The Sorcerer’s Apprentice

Fantastik film meraklısı olarak aslında bu filmden hiç haberim yoktu. Geçtiğimiz günler içerisinde bir televizyon kanalında son bölümünü görmemle filmi izleyeyim bari demem bir oldu. Tabi televizyondan o iğrenç dublaj ile izlemedim. Orijinal dublaj her zaman iyidir. Tabi filmin fantastik olmasının yanı sıra az ve öz görünen Monica Bellucci‘de filmi izlemem için büyük bir etkendi.

Film Merlin, Morgana dönemlerine atıf yapınca izlemesi oldukça keyifliydi. Dave karakterini canlandıran Jay Baruchel‘in eğlenceli ve sakar oyunculuğu da filmi izleten diğer unsurdu. Horvath karakterinde Alfred Molina başarılıydı. Zaten genel olarak zorlanacak bir durum yoktu. Ama kendine bulduğu meşhur genç sihirbazla oldukça eğlenceli bir ekip oluşturuyordu. Monica Bellucci oldukça az gözüktü. Sanki biraz yaşlı gözüktü gözüme inanamadım. Şimdi filmi izleyenler Nicolas Cage var filmde oğlum onu ne zaman söyleyeceksin diyecektir. Evet var ama gördüğümüz klasik Nicolas Cage bakışlarından ve mimiklerinden öteye gitmiyor. Continue reading “The Sorcerer’s Apprentice”

Species / Tehlikeli Tür

Türkiye’de Tehlikeli tür olarak bilinen ve dönem dönem televizyonda gösterilen başarılı bir film, Species. Başarılı diyorum ama film o kadar da gişe başarısı yapmamış. Oysa film gerek konusu gerekse dönemine göre efektleri bakımından gayet başarılı… Belki de bunun sebebi, bilim kurgu, aksiyon, drama arasında kalması olabilir. Çünkü bilim kurgu kısmı biraz havada kalmış.

Oyuncular bildik tanıdık başarılı oyuncular, ancak dediğim gibi senaryoda insanı çekmeyen bir şey var. Senaryo her ne kadar insanı çekmiyorsa da Sil karakterini canlandıran, Natasha Henstridge filmi merakla izlememize sebep oluyor. Çünkü kendisi bir yaratıktır, hemde tek amacı üremek olan bir yaratık…

Konuya yavaşça girdim o zaman kısa bir özet yapayım… Seti dünya dışı yaşamları araştırmakla görevli kuruluştur. Deney için uzaya çeşitli sinyaller gönderir ve yıllar sonra cevap alır. Bu gelen cevapta ise bir DNA sarmalına rastlarlar. Yapılan araştırmalar sonucunda bu DNA’nın dünyada bir karşılığını bulamazlar. Sanki bu sarmal yeni bir yaşam türünün şifrelerini barındırmaktadır. Daha sonra bu kodlar gizli bir kurum tarafından insan embriyosu ile birleştirilir  ve ortaya dünya dışı bir yaratık çıkar…

Bu yaratığa Sit adı verilmiştir. Güzelliği ile dünyayı büyülerken bir gün gözaltından kaçar ve üremek için erkek aramaya çabalar. Tabi kendisinin tüm duygulardan yoksun olduğunu belirtmek lazım. O yünden kan üstüne kan bize eşlik eder…Tabi üreme dürtüsü, ölümle birleşince insanlığın sonuna gelme olayına da bir el atmış…

İzlenesi bir film. B-movie diyebilir miyiz kendisine diye düşünüyorum ama sanırım bu türe girmiyor… Daha iyi olabilirdi tabi ama buna rağmen izleyiniz derim… Natasha Henstridge için…

Yönetmen: Roger Donaldson

Senarist: Dennis Feldman

Oyuncular:

Ben Kingsley Xavier Fitch
Michael Madsen Preston Lennox
Alfred Molina Dr. Stephen Arden
Forest Whitaker Dan Smithson, Empath
Marg Helgenberger Dr. Laura Baker
Natasha Henstridge Sil
Michelle Williams Genç Sil
Jordan Lund Aide

