güzeldi. Zaman geçişlerinde bazı sıkıntılar gördüm. Kış dönemi olduğu belli ama bir kar var bir kar yok benim kafamı karıştırdı. Özetlemek gerekirse, değişik konu farklı bakış açısı bakımından film izlenebilir. Hikayenin ve karakterin altı daha iyi dolsa film ne olduğunu daha iyi bilse çok ses getirecek bir film olabilirmiş. Yine de izlenebilir. *** Yönetmen – Senaryo: Ümit Ünal Oyuncular: Demet EvgarFerit AktugFatih AlFirat Altunmese https://www.imdb.com/title/tt5845758/

Westworld (2016– )

westworldGeçen günlerde bahsetmiştim Westworld’den. Blogta arayıp bulamayınca kısa da olsa burada yer vereyim dedim. Aslında çok fazla detaya da girmeyeceğim. Öncelikle oyunculuk ve teknik açıdan oldukça başarılı bir dizi. Hikaye de bir o kadar başarılı gidiyor. Dizi ikinci sezonda ilk sezon itibariyle gönlümde terin bir taht kurdu. Ancak ikinci sezon ilk sezona oranla biraz daha yavaş ve derin ilerledi. Biraz daha robotların bilinçlenme ile kendi özgürlüklerini ilan etmesine tanık olduk. Bu süreçte aslında film Humans ile paralel ilerledi. Ancak şahsi görüşümü sorarsanız bu paralelde ben Humans’ın gidişatını hada sağlam ve yere basar buldum. Westworld biraz daha karmaşık ve soru işaretleri ile ilerliyor. Üçüncü sezon nasıl gidecek ne olacak merak ediyorum. Muhtemelen soru işaretlerine bir şekilde cevap verecek diye düşünüyorum.

Hikayeye biraz değinirsek; zenginlerin duygularını tatmin etmek için insan görünümlü robotların olduğu bir bölge yaratırlar. İnsanlar burada tüm kötü ve şiddet içerikli duygularını tatmin ederler. Bu robotların yaşadıkları periyodik olarak silinmektedir ancak bazıları geçmişlerinin hatırlamaya başlar. Sonra burayı geliştiren doktorun yardımıyla bilinçlerine kavuşurlar ve insanlar ile robotlar arasında bir savaş çıkar. Robotların amacı bu yapay dünyadan sıyrılıp gerçek dünyaya geçmektir. İzlemediyseniz geç kalmış sayılmazsınız. ****/* Oyuncular: Evan Rachel WoodThandie NewtonJeffrey WrightAnthony HopkinsEd Harris https://www.imdb.com/title/tt0475784/

Transcendence (2014)

transcendenceBu filmi de uzun süre önce izlemiştim ama yer vermemişim. Zaten izlediklerimi de uzun süre sonra iyice hazmettikten sonra yazıyorum. İyi mi oluyor tartışılır. Film konu ve oyuncu kadrosu itibari ile oldukça iyi ancak nedense keşfedemediğim bir şeyler eksikti. Zaman zaman sıkıldım diyebilirim ki bu tür filmlerde pek olası bir şey değil benim için. Bende de sıkıntı olabilir tabi ki.

Film yapay zekayı işliyor. Bir bilim adamı kendi zekasını bir bilgisayara yükler ve bu yapay zeka zamanla kendini geliştirir ve tüm bilgilere ulaşır. Tabi böyle bir güce eriştiğinde insani duygulardan da uzaklaşmaya başlar. Bir süre sonra kendi doğruları ile insanları yönetmeye onları etkisi altına almaya başlar. Filmde yapay zekaya sahip bilim adamını insanlığına döndüren ise aşk olur.

Sanıyorum bir yerlerde hikaye yere tam basmıyordu ki baş rolde Johnny Depp olmasına rağmen film pek tutmadı. Arada kalmış aslında daha iyi olabilecekken olamamış bir film. Yine de meraklısı keyifle izleyebilir. *** Yönetmen: Wally Pfister Senaryo: Jack Paglen Oyuncular: Johnny DeppRebecca HallMorgan Freeman https://www.imdb.com/title/tt2209764/

Wish Upon (2017)

wish uponÖyle vakit geçsin eğlence olsun diye izlediğim ama bana hiçte istediğimi vermeyen film. Ana karakter o kadar itici ki film boyunca katlanmak zorunda kalıyorsunuz. Bir yerde alıp elime o karakteri sopayı veresim geldi ama yapamıyorsun işte. Film ne görsel ne de hikaye olarak tatmin etmiyor. Tabi oyunculuklar da tatmin edici değil. Korku filmi olarak baktığımızda da korkutucu bir unsura rastlamadım ben. Tam anlamıyla bir ergen filmi diyebilirim.

Clare annesinin intiharından sonra babası ile birlikte yaşamaktadır. Babası da depresyona girmiş iş olarak çöp toplamayı seçmiştir. Babası günün birinde üzerinde Çince yazılan bir sandık bulur ve bunu Clare’e hediye eder. Ne gariptir ki az da olsa Çince bilen Clare kutunun üzerindekileri okur ve dilek hakkı olduğunu öğrenir ve bir dilekte bulunur. Dileği gerçekleşir ama her dilekte etrafından biri ölür. Bunu bilmesine rağmen Clare abuk sabuk dilekler dilemeye devam eder. Tabi final çok şaşırtıcı değil.

İzlenmese de olur filmler arasında çok şey kaçırmazsınız. ** Yönetmen: John R. Leonetti Senaryo: Barbara Marshall Oyuncular: Joey KingRyan PhillippeKi Hong Lee https://www.imdb.com/title/tt5322012/

The Strangers: Prey at Night (2018)

thestrangerspreyatnightFilme nasıl bir anlam yüklesem bilemedim. Çünkü hiç bir anlam ifade etmedi benim için. Teen slasher filmi olan The Strangers: Prey at Night konusu da olmayan sadece amaçsızca öldürmeye odaklı. Hal böyle olunca çokta şaşırtmayan standartta kalan sahnelerle karşılaşıyoruz. Tabi bu arada teenlerimizde oldukça aptal.

Bir aile kamp yapmak için bir mobil kamp alanına gelir. Derken burada yüzleri maskeli birileri onlara saldırır ve bu şekilde kovalamaca başlar. Daha fazla ne diyebilirim bilmiyorum. Hikaye olarak bayat, oyunculuk ve çekim olarakta tatmin etmeyen bir film. İzlemeseniz de olur. * Yönetmen: Johannes Roberts Senaryo: Bryan BertinoBen Ketai Oyuncular: Christina HendricksMartin HendersonBailee Madison https://www.imdb.com/title/tt1285009/

Ready Player One (2018)

ready player oneKitabı okumadım ama eminim ki kitap filmden daha etkileyicidir. Yönetmenin Steven Spielberg olması beni biraz umutlandırmıştı zaten filmi de onun hatırına izledim ama bana sıradan bir yönetmenden izleyeceğim keyif dışında bir keyif vermedi. Bununla birlikte oldukça yüksek bir bütçeye sahip. Film kendini sıkmadan izletiyor ama o sürekli beklenen etkiyi bırakmıyor. 

