The Rite

Geçtiğimiz gün Escape Plan‘ı izledikten sonra Mikael Håfström‘un The Rite (Ayin) filmini izlemediğimi fark ettim. Zamanında sinemada izleyememiş, sonrasında da filmi izlemeyi unutmuştum. Buradan şu sonuç çıkıyor ki arada izlemeyi unuttuğum onlarca film var.

Neyse The Rite 2011 yapımı. Filmin en büyük bombası ise filmin baş rolünde Anthony Hopkins‘i görmemiz. Zaten filmi kurtaran en büyük öğe de Hopkins’in oyunculuğu. Bunu yanı sıra filmde ne vardı derseniz, söyleyebileceğim tek şey bol bol Hristiyanlık propagandası. Tamam film çekmişsin yaparsın. bunu çok görmüyorum ama film mantık ile din arasında gelip giderken elle tutulur hiç bir şeyi önümüze koyamıyor. Continue reading “The Rite”

Elysium

District 9 ile gönlümüzde taht kurmayı başaran  dört yıl aradan sonra yeni filmi Elysium ile aramızda. Ancak baştan söylemem lazım ki merakla izlemeyi beklediğim film beni biraz hayal kırıklığa uğrattı. Zamanında sinemada izlemeyi düşündüğüm ve iş planı yüzünden vakit ayıramadığım film için şimdi iyi ki evimde oturup izlemişim diyorum. Bunun başlıca sebeplerinden biri filmin kurgusundaki eksikler.

Filmde  gibi isimler dikkat çekiyor. Ancak ikisininde performansını beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Hatta  varla yok arası bir şeydi filmde. Tamam film görsel efekt olarak tatmin ediyordu belki ama, bu görsellik ne karakterlerin işlenişi ne filmin kurgusunu toparlayacak haldeydi. Continue reading “Elysium”

On the Road / Yolda

‘un aynı adlı romanından uyarlama filmin yönetmen koltuğunda  var. Kerouac romanını yolda edindiği deneyimler ve fikirler doğrultusunda yazmış ve kitap beat kuşağı kitaplarının en iyileri arasında. Ben romanı okumadım bu sebepten dolayı uyarlama yönünde pek yorum yapmayacağım. Ancak filmin gelişimi ve anlatılanlar kitabın uzun soluklu ve zor bir kitap olduğunu da ortaya çıkartıyor.

Zor bir uyarlama olduğu ortada. Bunu filmi izlerken hissediyorsunuz. Filmin ilk yirmi dakikası farklı bir atmosfer yaratarak izleyende umut uyandırıyor. Akabinde gelen dakikalar ise klasik bir yol hikayesi olarak yansıyor bize. Yönetmen / senarist durum değerlendirmeleri, oluşan fikir düşünceler den çok sanki karakterlere daha fazla yüklenmiş. Bu da kitabın edebi yönünü yansıtmayıp (ki eminim bir dönemi başlatan ve bir yol hikayesinin daha fazla fikir oluşumları ve daha iyi anlatımları vardır) düz bir hikaye olarak çıkmış karşımıza. Karakter düşünce ve duyguları açıkçası bana geçmedi. Continue reading “On the Road / Yolda”