Etiket arşivi: 31. İstanbul Film Festivali (2012)

Hors Satan

Yönetmen Bruno Dumont‘un son filmi Hors Satan. İKSV’nin sitesinde yazılanları okuyarak büyük bir beklenti ile filmi izlemeye başladım. Ancak beklentilerimin çok çok altında bir filmle karşılaştım. Eğer film hakkında yorumları okumadıysanız filmin anlatmak istediklerine dair pek bir şey anlamıyorsunuz. Sanıyorum ki yönetmen yaptığı işin eksik olduğunu gördükten sonra filmi bu şekilde açıklamaya çalışmış. Okumaya devam et

La fée

Absürt bir o kadar da sıcak bir film La Feé. Filmin yönetmen koltuğunda üç isim görüyoruz. Dominique AbelFiona GordonBruno Romy. Bu isimler, aynı zamanda filmin senaritleri ve oyuncuları. Her şey bu şekilde bu üç şahısın elinde şekillenirken, oldukça eğlenceli vakit geçiriyorsunuz. Film bir peri ile bir insanın aşk hikayesini anlatırken aslında insanların yaptığı tercihleri göz önünde bulunduruyor. Bazı insanlar çok şey isterken bir peri ile tanışan Dom’un istekleri ise çok basit. Filmi izlerken Dom’un istekleri karşısında sinir oluyorsunuz ama asıl olan kendisinin bu şekilde mutlu olması.

Film oldukça samimi bir şekilde çekilmiş. O kadar samimi ki olan biten tüm saçmalığa karşı bir sempati duyuyor ve sanki bunların gerçekte de olduğunu hissediyorsunuz. Filmin ana karakterleri filmde de kendi isimlerini kullanmış. Filmdeki bu sıcaklığın başlıca nedenlerinden biri de ekibin sürekli beraber çalışıp birbirlerini çok iyi tanıyıp bunu da sinema diline iyi uyarlamaları. Ekip La fée de olduğu gibi bir önceki filmleri olan Rumba‘da da aynı özelliklerle bir film yapmış olmaları.

Karakterlerin başlarına gelen olaylar ve bu olaylara yaklaşımları verdikleri tepkiler çok iyi. Normal şartlarda garip karşılayacağımız bir çok ley filmin ortamı ve şartları altında bize oldukça normal geliyor. Mesela yürüyen çanta -ki biz biliyoruz ki içinde köpek var ama ayakları ortalıkta yok-, uçan insanlar, bebeği yakalamak için arabanın ardından motosikletle, uçarak, koşarak gitmeleri filme ayrı bir tat katıyor. Ekip kendi tarzlarında hem gündelik hayatta klişeleştirdiğimiz şeyler ile alay ediyor hem de bu da olabilir diyerek birim gözümüzü biraz daha açmaya çalışıyor. Mesela Dom kıyafetlerini çalan sokakta yaşayan insanı görünce adamın üzerindeki kirli kıyafetlerini alıp yerine üzerindeki yenileri verebiliyor.  Bir de para verme sahnesi var tabi ki borç alıp, başkasına verip, ondan geri alarak hepsini ödeyebiliyorlar mesela sonuçta herkes mutlu.

Dom bir otelde gece görevlisi olarak çalışmaktadır. Günün birinde kendisinin peri olduğunu söyleyen biri gelir. Peri ondan üç dilek dilemesini ister. Dom bir motosiklet ve buna yetecek kadar da bedava benzin ister. Üçüncü dileği hakkında ise bir fikri yoktur ve karar veremez. Bu arada peri ile birbirlerinden hoşlanırlar ve birlikte olurlar. Birden bire peri ortadan kaybolur. Dom onu arar ama bulamaz. Bu arada peki hamile kalmıştır ve bir akıl hastanesinde yatmaktadır. Akıl hastanesi de otelin tam karşısında denk gelmektedir. Peri, Dom’u karşıdan görür ve ayna ile ona mesaj gönderir. Dom Fiona’yı kurtarmak için bir planla gider. Onu kurtarır. Bu arada çocukları da olmuştur. Ancak polisler peşindedirler.