Tabi benim bu kadar yerme sebebim daha iyi bir film olması yönünde. Ancak filmde de direkt boş film demem yersiz olur. Birazda yönetmene kıyasla bu eleştiriyi yapıyorum. Filmin alt metini oldukça dolu. Her sahnedeki göndermeleri izlerken bunu da biliyorum bu da buradan demekten kendinizi alamıyorsunuz. Hatta bir yerde sıkıyor. Bunu son Cem Yılmaz filminde de demiştim. Göndermelerin çokluğu bir yerden sonra yormaya başlıyor. Oyunculuklar içinde çok iyi diyemeyeceğim.

2045 yılında dünya çokta yaşanılacak bir yer değildir. James Halliday adında bir oyun yazarı Oasis adı altında bir sanal gerçeklik evreni yaratır ve insanlar burada çok farklı bir yaşam şekliyle karşılaşır. Herkes Oasis’te takılır ve buradan kazandığı puanla gerçek hayatlarını da sürdürürler. Bir gün James ölür ve arkasında bütün servetini bıraktığı bir oyun bırakır ve herkes bu oyunu oynamaya başlar.

Aksiyonu bol, keyifli birazcıkta uzun bir film. Ama çok fazla beklentiyle izlemeyin. **** Yönetmen: Steven Spielberg Senaryo: Zak PennErnest Cline Oyuncular: Tye SheridanOlivia CookeBen Mendelsohn

7 Guardians of the Tomb (2018)

7guardiansofthetombOrtalama bir bilim kurgu, fantastik ve macera film var karşımızda. Ben böyle filmleri severim. Şimdi bu film açısından konuşursak, hikaye oldukça basit, oyunculuklar iyi değil, görsel olarakta fazla tatmin etmiyor. Hikayede en sevdiğim kısım eski tarihi olayın genetik bilimine bağlanmasıydı. Filmde öyle bir yerde bitti ki devamı gelir cinsten. Ama basit insan hırsları barındıran filmler yapmasınlar artık. Allah’ım n’olursun! Amin. Daha güzel yoğurulabilinir bu duygular filmde.

Jia zengin bir ilaç firmasının varisidir. Kardeşi bir gün milattan önce iki yüz yılında bir Çin kralının mumyasını bulmak için yola çıkar ve haber alınamaz. O da kardeşini bulmak için şirketinin yöneticisi ve yardımcıları ile bölgeye gider ve araştırmaya başlar. İlerledikçe çeşitli tuzaklarla karşılaşırlar. Bu tuzaklarla baş ederken etraflarında sürekli örümcekler dolanır. Aslında bu örümcekler gizlenen bir gerçektir.

Çok şey vermeyen ama benim izlerken zaman zaman saçma bulduğum ama tür olarak cezbettiği keyif aldığım bir film. Ciddi bir puanlamayla iki buçuktan üç veririm. *** Yönetmen: Kimble Rendall Senaryo: Jonathan Scanlon Oyuncular:  Bingbing LiKellan LutzKelsey Grammer  https://www.imdb.com/title/tt4915672/

Devil’s Tree: Rooted Evil (2018)

devils tree rooted evilHer korku filminde olduğu gibi bu film içinde gerçek olaylardan esinlendiği belirtilmiş. Belki ölüm sahneleri için esinlenilmiş olabilir ama ağaç falan hikaye. Zaten alıştık bu gibi işlere. Yalnız daha filmi anlatmadan gömmeye başladım. Tabi bir korku filmi olarak tatmin etmediğini baştan söylemeliyim filmin. Ama bana korku filmi olsun.

Gazetecilik okuyan Samantha okulu bitirmek için son bir haber yapması gerekir. Bunun içinde kendine ilginç gelen bir konu seçer. Rivayete göre Şaytan Ağacı adı verilen çok eski bir ağaç vardır ve burada garip olaylar olmaktadır. Sam arkadaşını alır ve buraya haber yapmaya gider. Derken ağacın çevresinde garip şeyler hissetmeye başlar ve araştırmayı sıklaştırır ancak kötülük ona da bulaşır.

Korkutmayan, görsel olarakta farklı olmayan bir film. ** Yönetmen – Senaryo:  Chris AlonsoJoshua Louis Oyuncular: Diana D. AmbrosioRyan AppChris Caputo

The Heretics (2017)

the hereticsBana hikaye olarak değişik gelen bir filmdi Kafirler. Aslında hikayeye daha iyi bir dokunuş, psikolojik dozunun artırmak ve iyi bir yönetimle oldukça başarılı bir film çıkabilirmiş ortaya. Fikir olarak beğendiğimi söylemeliyim. Filmi izlerken olayın nasıl şekilleneceğini tam olarak kestiremiyorsunuz ve aslında iyi kim sorusunu soruyorsunuz sürekli. Senaryo daha ustaca olabilirmiş aslında biraz amatör bir elden başka gözleri bakmamasından kaynaklı hatalar mevcut.

Oyunculuklar fena değildi. Öyle klasik korku sahnelerine pek rastlamadım ama ufak tefek göze baymayan sahneler vardı. Yukarıda da belirttiğim gibi daha iyi ellerde daha etkili bir film olabilirmiş.

Gloria sorunları olan ve destek alan genç bir kızdır. Geçmişinde bir ayinin ortasında kalmıştır ve bunları hayal olarak görür. Aslında hayal midir gerçek mi bunu anlayamayız başlarda. Bir gün kız arkadaşından dönerken kaçırılır ve bilmediği bir dağ evine getirilir. Eski ayinden gördüğü biri tarafından kaçırılmıştır. Genç adam ona zarar vermeyeceğini söyleyerek, onu zincirler. Tam da o gecenin sabahında garip bir dönüşüm geçirmeye başlar.

Öyle çok tatmin etmese de benim hoşuma gitti film ama genel olarak baktığımda fazla puan veremeyeceğim. Ama tür meraklısı izleyebilir. **/* Yönetmen: Chad Archibald Senaryo: Jayme Laforest Oyuncular:  Nina KiriRy BarrettJorja Cadence https://www.imdb.com/title/tt6318848/

Ferhat Uludere – Sayıklamalar

ferhat uludere sayıklamalar

İkidir bilmediğim ya da bildiğim, yazar kim olursa olsun, dış görünüşünü merak ettiğimi fark ettim. Zaten hep ederdim de ayrı bir araştırma isteği geldi bana. Bundan sonra da kitabin yanında yazarının resmini de yayınlamaya yarar verdim. Evet okuyarak düşüncelerini tanıyoruz ama şöyle bir görünüşünü de bilelim değil mi Sonuçta kitaplar kadar yazarları da önemli. 

