Robert Dugoni – Kardeşimin Mezarı (My Sister’s Grave)

Robert Dugoni ismini daha önce duymamıştım. Kardeşimin Mezarı (My Sister’s Grave)’nı alma sebeplerimin başında da kitap fuarında Altın Kitaplar standında koca koca afişleri olmasıydı. Hatırlıyorum da o zaman kitabı alıp almama konusunda tereddüte kalmış, aklım kalacağına alayım gitsin demiştim. Aslında Altın Kitaplar’dan genelde Stephen King kitaplarını aldım bu zamana kadar. King kitabı satmasından dolayı Altın Kitaplara olan sıcaklığım bu yayın evinden yeni bir yazar müptelası olmamı sağlayabilirdi pekâlâ. Amaç buydu.

Aslında son dönemlerde polisiye okuduğumu soylemeliyim. Açıkçası gerçekten iyiymiş diyebileceğim bir polisiye de okumadım şu ana kadar. Ama bilgilendigim çok kitap oldu. Ancak Kardeşimin Mezarı bana bilmediğim bir şey sunmadı. Robert Dugoni ismini artınca best seller yazarı olduğu ve bilhassa bu kitapla öne çıktığı görülüyor. Ancak ne yalan söyleyeyim bana kitap bu kadar reklamı yapılacak bir kitap gelmedi. Belkide reklam politikası yüzünden bu kadar sattı, kim bilebilir ki?

Kardeşimin Mezarı (My Sister’s Grave) anlaşıldığı üzre bir polisiye roman ama polisiyelerden alıştığımız sahada koşan, araştıran, aksiyon olan bir roman değil. Daha çok sonrasını olan biteni anlatan ve bunu mahkemeye sunan bir roman. Roman iki bölümden oluşuyor. Birinci bölümün okuması oldukça zor. Olaya tam olarak odaklanamadan geriye dönüşler neye odaklanacağımız sorusunu sorduruyor sürekli. Bu esnada ana hikayenin ne olduğunu anlamakta zorlanıyoruz. bu zorlama da nereye gittiği belli olmayan hikayenin okunmasını zorlaştırıyor. ve ilk bölüm gerçektende anlatım ve kurgu olarak ikinci bölüme göre daha zayıf.

Romanın ikinci bölümünde her şey biraz daha oturmuş oluyor. Kimin peşindeyiz, kimiz, kiminleyiz, neredeyiz bu sorular daha da oturuyor ve bu dakikadan sonra kitabın okunuşu daha kolay bir hal alıyor. Zaten akışta yaşanan bir aksiyon olmadığı için kitap içerisindeki kurguda toplanan delillerin öne sürülmesini ve mahkeme salonuna sürülmesini görüyoruz. Aslında kitap olmuş bir olayın üzerinden geçmeyi anlatıyor.

Tracy, cinayet masası dedektifidir. Cinayet masası dedektifi olmasının en büyük sebebi yıllar önce kız kardeşi Sarah’nın ortadan kaybolmasıdır. Sarah’nın cesedi bulunamamış ama yaşadığı kasabada şüpheli biri tutuklanmıştır. Ancak kardeşinin ölümünden kendini sorumlu tutan Tracy olayı araştırmaya devam etmiştir. Yaptığı araştırmalar sonucunda kardeşinin katilinin şaibeli bir şekilde cezaya çarptırıldığını fark etmiştir. Bunun üzerine gider ama eski kasabasında babasının arkadaşı olan şerif onun bu konuyu araştırmasını istemez.

