Siccin 4

Yeni bir olaya girsem de acaba sinema da izlediğim filmlerin yorumlarını böyle hemencecik film arasında ve sonunda mı yapsam. Siccin 4 ile bir deneme başlatayım en bakalım olacak mı? Bu arada iyi bayramlar. 

Filmin ilk yarısı sorunda, Bir önceki filmine bağlantısı var mı yok mu tereddütünde kaldım. Küçük kız bir önceki filmde de vardı başından birşeyler geçmişti. Eğer o önceki filmdeki kız, aile de o aile ise bu arada küçük erkek çocukları var mıydı hatırlamıyorum ailenin gayet sıradan hiç birşey olamamış gibi hareket etmesi gayet enteresan. Ben önceki film ile bağlantısı olmadığını varsayıyorum. 

Aile borç batağı içinde adamın annesinin evine taşınır. Küçük çocuğun kalp gözü açıktır ve olan biteni görür. Ancak konuşmaz. Bu durumdaki çocuğa anne ve babasından çok küçük ablasının destek ve göz kulak olması garip. Bu konuda çok fazla ayrıntıya girmeyeceğim. 

Geçen ilk bölümde film en fazla elli saniyelik sekanslara ayrılıyor ve her birinde bir aksiyon mevcut. Bu parçalar aslında birleştiğinde de çok fazla bütünlük teşkil etmiyor. Filmin sonunda nasıl bağlanacaklar merak ediyorum. Sahnelerin çoğu hayal ve rüyadan ibaret çıkıyor karşımıza. 

Oyunculuklar şu ana kadar iyi. Ses ve görsellik daha iyi kullanılmış. Yine arada gürültüler olsa da nispeten daha iyi. Makyaj konusunda bazı yerler iyi bazı yerler abartılmış belli oluyor. 

Filmin sonunda o başlardaki karmaşıklığın açıklamasını yapıyorlar. Son on dakikaya kadar yine bu tür kısa parçalara devam ediyor film. Sonra küçük çocuğun kalp gözüyle konuştuğu önceki filmden de hatırladığım yakışıklı Arapça konuşan hoca işi çözüyor. Lakin çok çabuk çözüyor. Ben buradaki duruma da takılıyorum biraz finallerin oldu bittiyse gelmesi filmin inandırıcılığını yitiriyor bende. 

Filmde bir kaç gürültü haricinde korkutucu öğe yok. Bunlar haricinde sürekli,  saç kıl benim bile midemi kaldırdı zaman zaman. Üç yıldız veririm sanırım tamamına. ***

Yönetmen 

Sabit Kanca 2

İlk film sebebiyle ikinci filmden de pek bir şey beklemiyordum aslında. Yine evde ses olsun, ilkini seyrettik bari ikincisini de seyredelim diye oturdum başına. Açıkçası bu filmde beni tatmin etmedi. Öncelikle ilk filmde olmayan konu kavramını bu filmde oturtmaya çalışmışlar. Bu sebeple karşımıza hazır cevap olarak çıkan Sabit Kanca bu yönüyle biraz daha sönük kalmış.

Filmde bir konu olsun diye hareket edince seçilen konu bir mahalle komedisi üzerine olmuş. Evet film zaman zaman güldürdü ama yine tam bir bütün olacak seviyede değildi. Yine skeçlerin birleştirilmesi ile oluşturulmuş bir film vardı karşımızda. Continue reading “Sabit Kanca 2”

Sabit Kanca

Karakter olarak sevdiğim Sabit Kanca’yı film olarak karşımda gördüğümde neler olacağını kestirememiştim. Tabi aylar öncesinden ana cadde direklerinde reklam flamaları asılı rüzgar eşliğinde sallanarak dikkatimi çekiyordu. Tabi sinemada izleyecek kadar iyi olduğunu düşünmüyordum. Tabi bu da ayrı bir tartışma konusu. Sinemada izlenmyecek kadar iyi film?!

