Bir iç döküş ve 5 kitap

Kitap bahane sohbet şahane diye muhabbete girmeyi düşünüyordum aslında. Ancak kitap muhabbet için bir “bahane” değil olsa olsa “vesile” olur. İşte bu motto ile yola çıktığımda uzun zamandır kitaplardan bahsetmediğimi fark ettim. Tabii bununla birilikte çok fazla iç dökmediğimi. O zaman hazır mısınız, kendimi şikayete başlıyorum. (25 dakika sonra) Evet işte şu aralar en büyük sorunum bu. Sürekli bir şeyler yapmam gerektiğini düşünüyor ve onlar ile ilgili tüm olasılıkların da dahil olduğu kurguyu, metni, adımı, nefesi yani olması gereken, yapılması gereken ne varsa hepsini yapıyorum ancak ne zaman bilgisayar başına geçsem hatta geçmeye yeltensem hiçbir şey yapamıyorum. Yok öyle yazar tıkanması gibi değil, aklına yazacak şeylerin gelmemesi ya da ekrana boş boş bakmak gibi. Bu sadece düşünmekle alakalı. Bilgisayar başına d geçiyorum sadece düşünüyorum. Hatta öyle düşünüyorum ki aklımda her şey bitiyor. Ama günün sonunda sayfaya baktığımda bembeyaz. Bu nasıl bir hastalıktır bilemedim? Eminim ki bunu da kapsayan bir hastalık …

Ahmet Ümit – Beyoğlu Rapsodisi

Ahmet Ümit‘in 2003’te basılmış ve benim okuduğum beş Ahmet Ümit kitabından en hızlı ve en keyifli okuduğum kitabı Beyoğlu Rapsodisi. Hikayenin anlatımından tutun, hikayenin mekanlarının tasvir ve anlatımlarına kadar her şey çok iyi ve keyifli. Hikayenin en keyifli tarafı, karakterlerin bizden olması ve aynı kaygıları gütmesi. Bu da karakterlere yakınlık sağlarken, takıldıkları mekanların da bilindik olması ayrı bir keyif veriyor insana. Bu arada önünden geçtiğimiz o bildiğimiz eski binalarla ilgili bilmediğimiz şeyleri de anlatması oldukça keyifli. Ancak belirtmem lazım ki o kadar seri akan bir hikayede birden bire finale gidip biz okuyucuya “ee” dedirten bir final olması biraz benim canımı sıktı. Biraz daha uzatılıp iş sanki biraz daha çetrefilli hale getirilebilirdi. Ha hikayeye öyle kaptırıyorsunuz ki kendinizi bir yerden sonra katil kim düşünmüyorsunuz bile. Bu bağlamda asıl katil aklınızdan bile geçmiyor. Katilin kim olduğu konusunda biraz tüyolar verse de yazar dönen muhabbet sizin bu yorumda bulunmanıza engel olup, biraz ters …

Ahmet Ümit – Bir Ses Böler Geceyi / Çıplak Ayaklıydı Gece

İkisi bir arada olan bu kitap Everest Yayınlarından çıkmış. En büyük özelliklerinden biri de kitabın cep boy olması. Bu ara ben cep boy kitaplara taktım. Hem okuması, hem taşıması kolay. Gerçi bir ara e-kitap okuma sevdasına kapılmıştım ama, kağıdın dokunuşunu, mürekkebin kokusunu almadan bu iş olmuyor. Belki ilerleyen zamanda tekrar deneyebilirim. Gelelim kitabımıza. İki kitabın bir arada olma fikri iyi olmuş. Zaten ikisi de kısa kitap. Bir Ses Böler Geceyi tam bir roman, Çıplak Ayaklıydı Gece ise bir öykü kitabı. Ancak iki kitap için de genel olarak söylemeliyim ki beni tam olarak tatmin etmedi. Yani bunlar Ahmet Ümit’in gerçekten iyi diyebileceğim eserleri arasında yer almıyor. Öncelikle Bir Ses Böler Geceyi ile başlamak gerekirse, bu kitabın 2012 yılında film uyarlaması yapılmış, roman ise 1994 yılında piyasaya çıkmış. Hikaye fena olmamasına rağmen ne gerilim ne de polisiye karşımıza çıkıyor. Evet hikaye merak uyandırıyor ama sürekli bir aksiyon beklerken yoruluyorsunuz. Tabi birde hikaye boyunca Alevi …

Ahmet Ümit – Kukla

Bir süre Ahmet Ümit’e ara vermiş, elimde kalan son kitabını da sonraya ertelemiştim. Zaten okuduğum kitaplar arasında resmini görmüşsünüzdür. İş güç derken okumak biraz uzun sürdü her zamanki gibi. Kitaptan şöyle bahsederek giriş yapayım Kavim kadar iyi olmasa da Kar Kokusu kadar da hayal kırıklığına uğratıcı değildi. Yine alıştığımız Ahmet Ümit kurgusu vardı kitapta. Son dakikaya kadar olayları gizleyip son dakikada şaşırtmaya yönelik bir final yazılmış. Ancak bu kez ana karakterin bir gazeteci olması sebebi ile zaten kitabın sonunda olabileceklerin olasılıkları ayrıntılı bir şekilde verilmiş. Ben  ana karakter olan Adnan Sözmen karakterini oldukça beğendim. Kitabın kurgusu, anlatımı, karakterleri ele tarafsız bir şekilde ele alışları oldukça başarılı. Hikaye Susurluk olayına atıfta bulunurken ondan da uzaklaşarak tekil bir hal almaya çalışmış bu da başarılı olmuş aslında. kurgusu, anlatımı, olaylar içindeki kişileri ‘insan’ olarak ele alışı son derece başarılı. Birde Adnan karakterinin alkol ve kadınlar ile ilgili tespitleri oldukça güzel. Kitabı okurken canınız bolca …

Sis ve Gece

Ahmet Ümit romanlarını okumaya başlamışken birde romanların film uyarlamasını izleyeyim dedim. Sanıyorum bu Ahmet Ümit kitaplarının ilk sinema uyarlaması. Baştan söyleyeyim keşke hiç uyarlamasalarmış daha iyiymiş. Bilhassa romanını filmi izlemek için okumamıştım ve doğru yapmışım. Şimdi bile filmi izlerken kahroldum romanı okusaydım ne olurdum bilmiyorum. Oyuncu kadrosu iyi olmasına rağmen yönetmen nasıl olmuşta bu oyuncu kadrosunu bu kadar başarısız bir şekilde yönetmiş anlayamadım. Zaten romanın bir kurgusu var. Az çok Ahmet Ümit romanlarını üslubunu da bildiğimden kendisinin böyle bir kurgu yapacağını düşünmüyorum. Ancak yönetmen hikayeyi almış resmen boş bir hale getirmiş. Ne bir merak uyandırıyor izleyende ne de aksiyonundan dolayı izleyiciyi içine çekiyor.

Ahmet Ümit – Kar Kokusu

Ahmet Ümit’in Kavim’den sonra merakla başlayarak okuduğum romanı Kar Kokusu. Ancak ne yalan söyleyeyim hayal kırıklığına uğradım. Ben en az Kavim kadar akıcı ve iyi bir olay örgüsüne sahip bir kitap bekliyordum karşımda ama Kar Kokusu beni yanılttı. Yer yer kitabı okumakta zorluk çektim diyebilirim. Anlatım dili Kavim kadar akıcı değildi, okunabiliyordu ama Moskova’ya sıkışmış kısıtlı hikaye ekstra bir akıcılık ve merak uyandırmıyordu okuyucu üstünde. Kitap TKP’nin yasaklı parti olduğu dönemde bir grup üyesini Moskova’ya Komünizm eğitimi almaya göndermesini ve bu kişiler arasında bir cinayet işlenmesini anlatıyor. Aslında kitap fena başlamıyor. İlk dakikasındaki cinayet olayların nasıl kurgulanacağını katilin kim olduğunu merak ettiriyor ama devamında gelen hikayeden özgün gereksi kısımlar cinayete odaklanmanızı engelliyor. Bu sırada KGB’nin de araştırdığı bir ajan ile de işler kesişince işler biraz karışık hal alıyor. Karışık hal dediğime bakmayın aslında her şey ortada.Sadece kafa kurcalamak için biraz laf kalabalığı yapılmış. Kitabın eksik kalma noktalarından biri de belki …

Ahmet Ümit – Kavim

Pek fazla polisiye roman sevmediğimi belirtmem lazım. Ancak bloga şöyle bir göz attığınızda son dönemde polisiyelerin ağırlıkta olduklarını görebilirsiniz. Bunun başlıca sebebi aslında dünya üzerinde herkesin polisiye yazmaya girişmesi. Zaten dünya üzerinde ya polisiye ya da yeni nesil vampir kitapları bulunmakta. Tabi polisiyeyle girerek hafif bir dokundurma yaptım gibi gözükebilir ama bunun Ahmet Ümit ve Kavim ile hiç bir alakası yok belirteyim. Zaten polisiyede okuyorum artık azda olsa. Yerli yazarları da mümkün olduğunca okumaya çalışıyorum. Bu kez piyangodan çıkan Ahmet Ümit oldu. Üç cep kitabını indirimli fiyata alınca aslında okumayı düşündüğüm Ahmet Ümit kitaplarını okumayı öne çekmiş oldum. Aslında Ahmet Ümit’in polisiye yazdığı dışında kendisi hakkında hiç bir fikrim yoktu. Bu şekilde de kitabı okumaya başladım. Kavim ilk dakikasından itibaren beni kendisine bağladı. Gerek anlatım dili, gerek kurgu, gerekse karakterler hepsi tek kelimeyle çok başarılıydı. Bir de kültürel ve dini bilgiler eşliğinde memlekette zamanında dönen olaylara değinmesi ve bunların akıllıca …

Back to Top