Link:

http://www.imdb.com/title/tt0114508/

Prince of Persia: The Sands of Time

Prince Of Persia efsanesini duymayan yoktur. 1989 yılında Jordan Mechner ailesi ile birlikte bu oyunu türetmiş ve döneme göre mükemmel grafikler ve insan hareketlerine birebir benzeyen karekterleri ile oyun dünyasında çığır açmıştı. Sonrasında gelen Tomb Raider bundan etkilenmiştir. İlk devrim niyeliği taşıyan bu oyun yine bir ilki yapmış ve 1999 yılında 3D olarak piyasaya sunulmuştur. Ancak bu bekleneni vermemiştir. Böyle köklü bir oyun, 2003 yılında Ubisoft firmasına geçmiş yine zorluğu ve grafikleri ile gönüllerde taht kurmuştur ki eskilerden beri oynadığım yegane oyunlardandır…

Tabi oyundan bahsetmeyeceğim. Bahsetmek istediğim film ama nasıl girişi ilklerle ve güzelliklerle bilinen oyunları ile yapmak istedim…Aslında acım film için aynı şeyi söyleyemeyecek olmam. Tamam belki bir çok filmden iyi olmuş ama tatmin edici bir film değil… Sahneler direkt kesilmiş. Aksiyon sahnelerindeki kamera hızı baş döndürüyor. Baş söndürüyor derken ciddi ciddi baş döndürüyor. Onun dışında aslında filmi eleştirecek fazla bir şey yok.Kostümler ve oyuncular iyiydi. Tek kafama takılan nokta Perllerin gözlerinde sürme olsaydı daha iyi mi olurdu sorusuydu.

Filmin konusu oyuna benzetilmeye çalışılmış. Aslında bakıldığında klasik bir konu. Klasik konu cümlesini kullanınca klasik olmayan nedir sorusu sorulacaktır elbet. Hiç olmadı ben kendim soruyorum zaten… Filmde Dastan’ın nasıl bir prens olduğuna eğilinmesi de iyi olmuş. Bu cümleyi de kurduktan sonra yavaşça konuya gireyim. King Sharaman kimsenin anlayamadığı bir sebep dahilinde kimsesiz bir çocuğu evlat edinir ve tahta varis yapar. Aradan yıllar geçer Kralın iki oğlu ve Dastan uzak ülkeleri fethe çıkarlar. Bu arada müttefikleri olan kutsal bir şehire de saldırırlar. Ancak şehirde korunan ve zamana hükmeden bir hançer vardır… Krala teslim ettiği pelerin yüzünden kral ölünce kaçaya başlar, yanına oranın prensesini alarak…

Buradan sonrası başlarından geçen hikaye ve kendilerini haklı çıkarma çabasıdır. Tabi yardım alacakları kişi de aslında olayları tezgahlayan kişi olunca işleri daha da zora girer… Tabi mutlu son kaçınılmaz. Aksiyon bir an için durmuyor filmde. Ancak başta da belirttiğim gibi destansı olabilecek film, ezile büzüle bir kalıba sokulmuş.Senaryo oyuna bağlı kalmaya çalışılsada tam anlamıyla insanı içine çekecek seviyede başarılı olmamış. Yani oyunu hatmetmiş biri için film çok sönük kalıyor. Oyunculuklar güzel demiştim zaten kadro göz dolduruyor… Fİlmi beklide iyi kılan şey oyunculuklar. Bunun haricinde yapımcılar Jerry Bruckheimer ve Walt Disney bir eser nasıl sıradanlaştırılır çıkıyor ortaya. Disney herkes için bir film demiş, Bruckheimer klasik aksiyon koymuş…

Bütün bunlara rağmen film izlerken sıkmıyor. Sıkmama sebebi de sürekli aksiyonun olması. Oyunculukların iyi olması. Karakterlerin özene bözene oluşturulması. Oyuncan biliyoruz zaten ama Dastan’ın Kara Murat gibi oradan oraya zıplaması gülümseten bir noktaydı. Bir diğer konta ise Cauplingten itibaren idolüm olan, (Jeff karakteri ile) Richard Coyle un Tok karakteri ile karşımıza çıkması… Filmi izlerken Persçe mi konuşsalrdı daha mi iyi olurdu diye de sürekli düşündüm.

