Etiket arşivi: Alexander Skarsgård

The Diary of a Teenage Girl

!f İstanbul’u geride bırakalı bir hafta oldu ama ben yoğunluktan dolayı filmleri oturup yazamamıştım. Aslında yazacak onlarca film varken bende if filmlerini biraz öne alayım sıcağı sıcağına (!) dile getireyim dedim. Atık blogu takip edemediğim doğrudur. Umuyorum bunlar geçici bir yoluna sokayım işleri…

Gelelim The Diary of a Teenage Girl’e. Filmin yönetmeni Marielle Heller. IMDB geçmişine baktığımızda bu yönetmenin ilk senaryosunu yazdığı ve yönettiği film. Bundan önce bir kaç yapımda oyunculuk yapmış. Yani oyunculuk geçmişi yönetim geçmişinden daha fazla bir yönetmen var karşımızda. Tabi Marielle Heller’in oyunculuğunu izlemediğim için bir yorum yapamayacağım ama filmdeki oyunculuklar kesinlikle çok başarılıydı. Buna belki aradaki empati sebep olmuş olabilir. Senaryo ise Phoebe Gloeckner‘ın romanından uyarlanmış. Okumaya devam et

Hidden

Hidden bana çok ilginç gelen bir film. Aslında ben filmi sevdim ana yinede içe sinmeyen eksikleri mevcuttu. Olay işleyişi kurgusu fena değil ama filmin ilk dakikaları biraz fazla uzun ve zaman zaman sıkar nitelikte. Filmin korku filmi olarak lanse edilmesi sebebi ile ilk dakikaların haddinden fazla sakin ve dramatik geçmesi, izleyiciyi filmin ana hikayesine odaklayamaması filmin en büyük handikabı

Filmin yönetmen ve senaryo koltuğunda The Duffer Brothers var. Bende bu iki kardeşin ilk kez filmlerini izledim. Açıkçası bu şekilde devam ederlerse takip listesine kesinlikle alınabilirler. Hikaye ve kurgu güzeldi. Yönetim de kapalı alanda çekilen filmlere göre oldukça iyi. Küçül alanda gerekli gerilimi alabiliyorsunuz. Okumaya devam et

True Blood

True Blood, 2008 tarihinde yayınlanmaya başladı o günden beri merakla ve zevkle izledim. O zamana kadar neden buraya yazmadım o ayrı bir konu. Ama final yapmışken değinmeden olmaz diye düşündüm. Dizi yedinci sezonunda final yaptı. Bununla birlikte yedi senedir bir fiil izledim diziyi. Zaman zaman sıktı, bezen baydı ama genel olarak yedi sene boyunca izletti kendini. Artık alışkanlık gibi bir şey olmuştu.

Dizi  Charlaine Harris‘in Sookie Stackhouse (Southern Vampire) Series’inden uyarlanmış. Bu seri de 2001 de başlamış ve 2014’de bitmiş. Tabi True Blood ne kadar kitaba sadık kaldı o da ayrı bir konu. Ama benim hissettiğim sanki dizi bir tık üstte gibi. Bu arada kitapları okumadığımı belirtmeliyim bu yorum sadece içime doğanlarla ilgili. Okumaya devam et

Disconnect

Film 32. İstanbul Film Festivali (2013) kapsamında gösterilmiş ancak o dönemde izleyememiştim. Tabi ondan sonra insan ne olduğunu unutuyor. Film günümüz dünyasının bilindik klişe hikayelerini bir araya getirerek başarılı bir kurgu yapmış. Sanal elemle iç içe olduğumuz şu dönemde hayatımızdaki bir çok ortak noktaya rastlıyoruz filmde. Film bu konuda çok başarılı. Sıradan gördüğümüz tüm hikayeleri bize başarılı bir şekilde anlatmış.

Film oldukça fazla karaktere bununla birlikte oldukça fazla hikayeye değiniyor. Aslında bir yandan sanallaşırken bir yandan da nasıl birey olarak diğer insanlardan uzaklaştığımıza onlara güvenemediğimize şahit oluyoruz. Film bu bağlamda, gerçekleri yüzümüze çarpar gibi. Film herkese hitap ediyor. Başarılı oyunculuklarıyla birlikte gerçekten övgüyü de hak ediyor. Okumaya devam et

Battleship

Filmi anlatmaya nereden başlasam bilmiyorum. Aslında filmi izleme sebeplerimden biride baş rolerden birinde de Rihanna‘nın oynaması. Ama kızcağıza o  kadar yüklenmişler ki, koskoca donanmanın yükü üstünde. Her yerde var, ne askeri olduğu belli değil, ne iş olursa yaparım modunda. Tam tam Türk askeri modunda anlayacağınız. Bir güverteye çıkıp temizlemediği kalıyor. Aslında kadın eliyle onu da başarılı bir şekilde yapabilirmiş.

