Etiket arşivi: 30. İstanbul Film Festivali (2011)

Bedevilled / Cinnet

김복남 살인사건의 전말

Çok başarılı bir film Bedevilled. Gerek senaryo, gerek oyunculuk, gerekse görsellik kesinlikle dört dörtlük. Filmi izlerken, bulunduğunuz ortamdan soyutlanıyor ve filmin gerilimine dahil oluyorsunuz resmen. Film başlardan kopmuyor. Tam kurguyu aklınızda hazırlamaya başladığınızda, birden bambaşka bir boyut alıyor ve hayalinizdeki film sekteye uğruyor. Sonraki gelişmeleri tahmin etmekte zorlanıyorsunuz. Aslında tahmin ediyorsunuz ancak karakterlerin yaklaşımı bir sonraki sahnenin ne olacağı konusunda size pek mesaj vermiyor. Tam anlamıyla filmin gerilimini üstünüzde hissettiriyor ve sizi kendine bağlıyor.

Filmin yönetmeni Chul-soo Yang. Bu kendisinin ilk filmi. Ancak bu isim Kim Ki-duk‘in yıllarca ikinci yönetmenliğini yapmış. Görünen o ki usta yönetmenin yanında oldukça pişmiş yönetmen. Herley dozunda, her şey tam anlamıyla olması gerektiği gibi olmuş. Okumaya devam et

Hanyo / Hizmetçi

Festivalin iyilerinden, başarılı bir Kore filmi Hanyo. Film ilk olarak 1960 yılında Ki-young Kim tarafından perdeye taşınmış. Tam elli yıl sonra ise Sang-soo Im tarafından tekrar uyarlanmış. İlk filmi izlemedim ama başarılı bir uyarlama olduğu izlerken kendini belli ediyor. Gerek oyunculuk, gerek filmdeki gerilim, ufak soru işaretleri de olsa senaryo kesinlikle akıcı bir film vermiş bize. Filmin atmosferine girmemize yardımcı olan kamera hareketleri ve müzikler de cabası.

Film sakin ve yavaş ilerlemesine rağmen insanı kendine bağlıyor. Az denebilecek erotik sahneler filmin akışına kendini kaptırıyor ve göze batmıyor bile. Belki bu konuyu daha önce çok izlemiş olabiliriz ancak bu film kendine özel bir yer ayırıyor. Okumaya devam et

35 Rhums / 35 Tek Rom

Ünlü müzik grubu Tindersticks ve usta yönetmen Claire Denis’in (şairliği daha ağır basar bende) bileşkesi ile festival kapsamında gösterilen “CLAIRE DENIS – TINDERSTICKS: MÜZİK VE FİLM”kuşağında izlediğimiz filmlerden biri de 35 Rhums idi. Bu iki isimle de Trouble Every Day filmi ile tanışmıştım. Tabi müziklerin ve bu filme haz görüntülerin güzelliğinden bahsetmek ayrı bir konu.

Aynı duygular içinde filmi izlediğimde aklıma kazınan şeyler yine Tinderlicks’in yaptığı müzikler oldu. Elbetteki yönetmen Claire Denis’in kullandığı görsel materyaller oldukça başarılı ve filmle o kadar bağdaşıyordu ki, ancak müzikler yüzünden uzatılan bazı sahneler insanı sıkıyor. Yönetmenin bir çok filmi izlemiş biri olarak bu anlam veremediğim filmleri arasında yer almakta.

Film Fransız işçi sınıfına göz atmış. Film Lionel ve kızı Joséphine’in etrafında geçiyor. Lionel karısının intiharından sonra kızı Joséphine’ni büyütmüştür. Kız ise babasına çok düşkündür. Lionel bir yandan kızının kendisine gebe kalmasını istemezken bir yandan da ondan ayrılmak istemez. Lionel vatman olarak çalışmaktadır.

Bir gün üst kat komşuları Noé bir gün Joséphine’e ülkeyi terk edeceğini söyler. Burada anlarız ki Joséphine ve Noé sevgilidirler. Ancak filmde ortalık karışana kadar bundan haberimiz olmaz.  Akabinde diğer komşu taksici Gabriele, Lionel’e aşıktır. Bunu bakışlarından anlarız. Ancak geçmişte bir şey yaşamışlar mıdır pek ipucu yok. Zaten olaylar gerilim noktasına nasıl geliyor o da belli değil.

Bir gün bu dörtlü Gabriele’nin taksisine atlarlar ve konsere giderler. Derken araba bozulur ve kapatmak üzere olan bir bara giderler. Burada eğlenmeye başlarlar. Aslında burası eğlenmekten çok iplerin koptuğu yerdir. Joséphine ve Noé burada tartışır, Lionel barı işleten bir kadınla geceyi geçirir. Yani her şey bir birine girmiştir. Joséphine ise Noé’nin gideceğini bildiği halde söylemediğini düşündüğü babasına kızar.