Bir gün pek anlamadığı bu şeriften bir haber gelir. Eski barajın orada ceset bulunmuştur ve bu cesedin de Sarah olma ihtimali vardır. Tracy haberi alır almaz eski kasabasına geri döner ve olay yerindeki incelemelere katılır. yapılan araştırmalar sonucunda da bulunan ceset Sarah’a ait çıkmıştır (kemikler diyelim ya da). Yıllar sonra ortaya çıkan ceset kasabanın kapattığı bir konuyu yeniden ortaya çıkarmıştır. Kalabalık bir cenaze töreniyle Sarah’ı yolcularlar. Cenaze töreninde Tracy çocukluk arkadaşı Dan ile tanışır. Dan, iyi bir avukat olmuştur. Tracy cenaze sonrasında Dan ile görüşerek elindeki delileri ona sunar. Dan delilleri inceledikten sonra bu işte bir şaibe olduğunu anlar ve içerideki zanlı ile de konuşarak temyize başvururlar. Mahkeme sonunda delillerin gerçekten çarpıtıldığı ortaya çıkar ve katil zanlısı ceza evinden salınır. Tabi her şey bu şekilde bitmez.

Çok matah bir kitap olmamakla birlikte aslında okunsa da olur okunmasa da diyebileceğim bir kitap Kardeşimin Mezarı (My Sister’s Grave). Karar sizin.

Kitap Arkası:

Tek bir masum insanın haksız yere mahkûm olmasındansa on suçlunun serbest kalması daha iyidir…

Kardeşinin katilini bulmak için Cinayet Masası dedektifi olan kimya öğretmeni Tracy Crosswhite’ın çarpıcı öyküsü…

Kardeşinin kayboluşundan cesedinin bulunuşuna dek geçen yirmi yıl boyunca içini kemiren şüphe yüzünden gerçeğin peşine düşen Tracy Crosswhite, sahte delillerle cezaevine tıkılan Edmund House’u kurtarmak için elinden geleni yapar. House’un serbest kalmasıyla adalet yerini bulmuş olsa da katil hâlâ bulunamamış, Tracy’nin vicdan azabı son bulmamıştır. Tracy’nin bulması gereken cevaplar onu yaşamak ya da ölmek üzerine bir seçime götürür.  Ya adalet yerini bulacak ya da her şey sonsuza kadar bir sır olarak kalacaktır.

“Şaşırtıcı olduğu kadar dokunaklı bir kurguya sahip olan kitap, şiddet ve gerilim unsurları içerdiği halde, insanın içini acıtan bir burukluğa da sahip. Okurları muhteşem bir son bekliyor.”—Booklist

Türü : Roman / Polisiye
Çevirmen : Esat Ören
ISBN : 9789752120471
Yayın Evi: Altın Kitaplar
Sayfa Sayısı: 364

Stephen King – Karanlık Çökünce (Just After Sunset)

Uzun bir süredir okuduğum kitapları yazmıyorum. Nedendir bilmiyorum, zaten bu aralarda kitap okumak biraz zor geliyor bana. Havan da mi değilim belli değilim sanırım. Aynı şeyleri film izlemek için de söyleyebilirim. Haftada bir, belki iki iç hafta da bir, ikiye kadar düştü sayı. Bunun geçici olacağını düşünüyorum. Umarım.

Yine kitabımız bir Stephen King kitabı. Böyle uzun ara verince Stephen King ile başlamak gibisi yok. Aslında kitap okumadım değil. Sadece bu kitabı çok uzun bir sürede bitirdim. Arada başka yazarların hikayelerini de okudum tabi. Bu kitabı uzun sürede bitirmemin sebeplerinden biri de aslında içinde öykülerin bulunması. Bu sebepten dolayı hikayeyi merak etmedigim için gönül rahatlığıyla (!) kitabı uzunca bir sürede bitirebildim.

Kitap öykü kitabı demiştim. Bunlara kısaca değineceğim. Ama genel anlamda Beni benden alan bir hikaye hatırlamıyorum. Yine de King’in o yazım kalitesi ortada. Ben bir de en çok kitap sonundaki yazım notlarını sevdim. Keşke bu notlar daha uzun olsa. Sanıyorum hikayeye değer katan ve bir hikayenin nasıl çıktığını anlamamızı ve o hikayeyi benimsememizi sağlayan yegane unsur bu.