Battleship bildiğiniz Amerikan milliyetçiliği unsurlarının hepsini içeriyor. Fazlası var eksiği yok. Düşman bu kez, uzaylılar. Amerika dünyayı kurtarma görevini de başarıyla yerine getiriyor. Ancak filmi izlerken sanki bizim Çanakkale Muhaberesinden etkilendiklerini gördüm. Koca top mermisini omuzlarında taşıyorlar. Tabi biz tek kişi taşıyoruz, Amerikalılar beş altı kişi en büyük fark bu.

Hikayede eksikler oldukça fazla. Görselliğe dayanalım, hikayeyi boş verelim modunda yaklaşmışlar filme. Aksiyon olsun süre dolsun. Ancak aksiyonda bildiğimiz gördüğümüz aksiyonun dışında bize bir yenilik vermiyor. Top sakallı uzaylılarımız teknolojinin dibine vurmuşlar ancak hal hareket ve tavırları da bir o kadar aptalca. O teknoloji ile dünyaya inerken uyduya çarpmaları hadi uzayda da bir patlama olsun mantığıyla yapılmış anlaşılan. Hadi bunlar biraz daha bilim kurgu fantezi olabilir diyelim. Nerede görülmüş, Yirmi küsür yaşında askeriyeye katılıp birden bire yüzbaşı olmak. İşte bu filmde var.

Film görselliğe yüklense de aslında bu da pek tatmin edici değil. Çoğu yerde bilgisayar oyunundaymışız tadı verdi bana. Gemi içerisinde, dar alandaki aksiyon sahneleri oldukça mantıksızdı. Tabi biz filmde sadece cesur Amerikan askerini değil, cesur Amerikan vatandaşını da görüyoruz filmde. Olmazsa olmaz iki öğe.

Lieutenant Alex Hopper kendi burnunun dikine giden biridir. Son olayından sonra abisi Stone Hopper onu da kendisi ile birlikte donanmaya yazdırır. Biden zaman atlar. Terfiler üst üste gelmiş, Amerikan Donanması ile Japon Donanması geleneksek tatbikatlarını gerçekleştirmek üzeredir. Tabi burada Alex ile Japon yüzbaşı Yugi Nagata birbirlerine girerler. Komutanalrı Alex’i ordudan uzaklaştırmak için karar alır. Ancak bu iş tatbikat dönüşünde olacaktır. Tatbikat başlar. Bu sırada tatbikatın bulunduğu bölgeye ve dünyada bazı merkezlere uzaylılar inmeye başlar. Bilim adamları uzayın en uzak köşesine bir mesaj yollamışlardır ve uzaylılar da bu mesaja istineden gelmiştir.

Tatbikatın ortasında ortaya çıkan bu uzaylıları gemi personelleri tatbikatın bir parçası olduğunu sanırlar ama aslında bir istilanın ortasında olduklarını öğrenirler. Uzaylılar bulundukları bölgeyi manyetik bir alanla ablukaya almışlardır ve kimse dışarı ve içeri girip çıkamamaktadırlar. Abluka içerisindeki gemiler ise uzaylılarla savaşmaya başlar.

Filmin kalanı patlama aksiyon. Sonuç zaten ortada. Amerikan askerleri dünyadan bu çok gelişmiş uzaylıları yenerek kovarlar. Yenme kısmı biraz ilginç. Ellerinde gemi kalmayınca sahildeki, yıllardır sefer yapmamış, müze olarak kullanılan gemiyi uzaylılarla savaşma için kullanır. Gerçi müze olarak kullanılan bir geminin içerisinde o kadar mühimmatın olmasına pek anlam verdiğimi söyleyemeyeceğim ama sonuçta Amerikalı bunlar, silaha, topa, tüfeğe hayranlar. Ancak müze gemisinde bizim fırkateylerden daha çok mermi olduğu kesin.

Özetlemek gerekirse film konu olarak tatmin etmiyor. Yok aksiyon olsun, iki üç bomba patlasın, gürültü yapsın, mantık, düzgünlük benim için önemli değil diyorsanız filmi buyurun izleyin derim. Aksi halde yanına yaklaşılmayacak bir film. Tabi böyle filmlerde olan alakasız aşk hikayeleri de bu filmde var ve oldukça gereksiz.

Oyunculuklar sıradandı yani çok bir şey beklemediğim için beklentimi karşıladı. Rihanna’yı sorarsanız bu işi becermiş derim. Ancak kafasında sürekli şapka ve asker kıyafeti ile pek ilgimi çekmedi doğrusu. İnsan bu gibi filmlere aşk koyarken biraz da erotizm koyar değil mi yani? Neyse sonuç olarak gereksiz bir film diyebilirim.

Yönetmen: Peter Berg

Senaryo: Jon HoeberErich Hoeber

Oyuncular:

Taylor Kitsch
Lieutenant Alex Hopper
Alexander Skarsgård
Commander Stone Hopper
Rihanna
Petty Officer Cora ‘Weps’ Raikes
Brooklyn Decker
Sam
Tadanobu Asano
Captain Yugi Nagata
Hamish Linklater
Cal Zapata
Liam Neeson
Admiral Shane

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1440129/