Sayıklamalar’ı da aylar önce okumuştum ve Instagram’da bir alıntı yapmışım. Onu yayınlayıp kitaba geçeyim.

 

Sayıklamalar

Sayıklamalar Ferhat Uludere’nin ilk kitabı. 2002 yılında yayımlanmış kitap 2015 yılında yeniden basılmış. Ferhat Uludere’nin daha önce 1001 Fıçı Bira ve Son 11 kitaplarına yer vermiştim. Bir kitapta burada yazılmak için bekliyor. Tabi Sayıklamalar’a göre 1001 Fıçı Bira ve Son 11’in daha akıcı ve keyifli olduğunu söylemeliyim. Bir gerçekte Sayıklamaların bir öykü kitabı olarak çoğunlukla karamsar hikayelere sahip olması. Şimdi buna kendimden pay çıkartırsam evet aslında yazarın kitabı çıkardığı dönemde bu şekilde bunalım olması oldukça normal.

Sayıklamalar’da yirmi üç hikaye var. İçlerinden de birini seçmem gerekirse beni en çok etkileyen bu kitapta “Teleskop” oldu. Tabi diğer hikayeler de okuyucuyu es geçmiyor ve bir yerinden yakalayıp, hayatınızı bu hikayelere yatırıp düşünmeye başlıyorsunuz. Okumanızı tavsiye ederim.

Kitap Arkası

Sayıklamalar, Ferhat Uludere’nin ilk kitabı. İnsanı etkileyen hikâyelerin olduğu bir kitap. Yaşamak yıllarla ölçülen bir şey değildir, ama bu öyküler sanki daha çok yaşamış birinin elinden çıkmış izlenimi uyandırıyor. Bu yüzden de hikâyeler yürek burkucu ve etkileyici. Ben şahsen, kimine önceden aşina olduğum halde hepsini okudum, sonra kimine bir kez daha baktım. Sonra da, uzun süre aklıma takıldıklarını fark ettim. Daha doğrusu aklıma takılan tek tek hikâyelerin kendilerinden çok, bir dünyaydı, Ferhat tarafından yaratılmış bir dünya: Çaresiz bir yalnızlık güzellemesi, imkânsız bir ilişkiler bütünü, loş odalar, yağmur, ne yaptığını bildiğini sanan insanlarla kendisine neyin niye yapıldığını anlamayan insanlar. Ve bir tür üçüncü göz sahibi, yaradılış yumağının nedenini ve hikmetini anlamamış (belki de, zahmet etmemiş) bile olsa, nasıl sarıldığını bilen bir insan. Dünyayı bize kendi köşesinden bakarak anlatan, her zaman anlatıcı olmayan bir anlatıcı. Ferhat dünyaya biraz da Borges gibi bakıyor. Gören gözlerin sathi taramasından çok, görmeyen gözlerin deşici eşici bakışıyla…

-Sevin Okyay-

Sözlerim yok, yeminlerim, yalanlarım… Her çabam boşa çıktı ve utandım adımın çağrısından.
Günlerdir, haftalardır, aylardır, belki de yıllardır aynı hikayede dolaşıyorum. Üşüyorum. Bitişikte bir kedi ağlıyor, cenazesi çoktan kaldırıldı oysa ki. Dumanlar arasında kesildi soluğu. Alevler yaladı ruhunu. Hala ağlıyor.
Şehirle yok olmak istiyorum. Dİnamitlendi her yan, fitiller ateşlendi.
Patlamadı dinamitler. Şehir ayakta hala, bir tek ben öldüm, yaşamak bir tek benim hakkımdı çünkü.

Yayınevi: Yitik Ülke
İlk Baskı Yılı : 2002
Sayfa Sayısı : 92

Buralarda yokken izlediklerim

A.I.C.O.: Incarnation (2018)

aico

Netflix animelerinden biri A.I.C.O.: Incarnation. Oldukça da ilginç bir konuya sahip. Hikaye biraz daha ayrıntıya girebilir miydi bilmiyorum ama ufak tefek kurguda eksiklikler var gibi geldi.

Hikaye 2035 yılında geçiyor. Yapay yaşam formu araştırması yaparken “patlama” denen bir olay yaşanır ve “Madde” adı verilen bir organizma şehrin büyük kısmına yayılır ve bir çok insanın ölmesine sebep olur. Madde zaman zaman aktif hale gelse de genelde kontrol altındadır. 15 yaşındaki Aiko’da bu patlamada ailesini kaybetmiştir. Bir süre sonra ailesinin bu patlamanın merkezinde olduğunu öğrenir ve oraya doğru yola çıkar. Bu esnada kendisinin de yapay bir madde olduğunu öğrenir. Oldukça ilginç İzlenebilir bir anime. **** Yönetmen: Kazuya Murata, Senaryo: Yuuichi Nomura https://myanimelist.net/anime/36039/AICO__Incarnation

Dark Crimes (2016)

True CrimesFilmin oyuncuları arasında Jim Carrey‘i görünce birde konusu suç olunca izlemeden edemedim filmi. Ancak filmin beklediğim gibi çıkmadığını da satırlarımın başında belirtmeliyim. Evet oyunculuklar, kadro iyiydi ama film o kadar yavaş akıyor ve kurguda da sıkıntılar vardı ki film zaman zaman akmak bilmedi.

Filmin senaryosu  David Grann‘in The New Yorker dergisinde makalesinden esinlenerek yazılmış. Bir tık daha amosfer yükseltilebilirmiş. Yıllar önce bir cinayet soruşturması yürüten dedektif buradaki başarısızlığından dolayı çok fazla arka planda kalmıştır. Yılar sonra bir yazar bu cinayetin tüm ayrıntılarını içeren bir kitap yazar ve dedektif bu konuyu tekrar araştırmaya başlar. Olayın içine girdikçe yeni şeyler ortaya çıkar ama dedektif toplum gözünde zor durumda kalır.

İzlenebilir bir film True Crimes aslında. Dediğim gibi biraz sıkıcı ilerliyor. *** Yönetmen: Alexandros Avranas Senaryo: Jeremy BrockDavid Grann Oyuncular: Jim CarreyMarton CsokasCharlotte Gainsbourg 

A Wrinkle in Time (2018)

a wrinkle in timeKlasik Walt Disney yapımı var karşımızda. Yani tonlarca para dökülmüş ama ele avuca gelir bir şey çıkmamış ortaya. Çocuk filmi desem değil, büyük desem o da değil. Kurguda o kadar eksikler var ki ne oldu diye sorabiliyorsunuz arada. Çocuk kitabı uyarlamasıymış, okumadım ama bence yazık olmuş kitaba. Sadece hikaye ve kurgu değil görsel olarakta film tatmin edici değil.

