Arthur Nersesian – Unutulmuş Ada’nın Kararsız Seçmeni

arthur nersesain unutulmus adanın kararsiz secmeni

Yeraltı edebiyatı serisini çok severim. Zaten şurada yazdığım kitapların bir çoğu da bu seriye aittir. Tabi içlerinden sevdiklerim de var sevmediklerimde. Sanıyorum bu kitabı araya sıkıştıracağım. Neden diye sorarsanız benim için bu kitap arada kaldı. Aslında kitap arkasını okuduğumda çok meraklanmıştım ve sanırım beklentiyi çok yükselttim. Eh sonrasında o yüksek beklenti hazzını alamayınca kitap benim için pek keyifli olmadı.

Yazar Arthur Nersesian 1958 yılında New York’ta doğmuş. Kitaplarında da New York sürekli ana kahraman olmuş. Bu kitapta da aynı şekilde. New York, New York ama hep aynı yerinde değil, bazen bir çölde bazense başka bir şehirde ama isim aynı isem, sadece mekanlar değişken. Yazarın en meşhur romanı ise The Fuck-Up’mış. İlerleyen zamanlarda okuyabilirim bu kitabı da sonuçta çeviri edebiyatında çeviren de önemli. Şans vermek lazım. Yazar kitap yazmak dışında dergi editörlüğü, İngilizce öğretmenliği yapıyor, tiyatro oyunları, şiir kitapları da yazıyormuş. Aslında biraz daha incelenecek yazarlardan.

Unutulmuş Ada’nın Kararsız Seçmeni için internette biraz araştırma yaptım. Aslında kitabı herkes satıyor ama sanıyorum okuyan kimse yok. Bir tane yorum bile bulamadım. Sanıyorum aryan benim bloga ulaşacak bundan sonra. Aslında kitap arkasında hikayenin özeti açıkça verilmiş ama bende bir üzerinden geçeyim.

Uli, kendine geldiğinde gözlerini açtığı mekanı bilmemektedir. Nereden geldiği nereye gittiği, nerede olduğu konusunda hiç bir fikri yoktur. Aklından sadece sırayla yapması gerekenler bir tekerleme gibi akmaktadır. Bir yerlere gidip birilerini öldürmesi gerekmektedir. Yolculuk esnasında tanıştığı insanlar nispeten ona tanıdık gelir ama çıkaramaz kimin kim olduğunu. New York’tadır ama Nevada çölünde olan bir New York’ta. Şehir talan edilmiş, kendine parti diyen iki topluluk iktidar için savaşmaktadır. Bu arada da seçim arifesidir. Sanki sürekli seçim vardır bu bölgelerde. Hiç bir parti bir diğerine uyum sağlayamaz. Uli de aslında hipnozla diğer parti başkanını öldürmek için programlanmıştır. Bu süreci ve başına gelenleri, yaratılan yeni New York eşliğinde bizde görürüz.

Kitap Arkası

Çağdaş Amerikan yeraltı edebiyatının en şaşırtıcı yazarlarından Arthur Nersessian Unutulmuş Ada’nın Kararsız Seçmeni’nde günümüz ABD’sinin karanlık bir parodisini sunuyor. Bilimkurgulara özgü bir zaman metaforu, paronayak bir siyasi düzen ve kaotik bir atmosfer…Unutkanlık hastası Uli gözlerini açtığında kendisini tuhaf, ürkütücü, hem tanıdık hem çok yabancı bir şehirde bulur; NewYork’ta… Ancak bu yeni NewYork Nevada çölünün ortasına kurulmuştur. Yakılıp yıkılmış bu vahşi şehirde insan hayatının hiçbir değeri yoktur. Siyasi parti kisvesi altında örgütlenmiş iki gangster çetesinin egemenlik savaşı verdiği sokaklar, yaklaşan seçimler nedeniyle tam bir savaş alanına dönmüştür. Bu iki çete, Domuzlar ve Çöpçüler, başkanlık yarışını kazanmak için her yolu denemektedir. Az sayıda insanın yaşadığı şehirde bir oy bile önemlidir ve kararsız seçmenlerin tercihi belirleyecektir her şeyi.Can derdine düşüp çetelere boyun eğmiş seçmenleri gören Uli bir görevi olduğunu, buraya bilerek gönderildiğini düşünür; ama kim, neden görevlendirmiştir Uli’yi? Hepsinden önemlisi Uli kimdir?Uli yavaş yavaş alternatif bir tarih ve ülke similasyonu içinde bir oyuncu olduğunu ve neden buraya geldiğini anlayacak ve Unutulmuş Ada’nın kararsız seçmeni için mücadele etmeye başlayacaktır.Unutulmuş Ada’nın Kararsız Seçmeni’nde, William Burroughs ve Philip K. Dick karışımı bir üslupla, günümüz NewYork’undan hareketle yepyeni bir dünya yaratıyor Nersessian. Karanlık bir hikaye bekliyor okuru bu kitapta. Arayan yer yer umut da bulacaktır bu kitabın sayfalarında ama mutlaka rahatsız edici zengin bir hayalgücü eşliğinde…

Kitabın Adı: Unutulmuş Ada’nın Kararsız Seçmeni
Özgün Adı: The Swing Voter of Staten Island
Yazar: Arthur Nersesian
Çeviri: Funda Başak Dörschel
Sayfa Sayısı: 272
Yayın Evi: Ayrıntı Yayınları

Göksel Bekmezci – Bir Elmanın Yarası

Bir Elmanın Yarası Göksel BekmezciŞiir kitapları için pek fazla uzun bir şeyler yazmadığım doğru. Şiir için pek yorum yapmak adetim değil, zaten bunu da daha önce belirtmiştim. Ülkemin insanlarının yüzde doksanının şair olduğunu sürekli sosyal medya hesaplarında orada burada yayınladığını düşünürsek bu çokluk içinde kaliteli şair bulmakta zor.

İşte o zaman nerede Atilla iİhan’lar, Özdemir Asaf’lar demeden duramıyoruz. Ama Göksel Bekmezci son dönemin o eski isimleri hatırlatmayan şairlerinden. Kelime bilgisi ve bu bilgiyle yoğrulan oyunları keyifli bir okuma sunuyor. Hani demiştim ya şiir kitabı roman gibi bir oturuşta okunmaz diye, işte bu kitap için onu yapmakta zorlanıyorsunuz.

Okumanızı tavsiye ederim.

Kitap Arkası

ben, göksel bekmezci.
kendimi biryerlerden tanırım ama çıkaramam.
yalnız yaşarım. fakat evime geçkaldığımda telaşlanırım.
kalbim ’78 model ve tektanrılıdır, ruhumsa yansanayi.
bazı şeyler hayal gücüme gider, çok şeyse bilinçaltımda ezilir.
aşklarımda yoklama alırım. içim yanımdaysa, herkesi var yazarım.
bayramlarda tanrı’yla şeytan’ın barışmasını bekler;
kıyamet, bir pazar gününe denk gelse, can kaybı fazla olmaz sanırım.
dilbilgisinin önemini öpüşürken hatırlar, sevişirken ne haz kontrolü
yapar ne de sekse siyaseti karıştırırım.
oturur, kendime çalışırım.
edebi metinlerin içinde en çok ebedi metinleri severim. hüzne yetenekliyim.
bazı günler kendimi dağıtır, zamanla toplar, çıkan sonuçları yüzüme çarparım.
dönüş sanatları da olsun isterim. herkes, hiç olmadıkları yerlere gitmek isterken, ben, kendime gelsem yeterim. kendim, bana ne diyecek, canıma ne istetecek; onu merak eder,
onu dinler, ona susarım. kendime gelmek, pasaportsuz yolculuğumdur benim.
acele etmek için hep erken davranırım. erken davranmaya ise geç kalırım.
adam olmaktansa âşık olmayı yeğlerim.

İnsanın en uzun yolculuğudur, kendine gelmesi… Öyle ki, buna bir ömür dahi yetmeyebilir. Bir yerlere gidebilmek için onca yol kat edilirken insan, neden durduğunda kendine gelir?

Göksel Bekmezci, Gri Hikâyeler ve Eski Cesetler kitaplarının ardından, bu defa Bir Elmanın Yarası ile karşılıyor bizi.

Deveye sormuşlar, – koynun niye eğri? – sevgilim üvey çıktı benim, demiş.

Yayın Evi: İnkılap yayınevi
Sayfa Sayısı: 104
Boyut: 13.5 x 19.5 cm

30 Ağustos Zafer Bayramı Kutlu Olsun

Bu vatan kolay kurtarılamadı. Hem de daha unutamayacağımız kısa bir süre önce. Mesela bu zafer olmasaydı Anadolu’ya girmiş olmamızın hiç bir anlamı olmayacaktı. Sebep budur ki herşeyden önce bu zaferi büyük bir gösteri ve şatafatla kutlamayız.

.

buralarda yokken izlediklerim

Love, Simon (2018)

love, simonKeyifli, eğlenceli, sürükleyici bir film olmuş Love, Simon. Her şeyden biraz var filmde. Gizemi yerinde, dramı yerinde… Süresi bana biraz uzun gibi geldi ama sıkmadan izlettirdi. Filmin dozajı iyi ayarlanmış. Film aslında bir gençlik filmi bu çerçevede hareket ederken ana karakterin içinde bulunduğu durumu açıklaması ve kendisine karşı toplumun tepkisi klasik ama bilinçli bir şekilde aktarılmış.

Ana karakterin içinde bulunduğu durum dedim ana karakteri gay olarak tanımlayıp bunu bir gay filmi olarak lanse etmek istemedim. İçinde yaşanan tüm duygular aslında her heteroseksüelin yaşayabileceği şeyleri yaşaması. Tabi buna internetten yüzünü bile görmediği birine aşık olması dahil. Film Simon ile birlikte yaşanan merak duygusunu da izleyiciye geçiriyor. Aslında konuyu özetlemek gerekirse, Hikaye, gay bir lise öğrencisi olan Simon’ın bu tercihini ailesine ve diğerlerine açıklamasını ve karşılaştığı zorlukları anlatıyor. Filmde abartıdan çok oldukça doğal olabilecek her şey anlatılmış. Filmin en sevdiğim kısmı da buydu.

Yazı giderek uzuyor. Yönetim açısından filmde bir ekstra görmedim. Kurgusu iyi, oyunculuklar oldukça başarılı. Belirttiğim gibi aslında süresi biraz daha kısa olabilirmiş. Evet, film gaylerin o ilk anda kendilerini açıkladıktan sonraki durumlarını, arkadaşlık ilişkilerini anlatmış ama bunu dramatize etmeden eğlenceli bir şekilde yapmış. Film bu konu ile ilgili bir kaynak olamaz ama keyifle izlenebilir. */ Yönetmen: Greg Berlanti Senaryo:  Elizabeth BergerIsaac Aptaker Oyuncular: Nick RobinsonJennifer GarnerJosh Duhamel https://www.imdb.com/title/tt5164432/

Ittefaq (2017)

ittefaqBaşarılı bir Hint gizem – suç filmi Ittefaq. Muhtemelen Türkçeye çevirirsek filmin adını “ittifak” olarak çeviririz. Zaten aynı anlamı taşıyor. Film kendini başarılı bir şekilde izlettiriyor ve kurgusu ile birlikte merak içinde de kalıyorsunuz. Arada klasik Hint danslarında olmaması hikayeye dikkatinizi daha fazla vermenizi sağlıyor. Finalde ise hadi bir ter köşe daha yapalım demişler. Bu olmalı mıydı biraz tereddütte kaldım. Yine de akıcı kendini izlettiren bir filmdi.

Filmin kurgusu oldukça iyiydi zaten gizemi bu şekilde ayakta tutuyordu. İkili sorgulama sahneleri, sorgular arasındaki geçişler ve farklı bakış açıları aslında başkalarının hikayelerini tek taraflı dinlediğimizde nasıl yanılgıya düşebileceğimizi gösteriyordu bize. Bu açıdan da filmi başarılı bulduğumu söylemeliyim.

Başarılı bir yazar eve geldiğinde karısını ölü bulur ve polise haber verir. Polis geldiğinde yazara baskı kurar ve onu cinayeti işlemekle itham eder. Baskı karşısında yazar kaçar ve polis kovalamaya başlar. Yazar sonunda bir apartmana girer ve burada bir kadından yardım ister. Burada bayılır kendine geldiğinde ise polisler evdedir ve bir de ceset vardır. Cesette kadının kocasıdır. Kadın yazarı kocasını öldürmekle suçlar ve her ikisi olayı anlatmaya başlar. Tabi hikaye içinde hikayeler vardır.

