Etiket arşivi: Alex Garland

buralarda yokken izlediklerim

Çok film izliyorum sanırım değineceğim / anlatacağım. Kısa kısa üstlerinde geçmeye başlayalım o zaman.

Enter The Warriors Gate (2016)

Enter the Warriors GateBöyle kafa yormayacak zaman öldürecek bir film arayayım dedim. Zaman bende bol o zaman öldürmek lazım değil mi? Ne zaman dedim üç cümle içinde. Enter The Warriors Gate bu durumu iyi karşıladı. Fantastik ergen filmi diye özetleyeyim. İyi kalpli ama birazcık ezik bir lise öğrencisi yarı zamanlı çalıştığı Uzak Doğu antika dükkanından sahibinin armağan ettiği büyük bir vazoyu getirir. Derken bu vazonun içinden bir gün bir kız çıkar akabinde aksiyon başlar. Genç bu kovanın içinden geçerek zamanda atlar ve eski in dönemine prensesi kurtarmaya gider.

Teknik açıdan film oldukça basit.Hikaye oldukça klişe ve yenilik sunmuyor. Aksiyon sahneleri yeni bir şey vermemiş. Ama kafa yormuyor izletiyor kendini. Amaçta bu zaten. ** https://www.imdb.com/title/tt4652532/

Annihilation (2018)

annihilationAnnihilation Netflix’in son dönem baya bir reklamını yaptığı öne çıkardığı filmi. Bunun en büyük sebeplerinden biri de bence filmde Natalie Portman olması. Onun ışında bence filmin bir albenisi yok. Lena, zamanda orduda çalışmış bir bilim insanıdır. Yine bir asker olan ve gizli görev için ayrılan kocası yıllar sonra geri gelir. O zamana kadar Lena onun öldüğüne inanmaktadır. Adam gelir ama kısa süre sonra fenalaşır ve hastaneye kaldırılır. Bu sırada devlet olaya el koyar. Lena kocasının bu durumunu araştırmaya başlar ve bir bölgede bilinmeyen bir sisin olduğunu öğrenir. Gönüllü olarak bu sisi incelemeye gider. Yanında yine kadınlardan oluşan bir ekiple sise girer. Siste yaşanan garip olayları çözmeye çalışıp bu işin kaynağına girerken hayatta kalmaya çalışırlar.

Film fikir olarak iyi aslında. Ancak hikaye, senaryo ve bununla birlikte kurguda çok fazla açık var. Yani iyi bir fikir aceleye gelip çöpe atılmış. Oyunculuklar iyi diyemeyeceğim. Natalie bile düz bir oyunculuk çıkarmış. Bunun sebeplerinden birisi karakter yoğunluklarının olmaması. Her biri düz bir şekilde ele alınmış. Bilim kurgu ve yaratılan atmosferin ayrıntıları yerine karakter psikolojilerine eğilmeye çalışılmış ne gerek varsa ama o da olmamış. İzlenebilir ama ortalama bir film. *** https://www.imdb.com/title/tt2798920/

Insidious: The Last Key (2018)

Insidious: The Last KeyEn sevdiğim serilerden biri Insidious serisi. Gerçi son bölümlerle birlikte biraz gerçekliğini ve standardını bozu ama yine de izlenebilir. Bu film içinse oldukça sıradan bir film diyebilirim. Yani serinin en kötü filmi. Ne gerek vardı bilmiyorum. Yine de koku filmi isteyen bünyeler için dönemi gereği çekilenler içinde en iyilerden. Sormayın artık korku filmi de kalmadı adam gibi. Mumla arayacağız artık.

Elise bu kez geçmişine Meksika’ya doğduğu eve dönüyor. Burada yıllardır görmediği kardeşinin kızları ile karşılaşıyor ve geçmişten gelen ve musallat olan kötülüğü yenmeye çalışıyor. Bu sırada bir sonraki bölüm için karakterler çıkmış durumda. Artık Elise ölse bile film devam edebilir mesajları vardı filmde. Seri hatırına izlenir. Belirttiğim gibi, yavaş yavaş dozu düşüyor filmin. *** https://www.imdb.com/title/tt5726086/

Camera Obscura (2017)

camera obscura

Her ne kadar IMBD puanı çok yüksel olmasa da bana çok değişik gelen bir film. Gerçi değişik dedim ama buna yakın konuların odluğu film izledim. Hatta benim bile fi tarihinden kalan hikayemde var. Yok aslında ortak yön hep fotoğraf. Şimdi filmi anlatmadan önce olmamış tarafını söyleyeyim filmin. Karakter bence oturmamış tam. İşin psikolojik tarafını kaldıramamış yada yönetmen bu aslında filmin ana direğini tam olarak ayakta tutamamış. Hal böyleyken film işleyiş de ağır olunca yer yer sıkıyor.

Jack Zeller eski bir savaş fotoğrafçısıdır. BU durum onu etkilemiş işi bırakmış, psikolojisi bozulmuştur. O günden beri de fotoğrafçılığı bırakmıştır. Kendisini toplar toplamaz eşi ona hediye eski bir makine alır ve onu asıl mesleğini yapmaya ikna eder. Öyle ki jack diğer mesleklerde pek mutlu olamamıştır. Jack bu eski makineyla yavaş yavaş fotoğraflar çekmeye başlar. Bu fotoğrafları bastırdığında ise fotoğraflarında öldürülmüş insanlar görür ve fotoğraf tarihleri ileri dönüktür. Jack o tarihte fotoğrafı çektiği yere gider ve gerçekten bu cesetleri görür. Bakarken fotoğraflardan birinde karısını fark eder ve onu kurtarmaya başlar. Ancak Jack’ın dünyasında işler hiçte göründüğü gibi değildir. Bu gerçeklik sorunu yaşamaktadır. *** https://www.imdb.com/title/tt5651458/

This Beautiful Fantastic (2016)

this beautiful fantasticŞöyle bir gaza getirsin de okuyup yazayım diye film ararken This Beautiful Fantasticçıktı karşıma. İyi yorumlar da almış bende merakla oturup izlemeye başladım. Sonuç ne dersiniz? Evet, gaza gelemedim. Yani benim için filmde öyle gaza gelecek bir öğe yoktu ama masalımsı bir filmdi This Beautiful Fantastic. Masalsı diyorum tam masalda olamamış araya sıkışmış. Amelie gibi bir atmosfer oluşturulmaya çalışılmış, müzikler, renkler, çekimler ama bir kopyadan öteye geçmemiş. Buna rağmen film kendini izletiyor ve zamanın nasıl aktığını fark etmiyorsunuz.

Bella Brown çocukken ördekler tarafından kurtarılan bir kadındır. O günden sonra bir şekilde hayatta kalır ve bir kütüphanede raf düzenleme işine başlar. tabi asıl amacı yazar olmak bir kitap çıkarmaktır. Bella’nın düzen takıntısı vardır ve birde ağaç ve çiçekleri pek sevmez onlardan korkar. Ancak huysuz yaşlı komşusuyla atışında ev sahibi kuruyan bahçeye bakmıyor diye onu evden atmakla tehdit eder. Bu esnada hayatına dahil olan huysuz komşu onun dünyadaki bakış açısını değiştirir ve hayallerini gerçekleştirmeye başlar. *** https://www.imdb.com/title/tt4560008/

Ex Machina

Genelde senaryoları ile tanıdığımız Alex Garland‘ı bu kez yönetmen koltuğunda görüyoruz. Filmin senaristi yine kendisi. Bir bilim kurgu sever olarak 2014 yılında çekilmiş bu filmi şu dakikaya kadar neden izlemedim diye soruyorum kendime. Evet film bilim kurgu ancak biraz sanatsal bir bilim kurgu. Tabi benim o konuyla ilgili bir sıkıntım yok.

Ex Machina biraz yaratıcı, yaratılan, varoluş konusuna odaklanmış. Tabi bunlar çok fazla felsefi kelam edilmeden, bu konu ile ilgili çarpıcı kelimeler kurulmadan yapılmış. Bu durum belki de filmi çok iyi olmaktan alıkoyan tek unsur. Ancak genel anlamda film anlatmak istediğini de anlatmış. Okumaya devam et

Never Let Me Go / Beni Asla Bırakma

Film izledikten sonra kesinlikle kitabının okunmasını kanısına vardığım bir film Never Let Me Go. Çünkü filmde yanıtını alamadığımız o kadar nokta vardı ki. Öncelikle film ne olması gerektiğini karıştırmış. 103 dakikalık süresine rağmen keşke biraz daha uzun tutsalardı da ne olup bittiğini daha iyi anlasaydık diyorsunuz filmi izlerken. Eminim ki kitap o anlayamadığımız yerlere ve duygulara bizi daha fazla götürecektir.

Film bir ameliyat sahnesi ile açılıyor. Bu arada ses bize hikayeyi anlatmaya başlıyor. Yıllar öncesine gidiyoruz. Bir katı bir eğitim veren bir okula. Filmin rutinliği içerisinde ne olacak diye beklerken öğreniyoruz ki buradaki çocukların tamamı donör. Tabi bu dakikadan itibaren aklımızda bir şeyler şekillenmeye başlıyor. Burada filmin eksik kalan kısmı bu donör hikayesinin temeli. Film farklı bir dünyada geçiyor 1967’de. Tıp çök büyük ilerleme katetmiş  ortalama insan ömrü 100 yılın üzerine çıkmıştır. Bunu filmin ilk saniyelerindeki yazılardan anlıyoruz. Bunun dışında hikaye günümüz dünyası ile paralel gidiyor. Bu ilerleme nasıl sağlanmış yada bu içinde bulunduğumuz dönem nedir bunu fark edemiyoruz. Farkında olmadığımız bu kısım ise ister istemez günlük yaşantımızla karışıyor. Buradaki ayrım filmde tam olarak verilememiş.

Filmi aslında finaldeki cümleler özetliyor. “Bizim hayatımız kurtardığımız hayatlardan ne kadar farklı olabilir?” Aslında bizde film boyunca  bu soruyoruz kendimize. Kendi hayatlarını kurtarmak için neden ayaklanmıyorlar, neden kaçmıyorlar, bu kabulleniş neden diye? Tabi burada açıklanması gereken bir konu var. Buradaki çocukların tümü diğer paralı insanlar için yedek parça olarak yetiştiriliyor. Başkaları için bir şey olup, bir şeyler yapıyorlar. Tabi film burada her ne kadar donör konusuna değinse de gündelik hayatta da bu böyle değil mi? Eminim ki bu kitapta çok daha iyi kıyaslanmıştır.

Biz filmde böyle okulların daha çok olduğunu öğreniyoruz ve öğreniyoruz ki içlerinde en insancıl eğitim alanlar bu okuldakiler. Sanatı, müziği, kısmende olsa duyguları öğreniyorlar, tabi bu da deneyin bir parçası. Korkutma ve tabular üzerine denekler üzerindeki etkiler tabiki tartışılamaz. Bu da aslında insanoğlunun nasıl yönlendirip şartlandırıldığının kanıtı. Bunun etkilerini üç karakterde de görebiliyoruz. Peki farkımız ne?

İster istemez film boyunca bunu soruyoruz kendimize. Film kendimizi, dünya üzerindeki durumumuzu sorgulamamız için kapıları aralıyor bize ve bunda da başarılı. Ancak hiyerarşik yapıdan haberimiz olmadığı için olan biten bize anlamsız veriyor. Kıyıdan köşeden değindiğim gibi geçmişte anlatılan bir hikaye var ve bu hikayede eğer her şeyi dönemle aynı tutup sadece bir noktayı değiştirirseniz bu göze çarpar. Filmde de bu olmuş. Sanıyorum ki kitaba bağlı kalınmış burada ancak dönemi yansıtması konusunda pek başarılı  olmamış. Evet aslında film olayları, insan hayatını ve aşkı sorguluyor ve ön planda da bu yer alıyor ancak alt yapının eksikliği sürekli soru işareti ile izleyicinin karşısına çıkarken bu olay ve gelişmelere adapte olmakta zorlanıyorsunuz.

Eğer film gelecek yıllar içerisinde geçseydi, bu filmin bir bilim kurgu olduğuna kanaat getirip fazla kafayı yormayacaktık ama geçmiş olması büyük soru işaretlerini de beraberinde getirmiş. Filmin İngiltere’de gri ve kasvetli tonlarda çekilmiş olması kesinlikle filmin artısı. Görsellikte ve müzikler de aynı derecede başarılı. Yani film için çok iyi diyebiliriz.

Üç arkadaşı anlatıyor film demiştik. Her biri ayrı karakter ve aslında her biri hayatının geri kalanında ölme bilinciyle yaşamaya çalışıyor. Aslında her birinin de hataya karşı farklı sitemleri var. Tommy bu önlerine geçmediği haksızlığa yüksek sesle bağırarak karşı çıkıyor, Ruth ise en yakın arkadaşına kötülü yaparak. Burada aslında dikkat edilmesi gereken Kathy karakteri. Kathy tüm olana bitene, kaderlerine boyun eğmiş durumda. Sessiz sakin, öyle ki diğer donörlere bakıcılık yapıp vaktini geçirmekte. Aslında ne yazıktır ki burada Kathy bize çok derin bir mesaj gönderiyor. Düzen sen ses çıkarmadığın taktirde seni görmezden gelebilir, ancak eninde sonunda çizilmiş kaderine boyun eğersin. Nitekim de öyle oluyor. Tüm sevdiklerinin ardından Kathy gidiyor.

Film aslında eksik gibi gözükse bazı yerlerden ben tatmin edemedim diye dürtse de aslında anlatmak isteneni vermiş. Hayat kısa ve buna bir şeyler sıkıştırılmalı. Son dönem izlediğim başarılı yapımlardan biri. Ancak bir yanım da daha iyi olabilirdi demeden durmuyor…

Sevmek, umut etmek, hayal kurmak, özgürlük kısacası insan olmak üzerine ve bu değerlerin nasıl alınıp satıldığına dair iyi bir film Never Let Me Go.

Yönetmen: Mark Romanek

Senaryo: Kazuo Ishiguro (roman), Alex Garland

Oyuncular:

Carey Mulligan
Kathy
Andrew Garfield
Tommy
Keira Knightley Ruth
David Sterne Keffers
Andrea Riseborough Chrissie
Domhnall Gleeson Rodney

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1334260/

http://film.iksv.org/tr/film/89