Bunlara rağmen film yer yer büyük laflar ediyor. Hikayedeki dört düzen sağlayıcı çocukların anlamayacağı -eğer çocuk filmiyse- o kadar derin büyük laflar ediyor ki zaman zaman metaforlar izlerken büyüklerin bile beynini yakabiliyor. Ancak çoğu filmin düzensiz akışında tüm bunlarda havada kalıyor.

İki kardeşin babaları birden ortadan kaybolmuş yıllardır haber alınamamıştır. Ancak çocuklar onun geleceğini düşünürler. Derken bir gün garip görünümlü kadınlar ortaya çıkar ve babalarını kurtarmak için başka dünyalarda maceraya atılırlar. Boş vakitte izlenir belki. *** Yönetmen: Ava DuVernay Senaryo:  Jennifer Lee Oyuncular: Storm ReidOprah WinfreyReese Witherspoon https://www.imdb.com/title/tt1620680/

A Quiet Place (2018)

a quie tplace

Son dönem korku filmleri arasında oldukça başarılı bir film Sessiz Bir Yer. Bunun sebebi ise filmde çok fazla bilinmeyen olması. Bir de artık korku filmlerinde o kadar aşırı gürültü var ki bu filmin oldukça sessiz olması insanı tedirgin ediyor. Yani sürekli bir şeyler olacakmış hissi ile ekranın başında duruyorsunuz.

Hikaye ilgi çekici değişik bilinmeyen üzerine odaklanırken sizde bu dünya hakkında sorular sormaya başlıyorsunuz. Bu sorular nispeten cevap bulsa da bir çoğu havada kalıyor. Bir çok yerde de filmin mantık hataları ile karşılaşıyorsunuz. Bu hatalar da o kadar çok ki, artık bir yerden sonra sorular yormaya başlıyor.

İnsanlar sessiz bir şekilde yaşamaktadırlar. Bunun sebebi sese duyarlı ama kör yaratıkların olmasıdır. En ufak ayrıntıyı bile duymaktadır bu yaratıklar. İşte burada da soru işaretleri çıkmaya başlıyor ortaya. Buna rağmen belirttiğim ortam sessizlik, oyunculukların iyi olması atmosferi yaşamanızı sağlıyor. İzlenebilir.

**/ Yönetmen: John Krasinski Senaryo: Bryan WoodsScott Beck Oyuncular: Emily BluntJohn KrasinskiMillicent Simmonds https://www.imdb.com/title/tt6644200/

Black Panther (2018)

blackpantherŞimdi film ABD’de çok yankı uyandırdı. İlk siyahi süper kahraman adı altında lanse edildi ama biz maalesef filmde öyle süper kahramanlık görmedik. Süper kahramanlıktan çok aile içi taht kavgası vardı karşımızda. Tabi sonraki bölümlerle birlikte hikaye nasıl gelişir, nasıl bir düşman profili karşılarına çıkar bilmiyorum ama bundan öteye gitmez diye bir düşünce var aklımda. Film yine WB yapımı ve bol bütçeli. Güzel de gişe yapmış. Ancak hikayede havada kalan kısımlar mevcuttu. Görsel olarak çoğu aksiyon sahnesinde animasyonlar göze batıyordu. Hikaye temelleri Afrika kökenli halka dayanıyor ama bunu bildik bilim kurgu ile harmanlamak biraz zor olmuş. Öyle bir teknoloji geliştirmişler ki bunu herkesten saklamayı başarmışlar. Bu ayrıntılar tabi çok fazla verilmemiş.

Filmi iki bölüme ayırabiliriz. İlk bölüm daha genel giderken ikinci bölüm biraz daha ailevi meselerle ilerliyor. Aslında aksiyonu bol olmasına rağmen bana filmin süresi çok uzun geldi. Sanki iki bölüm çekilecek filmi kesmişler biçmişler bu hale getirmişler gibi. Bu sebepten sanıyoruz az önce dile getirdiğim gibi havada klan çok yer vardı.

Oyunculuklar fena değildi. Bu konuda pek bir şey diyemeyeceğim. Yine de tutarlı bir şey kalmıyor elimizde filmden. İzlerken vakit geçiyor ama sonrasında akılda kalan etkileyici bir tarafı yok. Hikaye ise artık yeyip yuttuğumuz klasiklikte. Yeni bir şey sunmuyor bize. Sunduğu tek şey karakterler. İzlenebilir ama çok şey beklenmemeli. *** Yönetmen – Senarist: Ryan Coogler Oyuncular:  Chadwick BosemanMichael B. JordanLupita Nyong’o https://www.imdb.com/title/tt1825683/

Pacific Rim: Uprising (2018)

pacific rimu prisingİlk film ne kadar iyiyse -ki o filmi de baya gömmüşüm- bu film o kadar kötü diyebilirim. Tamamen para kazanma amacıyla yapılmış bir film. İlk filmdeki gibi hikaye oldukça havada. Yani savaş üzerinden on yıl geçmiş tüm asıl karakterler ölmüş. Robotları kullanacak adam bile kalmamış ortalıkta. Ama bu robot sanayisi bile özelleşmiş, Çinlilerin eline geçmiş. Dünyayı hep Amerikan mamulleri kurtaracak değil ya? Yinede Amerikalılar olmazda olmaz.

Aradan on yıl geçmiş ilk filmdeki kahramanımız bir kazada ölmüştür. Oğlu da onun gibi başarılı bir pilottur. Burada pilot demem doğru mu bilemedim. Ama genlerinden kahraman olan kahramanımız ordudan ayrılmış kaçakçılık yapmaktadır. Derken küçük bir kızla karşılaşır ve askerlere yasa dışı robot kullanımından dolayı yakalanırlar. Bu esnada yaratıklar saldırır ve bilin bakalım kim kurtaracaktır dünyayı.

İşte bu kadar klişe bir hikaye var elimizde. Temel olarak hiç bir şey yok. Hikaye, kurgu havada. Tek keyifli kısım robotların kavgası ama yine robotlar gidip uzak doğu dövüşü sergiliyorlar. Sanıyorum bu olaydan kurtulamayacağız biz. Aksiyon sırasında çoğu yerde animasyonlar göze çarpıyor. Bu da tam olarak izlenim keyfi vermiyor. Oyunculuklar iyi değil. Zaten eski karakterlerden arındırılmış olması ve her daim ön planda gençlerin olması ergen tiriplerini izlememizin ötesine geçirmiyor filmi. Yönetimi ise pek başarılı bulmadım. Özetlemek gerekirse vaktimiz geçsin filmi. Fazla şey beklemeyin. **/* Yönetmen – Senaryo: Steven S. DeKnight Oyuncular:  John BoyegaScott EastwoodCailee Spaeny https://www.imdb.com/title/tt2557478/

Çocuklar Sana Emanet (2018)

çocuklar sana emanetFilmin yönetmeni  olduğu için merakla izledim. Onun filmi olmasaydı izler miydim? Aslında evet bilirsiniz benim bu filmlere nasıl meraklı olduğum. Ama film  imzalı olunca ben bile hataya düşüp çıtayı yüksek tutabiliyorum. Hiç bir zaman bu filmler için zaman kaybı demedim öyle olduğunu da düşünmüyorum. Bir şeyler bırakıyor insanda ister istemez. Bu film sende ne bıraktı derseniz, Assos’u ne çok sevdiğimi. Sonrasını bilmem.