Geçtiğimiz günlerde birden aklıma geldi ev içerisinde ses olsun diye filmi izlemeye koyuldum. Bir konu, bir hikaye beklemiyordum zaten. Oyunculuk desem karşılaşacağım şey belliydi. Bir skeç olarak Sabit Kanca güldürmesine rağmen bir film olarak yüz hatlarımı esnetmedi bile. Continue reading “Sabit Kanca”

Musallat 2: Lanet

İlk filmden mest kaldığımı şuradaki yazımda yazmıştım. Ancak ikinci film bazı konularda ilk filmin üstüne çıksa da ilk filmin verdiği zevki vermiyor. Aslında filmden çok şey beklemediğimi söylemem lazım. İlk filmde tam anlamıyla bir Musallat ekrana gelirken, ikinci film geçmişe dair bir büyüyü konu alıyor.

Filmi izleme sebeplerimden biri de baş rolünde Türkü Turan‘on rol alması. Kendisinin nasıl bir oyuncu olduğunu biliyoruz, ancak bu filmde bana beklediğimi vermedi. Bir korku filmi için kendisinin iyi bir seçim olduğunu gördük ancak karakter ile ilgili sanıyorum bazı problemler vardı. Karakter gizemli bir karakterdi ve bunu Türkü Turan iyi yansıtmıştı. Ancak karakterin gizemi o kadar fazlaydı ki bize beklediğimizi vermiyordu.

Karakterlerden bahsetmişken, Elif’in sosyetik sayılabilecek aile ve çevresi dışında diğer oyunculukları başarılı buldum. Elif karakterleri gibi sanki aile ve çevresi de zorlama gibi geldi bana. Tabi filmin en iyi performansı, Ümmü karakterini canlandıran Tülay Bursa‘nın sergilemiş olduğu performanstı.

Hikaye fena bir hikaye değildi. Ancak o kadar yavaş ilerliyordu ki zaman zaman sıkıyordu. Bir yere kadar olan biten çok iyi gizlenmişti. Biz bu konularda elimizi neden korkak alıştırıyoruz bilmiyorum. Film bir yerden sonra cinin çocuğuna döndüğünde hikaye sertleşmeyi kaldırabilecekken, oldukça yumuşak ve yavaş ilerliyor. Bu da izleme zevkini köreltiyor. Yönetmen farklı bir şey denemeye çalışmış keşke biraz daha abartıp gore’a çekseydi bence çok farklı ve güzel bir yapım olurdu.

Filmin bir çok sorunu senaryodan kaynaklanıyordu. Korku filmlerimizde karakterlerimiz ne zaman felsefe yapmayı bırakacak merak ediyorum. Gereksiz laf kalabalığı insanı sıkmaktan öteye gitmiyordu. Elif ve arkadaşının yaptığı bu felsefi ayrılık muhabbetleri akabinde alakasız gelen Elif’in rüyası hikaye adaptasyonunda problem yaşattı. Karakterler derinliksizdi. Kimin ne olduğu ne yaptığı belli değildi. Karakterler var ama hiç biri hakkında bir açıklama yok. Elif’n babasının doktor olduğunu sonradan öğreniyoruz ancak karakterde doktorlukla ilgili bir esinti yoktu.

Hikaye oldukça düzdü. Mantık hataları oldukça fazlaydı. Elif’in yumurtayı düşürme sahnesi, eve giren ailenin saçma saçma eve bakınması can sıkıcıydı. Aslında filmin şehir ortamında geçen bölümlerinin tamamı için aynı şeyi söyleyebilirim. Bir de asıl merak ettiğim ifrit 27 sene sonra enden icraata geçtiğiydi. Bence filmin en çok alık kurcalayan sorusu ve cevaplanmayan kısmı buydu. Filmin şehir ayağı ne kadar sıkıcı ve sorunlu ise, köy ayağı da bir o kadar aksiyon dolu ve oyunculuk bakımından o kadar iyiydi. Ancak tüm bunlar ilk filmin hissiyatını ve güzelliğini vermiyordu.

Film belki Musallat olarak girmeseydi vizyona kendi içinde iyi diyebilecektik. Ancak Musallat 2 yazılması otomatik olarak kıyaslamaya sokuyor izleyiciyi ve bu filmde kıyaslamada sınıfta kalıyor. Filmin kendi içindeki çelişkileri buna sebep. Karakter derinsizliğinden bahsettik ancak verilen tüyolar da yetersiz. Dayandırılan nedenler de oldukça sıradan. Buna Elif’in karanlık resimler çizmesine psikolojik destek aldığının bağlanması gibi. Bunun gibi bir çok sahne mevcut. Araya sıkıştırılmış sevgili,onunla yapılan muhasebeci muhabbeti de cabası.

