günlük..

Bir defter ve bir kaç renkli kalem istediğimde, yüzüme bakışları arasındaki alaycı gülümsemelerin anlamını çıkartabiliyordum. Fos bıyığının altında ince dudaklarını saklamış olduğunu farketimiştim. Bu öylesine ince dudaklara sahip gardiyan, kazara bıyıklarına bir jilet darbesi indirdirse, zaten alelade gözüken sürmeli gözlerinin altınada ince kadınsı dudaklara arkadaşları arasında kesinlikle popüler bir geyik konusu olmaktan geri kalmazdı. Ama şu durumda lanet olası geyik konusu benim istediğim üç kalem ve bir defter. Ağzının içine girmeye başlamış bıyıklarının oynadığını gördüğümde çıkan kelimeleri uzaklaşarak duyuyorum. “Ne o günlük mü tutacasın?”

İstenmeyen yerlerdeki tüyler. Bu cümleyi duyduğunda kaç insanın aklına suratı gelebilirdi. Yüzde on yada bir mi? İstenmeyen, yer midir, tüy mü? Tüyler insanlarla eşdeğer varlıklardır. İnsanları sınıflandırmaya ayırdığımızda karşılaştığımız çeşitlikile bu genel olarak hitabettiğimiz tüyleride sınıflandırabiliriz. Bir erkeğin saçları dökülürken, sakalları ve kıçındaki kıllar nasıl oluyorda büyüyebiliyor. Gelişen tıp saç ekme işlemlerinde evrime uğrayan kıç kıllarının saça dönüşmesi anına tanık olmuşmudur? Saç ektiren insanlarınn saçlarında bür kıvırcıklaşma varsa diyebiliriz ki “evet bu adam boktan bi adam”.

Hayır geçmişin günlüğü tutulmaz, yada geçmişin günlüğüne biz anı diyoruz, anılar genel olarak ele alındığında hayallerle yoğrulmuştur, geleceği yazan bir günce içinse hayal diyebiliriz, olan şu ki günce şu an, gün işersinde olan olaydır, geçmişte olan yada gelecekte olacak olan değil. O yüzdendir ki günce tutmak saçmalıktır, o zaten yazılırken anı olmuştur.

Küçükken dokunduğum nesnelerde hissetiğim…

Küçükken dokunduğum nesnelerde hissetiğim bazı şeyler vardı bilinç altıma yansıyan, hikayelerin bir bütünüyle yoğrulmuş kaosların çıkardığı entelektüel gibi gözüken, daha sonra büyümeye başladıkça insanın kendini kandırmasıyla eşdeğer görüdüğüm küçük boğaz kitleten yalancıklardı bunlar. Kendi dünyamın kapılarını büyük bir hevesle itmeye başladığımın ilk günleridir onlar ve bu noktaya uzanan belirsiz anlamsızlıklar.

Ne olursa olsun insanın ardına her baktığında yaptıklarının aslında bütünüyle yanlışlar kombinasyonunun bir parçası olduğunu görmesi kişisel eleştirilerini acımasızca kendine saplaması belirsiz belirsiz düzenin kaskatı bir biçimde üzerimize çökmesidir. İnsan kişisel betimlemeleri arkasında kendine yer verirken ucubeliğinin dışında başka bir şeyden bahsetmez. Genel olarak bakıldığında insanlar kokuşmaya başlamış bok yığınlarıdır ve bu yığınları elinde küreği olan ve o pis kokulara ve kendi vızıltılarına göğüs gererek tahammül edebilen insanlar yönetir. Bu koku, sineklerin üzerlerinde taşıdıkları bakteriler, yönetici kesim diyebileceğimiz nacizane salt topluluğun az türeyip erken yok olmasına neden olur.

Dahiler beslenirken avlarının üzerinde sürekli kendilerinden bir parça bırakır, bu parça besinin üzerinde küçük, gevşemeler yaratırken, besin kendinden emin zeka katları açılmış bir şekilde vücudunda dolaşan morfinin etkisiyle aptal mutluluğunu üzerlerinde taşırlar. O uyuşturucudan birkere alınmıştır ve bırakmak kemiklerinizin erimesiyle eş değer bir süre gerektirir.

Yüzyılın mesleği tripodluk…

Aynı cuma akşamı konser öncesi Deniz’e tripodluk yaptım ışıkların yansıması üzerine çekilen fotoğrafta 🙂 eh el değmişken cep telefonumla ben de birşeyler çektim e garip oldu tabiki 🙂 sanat mı kardeşim bu yaptığım ha ha 🙂
Fotoşopsuz kardeşim bunlar buyurun 🙂

Neon

Sergili kardeşimiz Taner’i izlemeye gittik cuma akşamı. Güzel bir geceydi performans her zaman ki gibi harikaydı. Bu arada grup hangisi diye bilirsiniz haklı olarak 🙂 NEON. İlk fırsatta dinleyin!!! Buralarda dinlediğim en iyi Radiohead coverini yaptılar. Şaşırdım doğrusu 🙂

Kendimi Sakladım, Küçük Korku Filmlerinin Azılı Karakterlerini Unutarak…


Resim: Liv Nyborg

Kendimi sakladım, küçük korku filmlerinin azılı karakterlerini unutarak. Asla beklemediğim bir anda olmazların üzerine çöken yanık tütsü kokuları etrafı saran. İlk kez almadığım, her ölümümde bunumda dolaşan.
Son kez geldi belki, belki beklilerle örülü ağların son düğümünü attım bu kez.
Hep hayaletleri sevdim. Onlar aslında yaşamıyorlardı ve ben hayal ettikçe uzaklaşıyorlardı benden. Hayaletler vardı bana yön veren küçük kibrit kutularına sıkıştırdığım ve birden parlayıp kaybolup giden.
Hayat saçmalıklarını okuyordum, her kelimede biraz daha kaplıyordu içimi karanlık. Bilinçsizce bir şırıngayla dolduruyordum Azrail’i içime, altına benzer bir renkte mutluluğun en yücesiyle.
İşte buyum, buradayım, hiç özelliksiz sadece ben olarak arzulanacak türün en umutsuz sürümü, asla yenisine yükseltemeyeceğin. Büyütmeye çalıştığında bedenini yırtacak. Acı ne kadar zevk vericiyse o kadar da dayanılmaz.
Şeytan bile ateşini sevmez.
Karanlığın son kez indiğini görür gibiyim, artık geçmişin başarısızlıkları yok hayatımda ve ardımdan beni kovalayacak kahpe mutsuzluklar. Açıkça belirtmeliyim ölümün yakışacağı tek bir insan olabilir dünyada…
Son kez aynada ki yansımama bakıyorum yıllardır görmediğim bu yüzün varlığını ilelebet unutmak için, her göz kırpışımda benimsediğim tek bir yüz önümde. Kör noktama bulaşan irisime izi düşen. Asla gidişin erken olmamalıydı, bir ölünün ardından ağıt bu kadar erken olmamalıydı. Motivasyonun son sürümleriydi odaya dolan, kanserin iyileştirdiği hastası gibi.
Ancak belirsizce uzaklaşan hayaletler sevmeliydi beni. Habersizce ben onları sevdikçe onlar uzaklaşmalıydı benden, her şeyde olduğu gibi. Hayatın uzaklaşması gibi, ölümün uzaklaşması gibi, hayallerimin uzaklaşması gibi… Lanet olası hayatın tek piçi gibi çırılçıplak kalmak ortalıkta bana yakışan.
Kaç benden , küfret bana, bütün hiddetini savur üzerimde, bir felaket olarak ekle beni yüreğine. Ancak bunlar olduğunda çözülecek biliyorum bedenimin kilidi. Seni sevmekten korkuyorum, her iyi şey gibi öldüreceğimi bildiğimden. Asla dönmeyecek olacağını bilmeliyim… Sonsuza kadar gitmiş olur musun ve sonsuzlukta da bırakır mısın yakamı?
Bütün başarısızlıklarıma rağmen, bütün yok oluşlarıma, bütün umursuzluklarıma, yaratılmamın tek sebebinde bile varoluşun katkısını düşündükçe tüylerim diken diken oluyor. Ve şimdi sev beni, bütün şefkatin, bütün sadakatinle. Yoo sadakatini de istemiyorum, sadece nefesini doldur içime, yüksek ökçelerinle son kez bas yüreğime. Hayır korkunç olan bu değil.
Olmama korkun, varlığının yokluğa yansıması, kişisel depresyon anlarım ve adımların yalnızlığı.
Küçük kelimelerinde saklanır her şey. Acımaya başladığında fısıltılara bir kez daha dolan hava kabarcıkları ürperir içimde. Başka şehir anlatır hikayelerini, korku hikayeleri ardında. Bölünerek dinlerim sessizce, usulca, kanıma kaynaştırarak, bin bir hayranlıkla, yalnızlıkla. Ve o si…timin adamlarıyla adın geçer ortalıkta, herkes antidepresan almış gibi sakinlikle anlatır olanları aynı sakinlikle dinlerim küfrederek dinlerim bende…
Senden hiç bir şey istemiyorum, uzanamayacağımı, nefes alamayacağımı biliyorum, duvarlara bürünürken cemalin, nefessiz kalmaktan başka. Beni bil, beni sadece mutsuzluğunda hatırla…

Back to Top