Dans, eğlence, komedi, suç, aşk, kısacası her şeyi barındıran bir film La Fée. Ancak hiç biri bartılmamış, kendi içinde mantıklı davranmış. Filmi izlerken hem merak ediyorsunuz, hem de karakterlerin yerine kendinizi koyarak mutlu oluyorsunuz. Film tam anlamıyla kendine çekiyor izleyiciyi. Bu çok güzel görüntüleri ile olmasa da, güzel oyunculukları ve çok doğal sıradan gelen görüntüsü ile oluyor. Sanki filmde olan bitenler iki sokak aşağıda olan bitiyormuş gibi yakın ve sahici geliyor size.

Özetlemek gerekirse  Dominique AbelFiona GordonBruno Romy bu üç oldukça düşük bütçeli ve başarılı bir işe imza atmışlar. Kesinlikle takip edilecek isimler arasında yerini almalı. La Fée ise izlenmesi gereken filmler arasında. Saflığın, temizliğin ne olduğunu hatırlamak amacıyla.

Yönetmen – Senaryo: Dominique AbelFiona GordonBruno Romy

Oyuncular:

Dominique Abel Dom
Fiona Gordon Fiona, la fée
Philippe Martz John, l’Anglais
Bruno Romy Le patron de l’Amour Flou
Vladimir Zongo Le premier clandestin
Destiné M’Bikula Mayemba Le deuxième clandestin

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1922645/

http://film.iksv.org/tr/film/397

Sibir, Monamur

Filmin ismine bakıpta Monamur kelimesini görünce karşıma romantik bir film çıkacakmış gibi hissettim. Ancak filmi izlemeye başlayınca, romantizmden çok gerçekçi bir film ile karşılaşacağımı daha ilk dakikalarda gördüm. Film oldukça etkileyici bir açılış yapıyor. İlk sahnede dedenin neden yüzünde gözünde karıncalarla yattığını anlayamasam da sonraki sahne bence filmin asıl açılış sahnesiydi. Soğuk sebebi ile aç kalmış, Sibirya kurtlarının saldırıları zor doğa şartlarının insanların ve hayvanların üzerindeki etkisi çok başarılı bir şekilde anlatılmış.

Yönetmen koltuğunda Slava Ross var. Aynı zamanda Slava Ross filmin senaristi. Film Slava Ross‘un ilk filmi olasına rağmen oldukça başarılı bir film. Filmde etkileyici sahneler mevcut. İster istemez filmdeki karakterlerle yaşanan ortamla bağlantıya geçiyor ve filmin akışına kendinizi kaptırıyorsunuz. Filmin hikayesi ve kurgusu başarılı. Ancak filmde bazı mantık hataları da yok değil. Ya da ben hikayedeki karakterleri bir arada toplama arzusu ile yanıp tutuşurken, bazı noktalar bana hatalıymış gibi gözüktü. Ancak kesinlikle kurguda ufak tefek sorunlar mevcut. Okumaya devam et

Kongen av Bastøy

Oldukça iyi hikaye, kurgu ve oyunculuğa sahip bir film Kongen av Bastøy. Filmin yönetmen koltuğunda Marius Holst bulunmakta. Film gerçek bir hikayeden uyarlanmış. Ancak bu hikaye devlet tarafından örtbas edildiğinden yönetmen ve senaristler başarılı bir hikaye ve kurguyla bu durumu beyaz perdeye taşımışlar. Filmi Norveç Sinemasının yüz aklarından diyebiliriz. Aslında “isyan” temasını işleyen aslında klasik bir konu var karşımızda. Ancak yönetmen çok iyi bir iş çıkararak her dakikasında klişeye kaçabilecek bu filmi güzel anlatmış. Gereksiz diyaloglardan kaçınılmış, karakterlerin olması gerekenin dışına çıkmamaları başarıyla sağlanmış. Okumaya devam et