Hikaye sanki benim hikayelerime benziyor. Bir fikir var akılda şöyle çok güzel olsa fevkalade olacak ama önüne yada arkasına bir şeyler örmeye başlayınca bir türlü oturmuyor. Bir şeyler eksik kalıyor. Bu filmde de aynı şeyleri hissettim. Hadi ben biran önce bitsin diye acele ediyorum gişe kaygım yok ama bu filmde biraz aceleye gelmiş ve öylece bırakılmış. İzlerken sanki dağınıklıklar bütününe bakıp ince iplerle bir araya toplanmasına tanık oluyorsunuz. Her parçanın duygusu ise farklı. Sonra finale de alakasız bir şey çıkıyor ortaya.

Kerem ünlü bir mimardır. Bir gün kafa dinlemeye Assos’a doğru yola çıkarlar. Köye yaklaştıklarında bir kaza yaparlar ve kazada önlerine çıkan bir çocuk ve karısı ölür. Buna alışmaya çalışan Kerem bir süre sonra garip olaylarla karışlaşmaya başlar. Sonra bu durumu çözmek için şaman bir kadının yanına giderler.

Zaman zaman bazı sahneler gerse de korku sahneleri oldukça klişeydi filmdeki. Yani bakıldığında ne tam bir gerilim ne de tam bir korku olmuş. Aslında daha iyi olmasını beklerdim. *** Yönetmen – Senarist: Çagan Irmak Oyuncular:Engin AkyürekHilal AltinbilekSerif Sezer  https://www.imdb.com/title/tt7748432/

Lost in Space (2018-)

lost in spaceŞöyle fragmanına bakında ele avuca gelir bir Netflix dizisi gibi gelmişti bana ama daha ilk bölümlerinden hayal kırıklığına uğradığımı anladım. Yine de belki döner kendini kurtarır diye sezon sonuna kadar izledim. Ancak nafile. Koca bilim kurgu dizisi, bir kötü kadının, bir çocuk tribinin uğruna geçip gitti. Tabi ailevi olayları, hiç mi hiç hesaba katmıyorum. Zaten tüm gezi bir ailenin yaşantısına odaklanmış durumda. Ailevi buhranlar, birliktelik, kötü insanlar dünyada değil de uzayda sadece.

Dünya artık yaşanılacak gibi değildir ve seçilmiş bir insan topluluğu bir koloni kurmak amacıyla  uzaya gönderilir. Yolculuk esnasında uzaylı robot olduğunu anladığımız robotlar insanlara saldırır ve bir çok kişi bu yolculukta hayatını kaybeder. İnsanlar küçük gemilere binerek kaçarlar. Bizim ailemizde dünya benzeri bir gezegene düşer. Ama benzemiyordur da bu da işin aksiyonu. Burada olan biten anlatılır dizide de.

Sezon finali itibariyle yeni bir gezegene doğru yola çıkarlar. Umuyorum ikinci sezon gelmez ve kurtuluruz. İzlemem sanırım. Bu arada IMDB’den nasıl bu kadar yüksek puan almış bilemiyorum. Dizi akmıyor adeta. ** Yaratıcılar: Irwin AllenMatt SazamaBurk Sharpless Oyuncular:  Molly ParkerToby Stephens https://www.imdb.com/title/tt5232792/

Cenaze İşleri (2017)

cenaze işleriŞimdi ben bu filmi niye izledim? Kendime sordum. Aslında vakit vardı hadi izleyeyim de arada bir Türk filmi de olsun dedim. Komedi filmi olduğunu biliyordum ama güldüm mü tartışılır. Bir iki sahnede ince göndermeler vardı. Belki göndermelerin sayısı daha fazla olabilir bir çoğu artık ezberlediklerimizin ötesine geçmiyordu.

Hikaye ise oldukça düz ve basitti. Çok fazla düşünülmemiş, klasik karakterlerin bulunduğu, klasik olay örgüsünün yaşandığı bir filmdi. Mezar kazıcısı olan kahramanımız mesleği ve parasızlığı yüzünden sevdiği kız ile bir türlü evlenemez. Derken zıp çıktı arkadaşı ona bir teklifle gelir. Ölü bir adamı direkt gömecektir. Şeytana uyan bizim eleman bu teklifi kabul eder ama getirdikleri adam ölü değil baygındır. Eleman alır adamı evine götürür ve mafya arası hesaplaşma içinde kalır.

Olay bu. Yönetim ve oyunculuklar tatmin edici değil. Klişe ama kendi içinde tutarlı bir hikayesi vardı yinede. İzlemeseniz de olur derim. * Yönetmen – Senaryo: Korhan Uğur Oyuncular:  Melis Cemre ÇınarErgun KuyucuMelih Selçuk https://www.imdb.com/title/tt8445796/

Tomb Raider (2018)

tomb raiderBen aslında macera filmlerini severim. Böyle bilinmeyene doğru aksiyon dolu yolculuklar fevkalade keyifli olur. Tomb Raider’da pek oyun oynamayı beceremesem de eskiden oynamaya çalıştığım sayılı oyunlardandır. Ancak bu 2018 model Tomb Raider eminim ki devamı gelecektir ne menem bir şey arkadaş. Neresinden tutsak elinde kalıyor. Ana hikayesi mi dersin, yeni hikayesi mi dersin içindeki çelişkileri mi dersin bilemedim. Aksiyon oldukça klasik, bu tarz filmlerde olan aile ilişkileri oldukça klasik, üstüne üstlük merakla beklediğim o gizli yerlerin tüm korunmak için yapılmış bulmacaları onlar da klasik. Film beni bir dakika bile şaşırtmadı.

Filmi aksiyon izlettiriyor. İzlettiriyor izlettirmesine de artık milyonlarca kez izlediğimin bir tık ötesine geçmiyor. Eli kesilecek diyorum oluyor, kıçını vuracak diyorum oluyor. Yaklaşık iki saat süresince film yeni ya da farklı hiç bir şey sunmuyor. Böyle robot gibi izliyorsunuz.