Bu gibi noktaları saymakla bitmez. Keşke yönetmen biraz daha sert davransaydı. Sıradan kötü denebilecek bir film çıkacaksa ortaya farklı bir kötü film çıksaydı daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Türk korku sineması hatırına izlene bilecek bir film Korkmayacaksınız ama gece izleyin daha iyi derim.

Yönetmen – Senaryo: Alper Mestçi

Oyuncular:

Tülay Bursa
Ummü
Zeliha Güney
Ozlem
Selim Gürata
Turan
Sinem Ocalir
Hacer
Basay Okay
Hatice
Koray Sahinbas
Ibrahim
Türkü Turan
Elif

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt2114440/

Kanal-i-zasyon

Kısa süre önce bir Kanal-i-zasyon furyası gelip geçti. aslında furya demek abartmak oluyor. Öyle televizyonlarda çok reklamını görmedik. Tabi para verilip oynatılan reklamları diyorum. Onun haricinde hiç bir televizyonda ben reklam yapıldığını görmedim. Yani öyle haber bültenlerine falan da konuk olmadı. Elbette ki bunun sebebi konusu.

Film televizyon sektörünün istemeyeceği şeyleri gözler önüne seriyor. Zaten filmde, orada, burada gülerek izlediğimi karakterlerin hepsine rastlıyoruz. Hatta daha fazlaları bizimle birlikte. Geçen gün diğer blogumda bahsettiğim “köyün delisi” dile bu filmde. Düşünün işte nasıl bir kurmaca içerisindeyiz. İşte Kanal-i-zasyon bize bunları açıkça gösteriyor.

Tabi yukarıda da bahsettiğim gibi bir çok yapımcıya, kanal sahibine çomak soktuğu için reklamının yapılacağını (adının geçeceğini), hatta televizyonlarda gösterileceğini bile düşünmüyorum…

Sinemasal olarak baktığımızda başarılı bir film değil aslında. Bir çok skeçi bir araya tıplayıp, bir film çıkarmışlar karşımıza. Eh zaten biz böyle yapımlara alıştık film olsa ne olur deyip izliyoruz bizde.

İmdat annesi ile birlikte yaşayan fakir bir işçidir. hayatında vazgeçemediği tek şey televizyon izlemektir. ulusal bir kanalda da taşeron olarak cam siliciliği yapmaktadır. Camları silerken kanalın müdürü olan Berk’in odasındaki televizyona bakarken bu durum Berk’in dikkatini çeker. Berk bir iki kez ona kızsa da, daha sonra anlar ki İmdat’ın izlediği her yapım ertesi gün, reytinglerde tavan yapmaktadır. Bu durumu kendi yararına çevirmeye çalışan Berk, İmdat’ı kendi odasını temizlemesi için çağırır. Bu arada ona yeni yapımlar izletip ona göre yayın akışını düzenler…

Bir, iki, üç derken Kanal-i reyting sıralamalarında zirveye yakınlaşır. Tabi bu durumu kanal sahibi öğrenir ve Berk’in işine son verir. Kanal başına ise İmdat geçer. İmdat yeni ekibi ile birlikte televizyon dünyasına bomba gibi düşer. Yaptığı programlar izlenme rekoru kırar. Hayvanım olur musun, Kim 500 tokat ister ve diğer yarışmalar, büyük ilgi ile izlenir…

Tabi Berk bunu hazmedemez ona bir oyun oynar hapse girmesini sağlar. Bundan sonra arkadaşları İmdat’ı kurtarmak için çabalar…

Oyuncu kadrosu itibariyle çok zengin bir film. Filmin amacı belli ve tam da yerine oturmuş. Ancak dediğim gibi skeçler toplamı olduğu için pek film akışı yok. Ancak her televizyon izleyicisinin izlemesi gereken hatta nereye gittiğimizi anlayıp buna bir dur demesi gereken, bu amacı güden bir film…

Yönetmen: Alper Mestçi

Senarist: Alper MestçiMurat Aykul

Oyuncular: