bir tekrar sonrası

Buraya ne yazsam sanki bir önceki yazıyı tekrarlıyormuş gibi hissediyorum. Bir döngünün içerisindeyim. Her şey aynı. Onu geçtim artık düşüncelerim bile tek bir kalemden çıkma. Ara ara farklı olasılıklar düşünüyorum. Dönüp dolaştıkları yer, yine aynı yer. Kurgunun içinden çıkıp zincirlerimi kıramıyorum bir türlü.

Elimde bekleyen ve yazılacak satırların haddi hesabı yok. Ben ise oturmuş ne yapıyorum? İşte böyle dövünmekle olmuyor. Bir sonrakine adım atmalı.

Bu kez kısa olsun. Diğer dünyada işlerim var.

Dışa Dökümler 2 (Podcast) (paralel dünyalar, devs, lütfen beni öldürme)

Dışa Dökümler’in 2. bölümüyle karşınızdayım. Bu bölümde tarifi karışık olmakla birlikte paralel dünyalar, devs, lütfen beni öldürme üzerine konuştum.

Podcastlar hakkında notlar: Zaten daha önce belitrmiştim bri süredir podcast yapmak gibi bir düşüncem vardı. Şimdilik ortalama beş dakika sürecek podcastler hazırlıyorum. O an aklıma ne gelirse metne döküyor akabinde bunun kaydı ile uğraşıyorum. İlk podcasta oranla bu yayının kalitesi daha iyi oldu yavaş yavaş daha iyi olacak ancak ikinci kez oturduğumda aynı ses kalitesini yakalayamadım. Dinlerken fark edeceksiniz. Yine de ses stabilizasyonu üzerine çalışıyorum. 
Bu arada on beş günde bir podcast yapmaya karar verdim. On beş günde bir de yazı anlamına geliyor bu. Umarım bu şekilde devam edecek.

Podcastı İndirmek için: https://drive.google.com/open?id=11N5bVG1clqGTcQqN03yz68dlPbhgzewP
Tüm Podcastler: https://drive.google.com/open?id=1rbHrtVLAGChGg8uJkOk-b40f0jBL6jY5

Podcast Metni:

Dışa Dökümler 2 (Podcast) (paralel dünyalar, devs, lütfen beni öldürme)

Continue reading “Dışa Dökümler 2 (Podcast) (paralel dünyalar, devs, lütfen beni öldürme)”

Eva ile karantina günlerinde delirmeceler

Bu işe neden girdim bilmiyorum. Günlerimi ve altı sayfayı aldı. Kim okuyacak ondan da emin değilim. Çok uzun yazı olduğu için sayfalara ayırdım. Sayfa linkleri yorumların altında kalmış. Bölye değişik şeyler. Bir de podcast yapacaktım. O hiç bitmezdi sanırım.

Ne şanslı piç dediğinizi duyar gibiyim. Şu an pek bir hava atasım geldi ama işin aslı pekte öyle değil. Açıklama izin verin lütfen.

Bir sabah her ne kadar gözleri aşkla gülen taze söğüt dalı olarak uyanmasam da aklımda birdenbire Eva Green peydahlandı. Öyle “sabah”, “uyanmak” kelimelerini aradan çekip, “rüya”, “gece”, “yatak” kelimelerini de ardına katarak fantezi olayına girmeyin “varsayılan mod ağı”nıza acı biber sürerim bir daha geçmez aklınızdan. Zaten yok öyle bir şey. Olsa mıydı? “…….”

“Ya” dedim kendi kendime “e izleyeyim tüm Eva filmlerini ne olacak ki?”

Bir diğeri katıldı. “E, izleyelim tabi nasıl olsa boşuz.”

“Tamam” dedim bende hemen yatağımın yanındaki ikincil yeri kaplayan bilgisayarıma uzandım ve açtım. Bilgisayar açılırken gözüm saate ilişti. 06.10.

“Lan deli mi sikti” dedi diğeri. Gözlerimde zerre kadar uygu yok. Sitelerden birine girdim -burada reklam olmasın diye yazmıyorum- ve izlemeye başladım. Önce sondan, sonra baştan, izlediklerim de vardı derken beş film oldu. O zaman bir başla ses dedi ki;

“Oğlum madem izliyorsun bu kadar beri yazsana bunları.”

“Neyini yazacağım ki? Zaten yazılmışı vardır.”

“Olsun yine yaz işte. Ne olacak? Zaten tembellik yapıyorsun aylardır. Parmakların ısının.”

Vallahi bu cümle bana mantıklı geldi. Bir şey olmadan yazmaya başlamayacaktım. Yazmadıkça, yazmamak büyüyecek, büyüyecek hayatımı daha da kaplayacaktı. Tahammül edilir gibi değil. Sonrasında Sherlock ile onu aramaya uğraşamazdım. Ve yazmaya karar verdim. Bakınız hala yazıyı uzatıyorum filmlere geçmemek için ama bu işin bir sonu yok. Uzunca bir yazı olabilir olmayabilir de. Hatta bir ara bunu podcast mi yapsam diye de düşündüm. Bak o iş de bana mantıklı geldi en iyisi deneyeyim. Ama metin şart, metne bağlı kalmak lazım. Yoksa saatlik konuşmalar çıkıyor ortaya elle tutulur bir şey yok.

Sevgili insanlar neden uzun şeyleri okumuyor, izlemiyor, dinlemiyorsunuz? Tamam ya yine parmaklarım düştü (Podcast yapacak benliğime not: Burası çenem olacak. Diğer taraftan yazmak ile ilgili terimleri de düzenlersin diye düşünüyorum.)

Eva ile ortak çok yönümüz var. Mesela aynı yılda doğmuşuz hem de aynı ayda. Burçlarımız bile aynı, daha ne olsun? Yükselen işine girmedim onu pek bilmiyorum. Bu kadar ortak yön de yeter zaten. Mesela ben yazıyorum o oynuyor. Hatta yedinci filmden sonra senaryolar ile ilgili bazı polemiklerimiz oldu. Ortak düşünceler içerisindeydik diyebilirim. Bu “Perfect Sense” bozdu beni biraz ama nedenini söylemeyeceğim. Virüs falan şartlar eşit ama… Ama falan filan…

Tüm filmler (18 adet) 1 gün 9 saat 8 dakika sürdü. Dile kolay. Ama bir film eksik onu bulup izleyemedim. Filmler bu kadar sürdü sürmesine de içinde bu kadar Eva yoktu. Detayları yazacağım. Tabi iki tane de dizi var onların süresi de 1 gün 11 saat 20 dakika.  Bu demek oluyor ki 2 gün 19 saat 28 dakika ayırdığınızda Eva’nın olduğu tüm film ve dizileri izleyebiliyorsunuz. Ah unuttum 1 saat 47 dakika var ek olarak.

Neyse istatistikleri biryana bırakıp yazmaya başlayayım. 

Sayfalar: 1 23456

Dışa Dökümler 1 (Podcast)

Tabi ilk podcast olduğu için bir sürü hata içeriyordur. Bu durum için affınıza sığınıyorum. her zamanki gibi sayfaya da yorumlarınızı bırakabilirsiniz.

Podcastı İndirmek için: https://drive.google.com/open?id=1CQUWYGBhR-2aG_enNX4CddETSRR3RIoq
Tüm Podcastler: https://drive.google.com/open?id=1rbHrtVLAGChGg8uJkOk-b40f0jBL6jY5

Podcast Metni

Continue reading “Dışa Dökümler 1 (Podcast)”

tek bir saniyenin gerçekliği ve sonrasının inanılmaz yalanları

Sürekli döndüğüm yerde kendi etrafında buldum kendimi.

Yukarıdakileri 06.03.2020 tarihinde yazmışım ve nedense “yayımla” botonuna basmamışım. Demek ki devamının gelmesini beklemişim. Bir önceki yazım ise 20.02.2020 tarihinde olmuş. Yani bu yazı son yazının tam bir ay sonrasına gelmiş oluyor.

Ama ne bir ay.

Neler olmadı ki? Birden ısınan havalarla bahar alerjisi mi desem, yapılan savaşlar, sonraki anlaşmalar, tam böyle üzerimizdeki kalın montlarla sırılsıklam olmaya başlarken dönen hava, gelen zam (bu sanki klasik) ve en sonuncu ve belalısı da sevgili korona.

Eh şimdi elden geldiğince kapandık eve cemaatle selamı kestik. Öyle ki önümde Adriana göz kırpsa bakacak durumda değiliz. (Gerçi ben Taylor olursa biraz düşünürüm.) Gerçi atın ölümü arpadan olsun diyen milletin torunu, evladıyım ben de. Neyim eksik?

Tabi konu bu değil. Aslında konu da yok. Olsaydı zaten bu yıllanmış başlık altında olmazdı. İşin garibi, bu ara bende hiç bir şey yok. Okuma, yazma, izleme. Öyle saçma sapan vakit geçiriyorum. En çokta yazma konusuna takılıyorum. Aslında pekala şöyle başına oturunca manalı manasız, öyle çokta popüler olup beni fenomenliğe itecek bir şeyler yazmıyorum ama yine de yazıyorum. Yazıyorum yazmasına da işte o oturma mevzusu biraz sıkıntı. Racon mu kesmedim, yalvarmadım mı, trip mi atmadım! Yok arkadaş, yok.

Neyse bu iş burada biter bu çocuk kaçar. Şu magnetlerdeki termometre ile ateşimi ölçeceğim. Sanki soğuk soğuk terliyorum. Başımda da bir ağrı var gibi. Acaba kombiyi çok mu açtım? Hava kaç dereceydi? Sorun bende değil sanırım termometre normalde 26 derece. Sabahtan beri derdim bu mu acaba?

Yine de temkinli olayım ben.