Kısacası izlenecek ancak çok şey beklenmeyecek bir film. Yada beklenti ile izlemeyin. Yapımcılarına bakıp Karayip Korsanları gibi bir film olacağını düşünerekte izlemeyin yanından bile geçmiyor. Devamının geleceği kesin. Ancak ne kadar iyi olacağı tartışılır. Bu arada prenses karakterini canlandıran
Gemma Arterton ikidir gözüme batıyor… Üçüncüsü olmasın diyorum…

Yönetmen: Mike Newell

Senaristler: Boaz Yakin, Doug Miro, Carlo Bernard, Jordan Mechner (oyun)

Oyuncular:

Jake Gyllenhaal Dastan
Gemma Arterton Tamina
Ben Kingsley Nizam
Alfred Molina Sheik Amar
Steve Toussaint Seso
Toby Kebbell Garsiv

Richard Coyle Tus

Ronald Pickup King Sharaman

Linkler:

disney.go.com/Disneypictures/princeofpersia/

http://www.imdb.com/title/tt0473075/

An Education

Ey blog uzun zamandır yeni filmler ekleyememekteyim sana. Buna çalkantılı iç dünyam, izleyemediğim, yada tembellikten yazamadığım filmler sebebiyet oldu. Asıl olay isteksizliğimdi tabi… Kafamı toplayamamam…

Ama bu arada İstanbul’a !f uğradı. Bende izlemeden edemedim. Halada gitmedi ya… Meraklısına… İşte açılış filmim…

Filmin başında BBC logosunu gördüğümde açma BBC yapımlarından sanmadım desem yerinde olur ancak filmin Oscar’a aday olması, 2009 Sundance Film Festivalinde gösterilmesi eh tabi !f”te de yer alması bu gereksiz düşünceyi aklımdan çıkardır. İngiliz gazeteci Lynn Barber’in anılarını yazdığı otobiyografik eserden uyarlanmış. Film 1961yılında 16 yaşında zeki ve çekici bir genç kız olan Jenny’nin başından geçenleri anlatıyor…

Jenny yukarıda da belirttiğim gibi genç ve güzel bir kızdır. Tabi bunun yanı sıra birde sevgilisi vardır ve yaşıtıdır. Jenny ailesiyle sevgilini tanıştırır ancak genç çocuğun hayalleri Jennynin babasına hayal gelince işler biraz bozulur. Babası ise tek kuruşun hesabını yapan aslında otoriter gibi gözüken ama şeker mi şeker birisidir.

Jenny her kız gibi ünlü olma hayali kurmaktadır. Dans, eğlence, alışveriş onun hayallerini süslemektedir. Yağmurlu bir günde tanıştığı 30 yaşlarındaki David onun hayatını değiştirir. David ona istediği her şeyi vermiştir. Onunla çok eğlenmektedir.

Tabi işler istediği gibi gitmez bir süre sonra, David’in gerçek yüzü ortaya çıkar neyse ki Jenny bunu erken fark etmiştir ve hayatına kaldığı yerden devam edebilir.

Film çok ağır ilerlemekte. Bir hikaye olduğu gibi şatafatsız anlatılmış. İnsanı etkileyecek bir özelliği yok. Senaryo çok şaşırtmıyor bizi. Başımızı sağa sola çevirdiğimizde bu olayın yüzlercesi ile karşılaşabiliriz. Tabi sanatın bunu bizim gözümüze sokması lazım ki, insanlar anlayabilsin. Bu hususta film bunu gerçekten başarıyor. Oyunculuk güzel ancak, ödül alacak kadar başarılı değil. Filmin eğitici olması dışında pek bir özelliğini göremedim. Ama izlenmeli mi bence izlenmeli… Ne de olsa bir çok şeye aday…

Yönetmen: Lone Scherfig

Senaryo: Lynn Barber (otobiyografi) Nick Hornby (senaryo)

Carey Mulligan Jenny
Olivia Williams Miss Stubbs
Alfred Molina Jack
Peter Sarsgaard David

Amanda Fairbank-Hynes Hattie

Ellie Kendrick Tina
Dominic Cooper Danny
Rosamund Pike Helen

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1174732/

http://www.sinemalar.com/film/7705/Ask-Dersi/