Babası Lara’yı küçük yaşta terk edip gitmiştir. Çok zengin olan Lara tüm serveti kenara itmiş fakir hayat sürmektedir. Artık kayıp olan babasının ölümü ilan edilecektir. O sırada babasından bir not bulur ve araştırdığında onun gizli notlarına ulaşır. BU notlar eşiğinde babasını bulma umuduyla Çin’e gider. Çin’de babasına da yardımcı olan bir ismi arar. Aynı isimde başka biri vardır gerçek elemanın oğlu ama adam ayyaştır. Derken Lara ile birlikte birden dünyanın en iyi denizcisi olup bahsi geçen adaya doğru ilerlerler. Burada ise onları yeni macera bekler.

Ben ayrıntıya girdikçe hikaye daha da klişeleşecek. Zaten sonrasını tahmin etmişsinizdir. Eh aksiyon olsun vakit geçsin derseniz buyurun ama çok Şey beklemeyin. ** Yönetmen: Roar Uthaug Senaryo: Geneva Robertson-Dworet Oyuncular: Alicia VikanderDominic West https://www.imdb.com/title/tt1365519/

Looking Glass (2018)

looking glass‘in oyunculuğunu pek sevmem ama nedendir hep filmini de izlerim. Garip bir durum benim için. Bu da Cage’in yine işe yaramaz filmlerinden biri. Hikaye oldukça klişe. Bir yerde kafa karıştırayım demiş ama olmamış. Kurgu iyi değil aynı şekilde çekimlerde. Oyunculuk derseniz ‘in aynı yuz ifadesiyle sürekli karşı karşıyasınız siz düşünün.

Bir çift çocuklarının ölümünden sonra uzak diyarlarda motel işletmeye başlar. Moteli satan garip bir adamdır. Çift buraya alışmaya çalışırken erkek olan yani Ray motel odalarının arkasında odaları gören bir cam keşfeder ve her gece burada motelde kalan konukları izlemeye başlar. Bu sırada motelin havuzuna birileri ölü domuz atar. İşi araştırınca yıllar önce motelde bir cinayet işlendiğini öğrenir. Derken yeniden cinayetler işlenmeye motelde kalanlar ölmeye başlar. Hikaye böyle devam eder.

Film ne yapak istediğini kendi de bilememiş. Bir katil var ama o mu bu mu derken zaman zaman gizem dozu o kadar gereksiz artıyor ki gerçekten e diyorsunuz. Ve olan biten olayın konu ile ilgili pek alakasını göremiyorsunuz. Yani her şey havada. Başlıyor bitiyor ve arada sıkıldığınızla kalıyorsunuz. * Yönetmen: Tim Hunter, Senaryo: Jerry Rapp Oyunuclar:  Nicolas CageRobin Tunney https://www.imdb.com/title/tt6083648

Mercy (2014)

mercyFilm Stephen King‘in “Gramma” adlı kısa hikayesinden uyarlama. Tabi çok başarılı bir uyarlama olduğunu söyleyemeyeceğim. Öyle ki King adı geçmesine rağmen filmi hatırlamakta biraz zorlandım. Bana yakışmayan bir durum bu. Ama yine hemen hemen her King uyarlaması gibi bu uyarlama da pek başarılı olmamış, televizyon filmi kıvamında. Gerek senaryo gerek yönetim gerekse oyunculuklar tatmin edici değil.

Yalnız yaşayan bir anne iki çocuğunu alır ve hasta olan annesine bakmak için eski evlerine taşınırlar. Çocuklar buraya alışmaya çalışıp ev işlerine yardım ederken, eski bir kitap bulurlar. Bu kitap bir büyü kitabıdır. Kitapta ise bazı figürler belirir. O esnada garip şeyler olmaya başlar. Bu kitabı ve anneannelerinin geçmişini araştırdıkça kötü güçlerle olan bağlantılarını keşfederler.

Çok başarılı bir film olduğunu söyleyemeyeceğim. Ben Stephen King hatırına izledim. Çok etkilemiyor ama sıkmıyor da. ** Yönetmen: Peter Cornwell Senaryo: Matt Greenberg Oyuncular:  Frances O’ConnorShirley KnightChandler Riggs https://www.imdb.com/title/tt2481496/

Yok Artık (2015)

yok artıkİkinci filmi daha çok izlemişim aslında. Yazdım mı bilmiyorum belki yazma gereği duymamışımdır. Ancak ilk film yani bu film ikinci filmden daha iyi orası kesin. Bir kere oyuncu kadrosu ve oyunculuklar daha iyi. Hikayeler yere basıyor ve yer yer güldürüyor. Zaten filmi oyuncular izlettiriyor bu konuda bir sıkıntısı yok.

Birden fazla hikaye var filmde. Bir anlatıcı eşliğinde bunları dinliyoruz. Tabi filmin sonunda bu hikayelerin neden anlatıldığı güzel bir şekilde ortaya çıkıyor ve gülümseme bırakıyor insanın dudaklarında. Öyle çok fazla beklenti ile izlenecek bir film değil. Boş zamanda terci edilebilir. *** Yönetmen: Caner Özyurtlu Senaryo: Serkan Altunigne Oyuncular:  Berkay AkinMurat AkkoyunluGüven Murat Akpinar https://www.imdb.com/title/tt4800046/

Knut Hamsun – Açlık

Yine uzun süre önce ödev kapsamında okuduğum kitaplardan biri Açlık. Uzun süre dedim gerçekten neredeyse bir yıl olmuş. Ama kitabın tüm hikayesini anlatımını hatırlıyorum daha dün okumuş gibi. Arkadaş bu kitap ne sıktı beni, nasıl daralttı içimi. Knut amcayı yakalayıp resmen kafasına kafasına vurasım geldi.

Tabi benim bu hissiyatı yaşama sebeplerinden biri Knut Hamsun’ın ayrıntılı anlatımı, aç, susuz sefil halde dolanırken, gururunu kibrini bir gram yere bırakmaması. Öyle ki açlıktan ölmemek için kendi parmağını kesip kanını içen bir adam, eline para geçince bol bol harcayabiliyor. Adam o kadar aç ki düşünün yemek yediğinde midesi kabul etmeyip çıkartıyor.

Biraz da Knut Hamsun’dan bahsedersek, Norveç’in Nobel almış kalemi kuvvetli yazarlardan biri. Ancak sadece edebi yönüyle değil, sosyal, siyasal yaşantısı ve açıklamalarıyla da çok gündemde olmuş. İkinci Dünya Savaşında Hitler ile görüşme yaptığı ve onların tarafını tutan açıklamalar yaptığı için kendi milleri tarafından da protestolara neden olmuş.