Her şey birbirine girmiştir. Tüm bu olaylara birde Lionel’in emekli olan ve emekliliğe alışamayan arkadaşının kendi kullandığı tramvayın önüne atlayarak intihar etmesi ile olaylar iyice çıkmaza girer. Joséphine ve Lionel birden minibüslerine atlarlar ve Almanya’ya doğru yola çıkarlar. Annelerinin mezarını ziyarete burada da öğreniriz ki kadın almandır.

Film belli bir kurguya sahip olmaktan öte anlık reaksiyonları önümüze getiriyor. Yavaş ilerleyen temposu,sıradan insanların sıradan hikayelerini, sıradan bir şekilde anlatmaya çalışmış bir film. Hikaye sizi içine çekmezken, ilerleyen ağır tempo filmden daha da uzaklaştırıyor sizi. Bir süre sonra filmin müziklerini dinlerken kendinizi akan görüntülere boş boş bakıyormuş gibi hissediyorsunuz.

Tabi Almanya dönüşünde Joséphine ve Noé’nin evliliği ile film mutlu sona ulaşır. Ancak konusu anlatılması zor bu filmde Hangi olaylar durumu nereye getirmiştir, anlaşılmayan muallakta kalmış bir film. Filmin bir bar sahnesinde 35 tek romun sözü geçiyor ancak Lionel zamanı değil diye geçiştiriyor konuyu. Sanıyorum 35 tek rom iddia gibi bir şey.

Güzel müzikli, anlaşılmaz konulu, akıp giden görüntülerle, yetersiz diyaloglara sahip bir film. Ne karakterlerin düşünceleri ne de hissiyatları ekrana yansıtılabilmiş. Ancak burada gördük ki, Fransız işçi sınıfı olarak tabir edilen kısım, daha hizmete yönelik iş yapan kısım siyahiler. Ya da karakterler mi böyle seçilmiş bilmiyorum.

Yönetmen: Claire Denis

Senaryo: Claire DenisJean-Pol Fargeau

Oyuncular:

Alex Descas
Lionel
Mati Diop
Joséphine
Nicole Dogue
Gabrielle
Grégoire Colin
Noé
Jean-Christophe Folly
Ruben

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1100048/

http://film.iksv.org/tr/film/194

As If I Am Not There / Yokmuşum Gibi

Festival kapsamında Sinemada İnsan Hakları Yarışması kapsamında yarışan filmlerden biri de As If I Am Not Here idi. Film İrlandalı yönetmen Juanita Wilson tarafından beyaz perdeye aktarılmış.  Film Bosna’da olanları yalın bir dille anlatmış. Öyle bir yalınlık ki bu filmde yaşananlar çoğu yerde bizi rahatsız etmiyor. Çoğu yerde oyuncular yaşanan atmosferi bize hissettirmekte başarısız olmuş. Sarsıntılı bir etki yaratacak film belki de yönetmeninin de bayan olması sebebi ile biraz daha yumuşak olmuş.

Samira Saraybosnalı genç bir öğretmendir. Ailesi ile çok yakındır. İlk görev yeri olarak kırsalda bir köy kasabasına gider. Burada üç aylık geçici görev için gelmiştir. Okulun asıl öğretmeni köyü terk etmiştir. Çocuklar öğretmenin geri dönmeyeceğini söyleseler de Samira bu küçük köyde üç ay geçireceğine inandırmıştır kendini. Okumaya devam et

Shi / Şiir

Festival kapsamında izlediğim en doğal filmlerden biri de Güney Kore yapımı Shi idi. Tabi Öncelikle Kore yapımı olması filmi seçmeme sebepti Akabinde gelen, Cannes 2010 en iyi senaryo ödülü, filmin izlenmesi konusunda isteğimi arttırdı. Filmde olan tüm bu özellikler isminin ise “Şiir” olması beklentilerimi de arttırmıştı film hakkında. Kesinlikle çok iyi bir film izleyeceğimin düşüncesi içerisindeyim. Oysaki ben hayaller kurmamfilmler hakkında. Ancak bu kadar beklenti içerisinde film bende hayal kırıklığı yaşattı desem yalan söylememiş olurum.

Aslında film hem diyaloglar, hem görüntüler, hem hikayesi, hem de oyunculukları ile kesinlikle göz dolduruyor. Peki beni bu filmde tatmin etmeyen neydi? Bunu soruyorum kendime. Elimizde karanlık bir hikaye var. Ancak filmin anlatımı o kadar berrak ki, karakterlerin düşüncelerine girmek yada etkilenmek biraz zor oluyor. Bir yanda büyük bir dram yaşanırken diğer yanda bunu dramatize etmek yerine sıradan bir günü görüyoruz.