İzlenebilecek başarılı bir film. **** Yönetmen – Senaryo: Abhay Chopra Oyuncular: Sidharth MalhotraSonakshi SinhaAkshaye Khanna https://www.imdb.com/title/tt6692354/

The Outsider (2018)

the outsiderFilm kendini izlettiriyor izletmesine de çok fazlada tatmin etmiyor. Jared Leto‘ya bu rol oturmuş mu onda da emin değilim. Evet iyi oynamış, iyi iş çıkarmış ama daha sert yüz ifadeli birisi sanki daha iyi olurdu. Neyse Leto’ta her şeyiyle oynamış ana karakteri ancak karakterde biraz sorun vardı. Evet karakter zaten sorunlu bir karakter ama hakkında en ufak bir şey bile bilmeyişimiz karakteri anlamakta zorlanmamı hatta anlayamamamı sağladı. Yani amacı ne bir türlü çıkaramadım.

Bu bağlamda filmde bir amaç bulamadı. Zaten dışarıdan gelen yakuza, samuray filmi çok izlemişken bu filme gerek var mıydı tartışılır. Her şey bir oyun muydu, Amerikalı abimiz ne ayaktı anlayamadım. Gelen olarak yavaş giden, çekim olarakta pek haz etmediğim film oldu. Kısaca filmin özeti şu şekilde:

İkinci Dünya savaşı sonrası Amerikalı Nick bir Japon hapishanesinde yatmaktadır. Buradaki tek yabancıdır. Neden yatar, suçu nedir bilmeyiz. Bu esnada beraber kaldığı mahkumlardan biri intihara teşebbüs eder ve Nick onu kurtarır. Sonra diğer mahkumla bir anlaşma yapar. Adam harakiri yapacak, Nick onun ölmesine izin vermeyecek, adam hastaneye çıkınca adamları onu kaçıracaktır. Bunun karşılığında da Nick’i içeriden kısa sürede çıkaracaktır. Planlanan olur bir süre sonra Nick kendini yakuzaların içinde bulur hatta kendisi de bir yakuza olur. Tabi onların içine girme hikayesi girdikten sonraki karmaşa hepsi anlatılır. Tabi Nick’e nasıl bu kadar güvendiler de en üst kademeye  kadar çıkardılar o ayrı bir konu. Buna pek anlam veremedim.

Neyse hızla akmayan, son dönem çokta iyi olmayan Netflix yapımlarından biri. Çok boşunuz varsa izleyebilirsiniz. *** Yönetmen: Martin Zandvliet Senaryo: Andrew Baldwin Oyuncular: Jared LetoTadanobu AsanoKippei Shîna https://www.imdb.com/title/tt2011311/

Ghost Stories (2017)

ghost storiesSon dönem izlediğim filmler arasında başarılı bulduğum bir film Ghost Stories. En azından beni biraz olsun şaşırtmayı, bir iki sahnesi ile de germeyi başardı diyebilirim. Ancak ne bir korku filmi olarak korkutucu, ne de bir gerilim filmi kadar geriyor. Biraz dramı fazla diyebiliriz filmin.

Aslında filmin tanıtımından mıdır nedir üç ayrı hikaye izleyeceğimi düşünüyordum filmin başına oturduğumda evet izledim de ama hiç bir hikayenin sonu yoktu. Bu gariplik beni biraz daha filme bağladı. Nihayet final aslında o kısa hikayelerin birbirine nasıl tutturulduğunun açıklaması oldu.

Hayaletlerin varlığını araştıran bir yazar bu işe bulaşmasını sağlayan ve aniden ortadan kaybolan bir yapımcıdan mesaj alır ve onla görüşmeye gider. Adam ona araştırması için üç hikaye verir. Bu şekilde gerekten hayaletler var mıdır görecektir. Bu hikayeleri de biz izlemeye başlarız.

Filmin renkleri, ışıkları, oyunculukları oldukça güzeldi. Bilhassa ışık ve renkleri çok beğendim. Hikaye sevdiğim türdendi ama çok yeni bir şey katmıyordu izleyene. Yine de keyifle izlenebilir. Tavsiye ederim. */ Yönetmen – Senaryo: Jeremy DysonAndy Nyman Oyuncular: Andy NymanMartin FreemanPaul Whitehouse https://www.imdb.com/title/tt5516328/

Early Man (2018)

early manGarip bir Türkçe çeviri örneği var karşımızda yine. Ne alakaysa Early Man, Türkçeye çevrilirken, “Taş Devri Firarda” olarak çevrilmiş. Hadi “taş devri”ni anladım “firarda” ne ya. Filmin konusunda bile firar ile ilgili bir şey yok. Neyse, animasyon da günümüze atıflar çok ama sadece animasyon olduğu için izlenimi keyifli. Yoksa çok başarılı olduğunu söyleyemeyeceğim. Tabi birde ben filmin konusunu direkt Cem Yılmaz’ın AROG filmine benzettim. Onda da geçmişe döndüğü sahnelerde yapılması gerekenler hatta karakterler bile bu filmdekilere benziyordu. Aslında bu şekilde filmi de özetlemiş oldum.

Taş devrinde bir kabile yaşamaktadır. Bir gün bulundukları yerlere garip yaratıklar tarafından saldırı olur. Sonra öğrenirler ki bu saldırı Bronz Çağına geçmiş insanlar tarafından yapılmıştır ve onları topraklarından ederler. Topraklarını geri almak içinse atalarının duvarlara yazdığı ama onların anlam veremediği bir oyun oynamaya karar verirler. Bu oyun futboldur. Ancak ne acıdır ki Bronz çağındakiler futbol konusunda çok iyilerdir. Ancak evlerini geri almak için başka seçenekleri yoktur.

Animasyon tekniği açısından değişik bir şey yoktu filmde. Göndermeler yerindeydi ama çocuklara futbol sevdirelimin ötesine geçmiyordu film. **/* Yönetmen: Nick Park Senaryo:  Mark Burton James Higginson Seslendirenler: Eddie RedmayneTom HiddlestonMaisie Williams https://www.imdb.com/title/tt4701724/

Gon-ji-am (2018)

gonjiamDefalarca izlediğimiz bir konunun Güney Koreliler tarafından tekrarı var karşımızda. Her ne kadar korkutup ürkütmese de fena bir izlenim sunmuyor. Filmde yeni hiç bir şey yok. Yönetim, senaryo, sahneler her biri aslında türdeş filmleri ile aynı. Tek fark ise Korece olması.

YouTube üzerinden yayın yapan bir korku kanalı için yeni bir bölüm hazırlıkları yaparlar. Grubun kurucusu ve beraber çalıştığı üç kişi, internetten izleyicileri olan üç kişi yada alır ve uzun yıllar önce terk edilmiş olan bir akıl hastanesine giderler. Burası için klasik hayalet hikayeleri vardır. Amaçları ise burada canlı yayında bir gece geçirmek ve bir milyon izleyici sayısına ulaşmaktır. Hazırlıklar başlar, herkes toparlanır ve binaya girerler. Her katı gezerek hikayesini anlatmaya başlarlar. Burada bir ruh çağırma seansı da gerçekleştirirler. Daha sonra garip olaylar olmaya başlar. Aslında bu olayların bazıları planlıdır ama bunu sadece ana ekip bilir derken olaylar ciddileşince ortalıkta bir can pazarı başlar.

Çok fazla şey vermeyen oyunculukları iyi klasik bir film var karşımızda. **/* Yönetmen – Senaryo: Beom-sik Jeong Oyuncular:  Seung-Wook LeeYe-Won MunJi-Hyun Park https://www.imdb.com/title/tt8119752/

Deadpool 2 (2018)

deadpoolMarvel’in en sevdiğim ve artık beklediklerini başında gelen bir kahraman Deadpool. İkinci filmini de keyifle izledim. Sanıyorum artık boka saran ve tat vermeyen süper kahramanlar evrenine Deadpool ilaç gibi geliyor. Bilhassa Marvel evreninin ve hayatın öz eleştirisini yapması, seksenlere olan göndermeleri benim filmi keyifle izlemeniz sağlıyor.

Tabi süper kahraman filmi olunca film aksiyonsuz da olmuyor. Her ne kadar aksiyon artık alıştığımız klasik aksiyon olsa da araya sıkışan espriler aksiyonu da izlenebilir kılıyor. Bu sebepten dolayı artık alışılagelmiş aksiyon sahneleri bile keyif veriyor.
Wade mutlu mesut sevgilisi ile yaşarken saldırıya uğrar ve sevgilisini kaybeder. Bunun depresyonu içindeyken birden gelecekten Cable diye biri gelir ve gelecekte azılı bir suçlu olacak bir çocuğu öldürmeye çalışır. Wade Cable’ı yakalamak için bir grup toplar ve işe koyulur. Bu şekilde macera başlar.

Oldukça keyifli bir film Deadpool 2. Tabiki görsel ve senaryo açısından çok bir yenilik içermiyor bazı sahnelerde hata genel bağlamda kopukluklar da yok değil. Yine de kendiyle bile dalga geçen bir film için göz ardı edilebilecek bir durum bu. İzleyin derim. **** Yönetmen: David Leitch Senaryo: Rhett ReesePaul Wernick Oyuncular:  Ryan ReynoldsJosh BrolinMorena Baccarin https://www.imdb.com/title/tt5463162/

Jurassic World: Fallen Kingdom (2018)

jurassic world fallen kingdomBir önceki filmin devam niteliğinde çekilmiş ama onun kadar bekleneni vermemiş bir film. Hikaye diğer filmin enkazından ortaya çıkmış. Toparlanmaya çalışırken de mantıksızlıklar almış başını gitmiş. Tam bir temele oturmayan, basit bir konu etrafında adından nasılsa para kazandırır amacıyla yapılmış bir film olmuş.

Eski parkta dinozorlar hayatlarına devam etmektedir ama parkın bulunduğu bölgedeki yanardağ faaliyete geçmiştir. Bu da oradaki tüm türlerin yok olması anlamına gelecektir. Eski park müdiremiz ise dinozorları koruma derneğinin başındadır. Günün birinde bir teklif alır ve eski dinozorları bakıcısını da yanına alarak parka dinozorları kurtarmaya gider. Ancak orada öğrenirler ki dinozorları korumak için değil satmak için istemektedirler. Tabi bunu öğrenen ekibimiz bunun karşısında durur. Bu esnada bu işi yüklenen şirket askerlerin kontrol edebileceği bir dinozorları üzerinde çalışmaktadırlar. Bunun karşısında duracak olanlarda bizim kahramanlarımızdır. Tabi burada bir diğer hususta devreye girer. Genetik çalışmalar sadece dinozorları üzerinde yapılmamış insanlar üzerinde de yapılmıştır.

Bir sonraki bölüm için ise dinozorları dünyada serbest bırakıldı bu şekilde yeni bölümün nasıl şekilleneceğini gömüş olduk. Muhtemelen insanlar ve dinozorla arasındaki bir savaş olası diğer bölümde.

Nedendir bilmiyorum ama bana film daha çok genç nesil için yapılmış izlenimi verdi. Belki eski Jurassic Parkları aradığımdandır ama World serisinde de bence beklenen etkiyi vermemiş.
Aksiyonu bol ve dinozorları seviyorsanız izleyiniz yoksa genel olarak tatmin eden bir film değil. *** Yönetmen: J.A. Bayona Senaryo: Derek ConnollyColin Trevorrow Oyuncular: Chris PrattBryce Dallas HowardRafe Spall https://www.imdb.com/title/tt4881806/

House of Wax (2005)

house of waxHadi vakit geçsin derken izlediğim bir filmdi House of Wax. Gerçi izleyebildim mi çok emin değilim. Boş boş bakmış olabilirimde. Yani o kadar sarmadı film beni. İşin şaşırtıcı tarafı ise filmde Paris Hilton’un oynamış olması. Oynamış demeli miyim bilmiyorum sanırım on dakika gözükmedi film boyunca. Film 1953 yılında yapılmış aynı isimli filmin yeniden çekimi. İlki ile ilgili bir yorum yapamayacağım ama eminim ki bundan iyidir.

Bir kaç arkadaş tatile çıkarlar derken bir kasabaya varırlar. Kasaba yaşayan bir yer gibi gözükür ama kimse de yoktur ortalıkta. Derken adamın birini görürler. O gençlere yardımcı olmaya çalışır ama aslında anlarlar ki o adam da bir katildir ve kovalamaca başlar. Aslında bir başkası daha vardır o da insanları yakalar ve canlı canlı bal mumuna batırır. Aslında şehrin tüm sakinleri bu haldedir. Bizim gençlerde kendi paçalarını kurtarmaya çalışırlar.

Korkutmaya bunun yanında artı vermeyen boş bir filmdi. Amacı ve nereye gideceği belli değildi. Filmin sonunda bak devamını da getiririz karesi de getirilmiş ama umarım gelmez. Yönetim ve oyunculuklarda pek işe yaramazdı. * Yönetmen: Jaume Collet-Serra Senaryo:  Charles BeldenChad Hayes Oyuncular: Chad Michael MurrayParis HiltonElisha Cuthbert https://www.imdb.com/title/tt0397065/