Tabi kitabın anlatımının etkileyici olma sebeplerinden biri de çevirinin güzelliği. Kitabın çevirisi Behçet Necatigil tarafından yapılmış. Yani güzellik içinde güzellik. Satır başlarında belirttiğim gibi biraz sinir bozuyor ama oldukça etkileyici ve okunması gereken kitaplardan.

Kitap Arkası

Norveçli büyük romancı Knut Hamsun’un kişiliğini ve ününü oluşturan en büyük romanı Açlık’tır. Ünlü bir yazar olma sevdasıyla yanıp tutuşurken, bir yanda da açlıkla pençeleşen bir gencin, gerçekten duygulandırıcı öyküsü olan bu kitap, dünya edebiyatının başyapıtları arasında anılmaktadır. Behçet Necatigil’in usta kaleminden, örnek bir çeviri okuyacaksınız bu ciltte.

Sayfa Sayısı: 160
Yayın Evi: Varlık Yayınları
Çeviri: Behçet Necatigil

Bi Köşe – Sayı 8

Maşallah bir hafta kadar bir ara verdim bu blog işlerine. Baktım iş çığırından çıkacak bir şeyler yazayım dedim. Aslında dün gece Bi Köşe’de şu konuya değineyim diyordum ama tabi not almayan ben konunun ne olduğunu hatırlamıyorum şu an. Bir kaç dakika verin düşüneyim…

Yedi saatlik ara

Evet en az yedi saat ara vermişim. Uyudum, uyandım, yemek yaptım, yedim, film izledim derken geçen süre bu. Bu arada dün akşam ne planladığıma dair bir şeyler geldi aklıma ancak yine unuttum derken şimdi hatırladım. Ne kadar git geller ile dolu aklım. Bazen merak ediyorum acaba herkesin aklı da böyle mi? Aklımda binlerce tilki dolanıyor. Hadi tilki demeyeyim, tilki dersem deyimin tam anlamıyla, kurnazlıklar dönüyor aklımda demeliyim ancak enim öyle kurnazlığım yok. Olsa olsa şu yazma işini ertelemek için yapıyorumdur bu kurnazlığı. Olay düşüncelere gelince iş bende biraz karışıyor. Çoğu zaman aklımdakileri unutmamak için yüksek ses ile tekrar ediyorum. Düşünsenize yalnız bir adamın sürekli kendisi ile konuşmasını. Dışarıdan duyanlar ne der acaba?

Bu durum acaba ruhsal bir problem mi bilmiyorum. Muhtemelen doktora gitsem kesinlikle psikolojik bir takı takacaktır bana. Üstüne üstlük tedaviler tetkikler. Bir şeylerin özelleşmesi ile birlikte sanki değerini yitirdi gibi. Şimdi tetkik dedim. En ufak bir şeyde bile insanı korkutup bir ton tahlil, MR ıvır zıvırla baş başa kalıyorsunuz. Nasıl olsa özel sigortam var diye aslında bende bunu sallamıyorum. Aslında benim gibi bir çok kişi de bunu sallamıyor. İnsanın korkutulabileceği yegane şey sağlık ve ister istemez sağlığa para harcamaktan çekinmiyor. Şimdi benimde bu aralar belimde sıkıntı var. Bakalım doktora gittiğimde neler isteyecek benden. Elbette canım bunlar şart. Artık o kadar alışmışız ki! Evet şart ama odaklanılması gereken bu işin ücretlendirilmesi. Ama öyle bir ülkede yaşıyoruz ki “parası olmayan kullanmasın değil mi? Henüz yazmadım ama bu konu ile ilgili Steven Soderbergh‘in Unsane filminde söyle bir replik var.

İntihar konusu açtılar, sen de yemlendin. Tek ihtiyaçları olan bu onların yatakları var senin de sigortan… Sen konuştukça seni içeride tutmanın bir yolunu bulurlar ve bunu sana kabul ettirirler… sigortan karşıladığı kadar burada kalırsın, paran suyu çektiği gibi sen de iyileşirsin…

Tabi burada anlatım bir akıl hastalığı üzerinden yapılmış ama maalesef özelleşen ve sosyallikten uzak olan her toplumda yaşayacağımız bir durum bu.

Ölüler

Tabi bir ceset, ölüm, vahşet ya da her neyse burada bahsetmeden geçemiyorum. Diyorum ya bir doktora gitsem hakkımda ne karar verir bilmiyorum diye, aynı şekilde başıma bir durum gelse ve yazdıklarım ibretlik bir şekilde ortaya çıkarılırdı. Aman Allah’ım! Şiddet içerikli, abuk sabuk filmler izlerdi, düzgün kitaplar okumazdı, ölmekten, hayaletlerden, bilumum saçmalıklardan bahsederdi. “Ben öyle bir insan mıyım?” demek istiyorum Leyla ile Mecnun’daki Yavuz gibi. Tabi burası hem iyi hem kötü şeylerle atıflandırılacak kadar kalabalık bir yer benim için.

Ölüler dedim. Dün gece yine bu abuk sabuk filmlerden birin izliyorum. Filmler hakkında ayrıntı vermeyeceğim pek, sebebi ise onlar ayrı olarak yazmam. Bakalım bu filmi ne kadar sürede yazacağım. Film, Malezya filmi. Elbette korku filmi. Şimdi Malezya dedik diye küçümsemeyin bu adamlar bile bizden daha başarılı korku filminde. Aslın benim değinmek istediğim konu ise elbette bu değil. Malezya da Müslüman bir toplum. Hatta hocalarına bildiğin “usta” diyorlardı. Tabi burada imam ile hoca aynı şey midir bir bakmak lazım. Bakalım o zaman;

hoca
isim, din b. (***) Farsça ḫvāce
1. isim, din b. (***) Müslümanlıkta din görevlisi
2. Öğretmen
“Edebiyat hocasıyken talebeme bu nesir sanatından bir defa bahsetmiştim.” – F. R. Atay
3. Akıl öğreten, öğüt veren kimse
4. Medresede öğrenim gören sarıklı, cübbeli din adamı

Ben bu anlamlardan ikinci ve üçüncüsünü alıyorum “hoca” için.

imam
isim Arapça imām
1. isim Cemaate namaz kıldıran kimse
2. Müslümanlıkta mezhep kuran kimse
3. Hz. Muhammed’den sonra onun vekilliği görevini üzerine alan halifelere verilen unvan
4. Bazı küçük İslam devletlerinde devlet başkanı
5. En önde bulunan kimse, önder

Aslında görüldüğü gibi “hoca”da gördüğümüz anlamlar sadece dolaylı yoldan “imam”la kesişiyor. Bir de usta’ya bakalım;

usta
isim Farsça ustād
1. isim Bir zanaatı gereği gibi öğrenmiş olan ve kendi başına yapabilen kimse
“Nöbetçi, ustanın anasına ters ters baktı.” – N. Hikmet
2. Zanaat öğreticisi
3. Zanaatçılar için unvan
“Üzeyir usta yoldan geçmeyeceğimizi söyledi.” – R. H. Karay
4. sıfat Eli uz, işinin eri, becerikli, mahir
“Bunların hepsi de çok güzel sesli ve oyunun en ustaları arasından seçildi.” – T. Buğra
5. tarih Osmanlı Devleti’nde saraydaki cariye ve hizmetlilerin kıdemlisi
6. Akıl veren veya öğreten kimse
“Kız sana bir hâl olmuş, kim senin ustan?” – R. H. Karay

Usta kelimesi de altıncı anlamında birebir hoca kelimesi ile kesişiyor. Biz genel olarak hocayı aslında “eğiten, öğreten” olarak kullanıyoruz. Bilmiyorum yorumu olan yazsın ama Malezya’da “usta”da bu anlamda kullanılıyor olabilir. Belki “imam” demektir.

Aslında konumda da bu değil. Aslık konum hani başlıkta atıldı ya ölüler diye onlarla ilgili. Mesela bizim eskiden tabutlarımız ahşap olurdu. Her caminin kendine ait tabutu vardı. Hatta alınırdı ve sonrasında hayrına bağışlanırdı da. Şimdi biraz daha hizmet sektörünün gelişmesi ile birlikte tabutlar daha az yıpranma payı olan metal ile değiştirildi. Hatta bu tabutların klimalı olanları bile var. “Klimalı” kelimesini bilerek seçtim. Algı yapmak için. Biz klimayı sade konfor ve rahatımız için kullanıyoruz. Bir şeylerin kokmasını ve bozulmasını engellemek için “soğutuculu” yada “donduruculu” kelimesini kullanıyoruz. Yani tabut klimalı olunca ölüyü mü ferahlatıyoruz bu sıcakta algısı olurken, ölüyü soğutuyoruz deyince kendimizi kokudan koruyoruz anlamına geliyor bir yerde de onun ürümesini geciktirmiş oluyoruz. Şimdi metal ve soğutmalı tabut ne kadar caizdir olayına girmeyeceğim ancak filmde gördüğüm kadarıyla Malezya’da tabutlar biraz farklı.

Malezya’da ortalama sıcaklık 22- 32 derece arasında oluyormuş. Yani ılıman ilkim diyebiliriz. Filmdeki tabut ise metalden etrafı açık kafes şeklindeydi. Üzerinde bir örtü, örtünün altında ise kefene sarılmış ceset direkt görünebiliyordu. Aslında buradan ceset nasıl taşınırsa taşınsın önemli olmadığı ortaya çıkıyor. Sanıyorum daha rahat taşınsın diye bir şeylerin üzerine koyma ihtiyacı duyulmuş. Şimdi durup dururken bu nereden çıktı değil mi? Dedim ya garip konular üzerinde üzerime yok. Bir de gömülürken ölü sağa yatırdıktan sonra üz tarafından kefeni araladılar ve yüzünü ortaya çıkardılar. Aslıda bunun anlamını da araştırmak lazım. Filme özel midir bilmiyorum ama birde bir kaç gün aileden biri beklemezse mezar başında geri dönebilirmiş.

Merak etmeyin. Bu konuyu burada kapatıyorum.

Rüyalar

Takip edenler nasıl saçma sapan rüyalar gördüğümü bilirler. Bu gün onlardan birine yine tanık oldum. Nasıl başladı bilmiyorum ama birileri ile kovalamaca halindeyiz. Etrafta garip hayvanlar, üstümüzde eskimiz kovboy kıyafetleri ama öyle son dönem allısından pullusundan değil, birilerini kovalıyoruz. dağdan aşağı iner vaziyetteyiz ama bildiğiniz süper kahramanlar gibi bir adımda acayip uçuyoruz. Neyse tozu toprağa katıp ilerlerken birden sessizlik oluyor. Kar geliyormuş. Herkes ben dahil duruyoruz ve binek hayvanlarımızın yanına kıvrılıyoruz. Bu hayvanlar üzerimizi örterek bizi kıştan koruyor. Söylenene göre kış çok çetin ve zorlu. Ama bu olay tekerrür ederek devam ediyor. Kovala, uyu, kovala, uyu… yaz, kış, yaz, kış…

Kıçım fazla açıkta uyuyorum sanırım…

Bir diğeri

Bu anlatacağım şey aklımda nereden kalmış bilmiyorum. Rüyada mı gördüm, izledim mi, okudum mu, yoksa biri mi anlattı emin değilim. Kuvvet ile muhtemel biri anlatmış olabilir. Konuyu bilen bana çıtlatırsa memnun olurum. Muhtemelen birinin özetlediği bir kitap.

Adamın biri rüyasında bir dünyaya gidiyor. Öyle ki bu dünya çok güzel, tam yaşanacak bir yer. O kadar güzel ki bu rüyadan hiç uyanmak istemiyor. Fırsat buldukça uyuyup bu dünyaya gitmeye çalışıyor, her seferinde de aynı dünyaya gidiyor. Buradaki insanlar da çok iyi ve çok kibar. Günün birinde burada yalayan insanlar geliyor ve diyorlar ki eğer burada yamak istiyorsan kendi dünyada yapacağın bazı iyilikler sana puan getirecek ve burada kalabileceksin. Bizimki hemen kabul ediyor ve başlıyor kendi dünyasında iyilik yapmaya. Bir puan, iki puan derken sayı artıyor. Bir gün bir şiddete uğrarken yolunu değiştiriyor. Akşam diyorlar ki sen böyle böyle yaptın büyük puanı kaçırdın hatta senin iyiliğinden şüphe ettik puan kırdık. Bizimki böyle hayıflanırken tekrar bir olay görüyor ve bu sefer müdahale ediyor. Bu sefer gece gururla uykuya yatıyor. Ancak diyorlar ki senin kurtardığın adam şöyle biri ve suçları var sana puan yok.

Şimdi bu hikaye ne kadar uzayacak böyle bilmiyorum. Zaten hikaye gerçekten böyle miydi yoksa çoğunu ben mi uydurdum onu da bilmiyorum. Ama kıssadan hisse her şey göründüğü gibi değildir. Biraz dinlemek lazım.

Son Söz

Demek arayı böyle uzatınca gevezeliğim tutuyor. Anlamlara bile girmedim. Gerçi niye böyle bir köşe yaptım bilmiyorum. Ah evet çelişkili ben. Özentiden yaptım ama yine o gazete köşeleri gibi olmadı. Zaten bir kalıba girmeme gerek yok. Amaç sadece bir köşe olsun da buraya zorunlu bir şeyler yazayım. Bir sonraki yazı garip bir hikaye olabilir.

Görüşmek üzere.

Bu arada eski Bi Köşe sayıları için “Bi Köşe” etiketini kullanabilirsiniz.