Aslında filmde önemli sandığımız yan konuların, filmin ana konularından daha sarsıcı olması ana konunun yetersizliğiymiş gibi gözüküyor bize… Ancak ana konuyu sadece karakterin bakış açısı olarak düşünürsek senaryo oldukça başarılı. Ancak ben şartlı olarak filme gittiğim için, ve filmin ilk dakikasında gelen gelen cesetle kendimi akılcı bir polisiyenin içerisinde bulacağımı düşündüğüm için böyle aydınlık gelen film beni pek tatmin etmedi. Belkide şartsız, saplantısız unuttuktan sonra filmi yeniden izlememde yarar vardır.

Mija küçük bir kasabada torunu ile birlikte yaşamaktadır. 55 yaşına gelmiştir. Son zamanlarda bazı kelimeleri unutmaya başlamıştır. Ancak onun en büyük sorunu arada oluşan ağrılarıdır ve ağrıları için, doktora gider ancak doktor ona bu kelimeleri unutmasından dolayı şehirde daha teşekküllü bir hastanede doktora görünmesini söyler. Mija ise bunun geçici olduğunu düşünmektedir. Hastane çıkışında torununun okulundan intihar eden bir kızın annesini görür ve durumdan çok etkilenir.

Hastalığını kontrol ettirmek için doktora gider ve alzheimer hastası olduğunu kelimelerden başlayarak yavaş yavaş her şeyi unutacağını söyler doktor ona. Ancak Mija bu durumu pek kafasına takmaz. Hastane dönüşü, durakta ücretsiz şiir kursunun ilanlarını görür, başvuru tarihi geçmiştir ancak yinede gider. Küçüklükten beri hayali, şiir yazmaktır. Ancak bu zamana kadar yazmayı denemiş ancak hiç yazamamıştır.

Şiir kursuna gider. Aynı zamanda şiir okuma topluluğunun gecelerine de katılır. Bu arada kendisine ve torununa para yetmediği için işsizlik maaşının yanı sıra yaşlı felçli bir adamında bakımını yaptırmaktadır. Aslında her şey onun için iyi gitmektedir. Ancak haber alır ki torunu bir tecavüz olayına karışmıştır. Şu intihar eden kız, arkasında bıraktığı günlüğünde bir grup gencin kendisine tecavüz ettiğini yazmaktadır.

Mija bunu öğrendiği zaman ne yapacağı şaşırır. Ancak torununa da bir şey söyleyemez. Diğer çocukların ailesi de bir araya gelerek çocuklarının geleceğini kurtarmak için bir anlaşma yapacaklar, kızın annesi ile konuşup şikayetini geri almasını isteyeceklerdir. Tabi bu işin ucunda para vardır. Mija’nın bu parayı  bulması neredeyse imkansızdır. Kızına da bu konu hakkında hiç bir şey söylememiştir. Aslında bu para olayına pek olumlu yaklaşmamaktadır. Mija daha çok kızı ve hangi ruhsal durumda olduğunu düşünmektedir.

Bakımını üstlendiği zengin adama gider. Üstüne üstlük son olarak evi adam viagra alıp onunla beraber olmak istediği için yüzüne kapıyı vurup çıkmıştır. Adamın isteğini yerine getirir. Bir süre sonra giderek ondan para ister.

Tabi izlemeyi düşünenleri için gelişen olayları yazmak olmaz. Zaten film anlatıldığında biraz yavan kalıyor. Filmi asıl iyi kılan oyunculuk  ve görsellik. Filmi izlerken görüyorsunuz ki insanın hayatına kimin ne şekilde çıkacağı belli olmuyor. Film de hiç müzik yok. Bunların yanı sıra, rüzgar, su ve kuş sesleri ile filmin doğal ortamını size başarı ile veriyor. Filmin yönetmeni Kore eski kültür bakanı başarılı yönetmen Lee Chang-dong. Tabi bize uzak şeyler bunlar.

Başarılı bir film aslında. Ancak bir aksiyon yada öyle çok şey beklememek lazım filmden.

Yönetmen – Senarist: Chang-dong Lee

Oyuncular:

Jeong-hie Yun
Mija
Nae-sang Ahn
Kibum’un babası
Da-wit Lee
Jongwook
Hira Kim
M. Kang
Yong-taek Kim

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1287878/

http://en.wikipedia.org/wiki/Poetry_(film)

http://film.iksv.org/tr/film/107