1. Willa: Bir grup insan bir istasyonda tren beklemektedir. Willa’da erkek arkadaşı ile birliktedir. Tatile gideceklerdir. Uzun zamandır gelmeyen tren üzerine Willa yakınlarda bir yerlere yürümeye karar verir. Erkek arkadaşı bunu pek tasnif etmez ama Willa gider. Bir süre yürüdükten sonra bir bar görür ve buraya girer. Ancak bara girdiğinde içinde bulunduğu gerçekle yüzleşir.

King’in de notunda belirttiği gibi hikaye çok iyi değil hatta ve hatta karşılaştığımız bir hikaye gibi. Tabi ki anlatımı yine çok iyi.

2. Koşa Koşa: Emily bebeği öldükten sorma babasının yazlık evine gider. Yazlık bölgede yılın o dönemi kimse yoktur. Zaten onun için de bu gereklidir. Her sabah hatta sonradan abartarak günün büyük kısmını koşarak geçirir. Bir gün koşarken bir villanın önündeki bir arabada kadın cesedi görür. Ne yapacağını bilemez ama katil onu fark etmiştir. Bu dakikadan sonra Emily katilden kaçmak için koşar.

Anlatımını çok sevdim bu hikayenin. Klasik bir katil kovalamacası olmasına rağmen Emily’nin psikolojisine dair iyi betimlemeler var.

3. Harvey’in Rüyası: İki emekli çift kendi hallerinde yaşamaktadırlar. Adam bir gün korku dolu bir rüya görür ve erken saatte uyanır. Onu o saatte ayakta gören karısı ne olduğunu sorar. Adam rüya gördüğünü söyler. Karısının ısrarı üzerine istemeden de olsa anlatır. Hem anlatırsa rüya gerçekleşmez. Ama tam o esnada rüyadaki gibi telefon çalar.

Bu hikaye King’in rüyasında gördüğü bir hikayeymiş. Olduğu gibi yazmış.

4. İhtiyaç Molası: Şehirler arası yolculuk yapan bir adamın hikayesi İhtiyaç Molası. Adı üstünde ihtiyacı için bir benzin istasyonunda duran adam tuvaletin önünde bir ses duyar. İçeride adamın biri bir kadını dövmektedir. O arada kahramanımız bir vatandaş olarak ne yapması gerektiğini düşünmeye başlar.

Biraz sosyal bir hikaye İhtiyaç Molası. Hepimizin düşüncelerine çanak tutmuş gibi.

5. Egzersiz Bisikleti: Richard karısının ölümünden sonra sürekli ertelediği sağlık kontrolüne gider. Kontrol sonunda kolesterol, kara ciğerde yağlanma gibi bu ve bunların tetikleyeceği bir çok sorunu olduğunu görür. Acilen kilo vermesi gerekmektedir yoksa doktorunun tabiri ile vücut iflas ederse vücudundaki işçiler işsiz kalacaklardır. Hastane çıkışı bir egzersiz bisikleti alır ve yavaş yavaş kullanmaya başlar. Başlarda sıkıcı gelse de sonrasında bir alışkanlık olur. Pedal çevirirken de vücudundaki işçileri ve hayatlarını düşünür. Ressam olan Richard hatta onları resmeder. Bir süre sonra pedal çevirdikçe vücudundaki işçilerin dünyasına karışmaya başlar. İşçiler ona kızgındır.

Richard ile çok ortak noktamız olması sebebi ile ben bu hikayeyi çok sevdim. Ancak bendeki tembellik o kadar baskın ki egzersiz bisikletim sadece çamaşır kurutma işine yarıyor. Bilmiyorum belki vücudundaki işçileri sevmiyorum.
King’de benim gibi bu aletleri çok sevmez sus olarak kullanılmış. Bu hikaye de öyle çıkmış. Ama egzersiz bisikleti candır.

6. Geride Bıraktıkları Şeyler: Bir 11 Eylül hikayesi Geride Bıraktıkları Şeyler. Kahramanımız saldırılardan kıl payı kurtulmuş ancak herkes gibi bunun etkisi ile yaşamaktadır. Yalnız yaşadığı evinde garip bazı nesleler bulur. Onlardan kurtulmaya çalışsa da bunu başaramaz. Sonunda bunu birilerine anlatması gerektiğini düşünür ama anlatacak kimsesi yoktur. Sonunda bir vesile ile bunu güzel komşusuna anlatır. Kadın ona çok çekici gelmektedir ama evlidir. Kadınla sohbetleri ilerlerken onun da bu nesnelerle başının belada olduğunu öğrenir. Ne yapmaları gerekmektedir?

Hikayeyi ben sevdim. 11 Eylül psikolojisini basit ve sıkıcı olmayan bir şekilde anlatmış King. İnsanların yıllarca psikolog için randevu bulamadıkları gerçeğine değinmiş. Bende empati kurdum. Biz ya yap(tik)ardık acaba… Ben ki benden de böyle bir hikaye çıkar.

7. Mezuniyet Günü: Janice ve Buddy iki sevgilidir. Buddy’nin ailesi zengindir. Mezuniyet sonrasında Buddy’nin evine giderler ve Janice erkek arkadaşının ali esi ile tanışır. Tabi aile pek istemez kızı. Gelecek ile ilgili konuşup tartışılırken birden bire bir patlama olur. Dünyanın sonu gelmiştir.

Kitaptaki en kısa ama açıklaması en uzun hikayelerden biri Mezuniyet Günü. Ben hikayeyi sevdim. Birazda iyi yazarlarda hikayeyi küt diye bitirebiliyorlarmış diye sevdim. Diyaloglar ve anlatım zaten iyi. King bu hikayeyi kaza geçirdikten sonra aniden bıraktığı bir hapın üzerine gördüğü hayalle karışık rüyalar üzerine yazmış. Dünyanın sonunun gelmesi bu sebepten sanırım.

8. N.: En sevdiğim hikayelerden biri de bu hikayeydi. Biraz uzundu ama keyifliydi.
Shelia psikolog olan abisi Johnny’in ölümünden sonra onun bir hasta ile ilgili bulduğu notları çocukluk arkadaşı Charlie’ye gönderir. Charlie iyi bir kariyer yapmış ve şu televizyonda program yapan doktorlardan biri olmuştur. Zamanında Shelia, Charlie’ye aşıktır.
Charlie bu notları okumaya başlar. Notlarda Johnny’in bir hastası, doğdukları kasabanın yakınlarındaki bir tarladan bahseder. Bu tarlada garip bir şey vardır. Doğru dürüst canlı bile yaşamaz. Bu tarlayı ziyaret eden kişilere de bir görev verilir bu dakikadan sonrada bu insanlar takıntılı olur. Johnny’nin hastası da bu durumdadır. Johnny bu tarlayı merak eder ve görmeye gider. Hastasındaki takıntılar onda da başlamıştır. Sonunda intihar etmiştir. Charlie de bu hikayeyi merak eder ve araştırmaya başlar. Tabi sonu aynı olur.

King herkeste bir OKB olduğunu savunmuş açıklamasında. Evet, bir dereceye kadar doğrudur. Yada bu başka bir şekilde çıkar ortaya. Kitaptaki en keyif aldığım hikayelerden biriydi gerçek bir gerilimdi. Hikaye tabii ki Chester’s Mill’de geçiyor. Anaç beni keyiflendiren başka bir hususta hikaye sonundaki haberin Julia Shumway’in yapması. Yani Kubbenin Altında’da ki gazetecimizin.

9. Cehennemden Gelen Kedi: Bir seri katil yaşlı bir adamdan almak için gider. Katil adamla konuştuktan sonra öldüreceği kişinin bir kedi olduğunu öğrenir. Yaşlı adamın anlattıklarına göre bu kedi bir çok kişinin ölmesine sebeptir. Adamın bir isteği vardır kedinin kafasını vücudundan ayırmasını istemektedir. Katil düşünür. Yaşlı adam iyi para vermektedir. Bir kediyi öldürmek ne kadar zamanını alabilir ki? İşi kabul eder. Kediyi bir torbaya koyar ve yola çıkar ama düşündüğü kadar kolay olmayacaktır bu iş.

Bu hikaye aslında yıllar ince King’in dergilere yazdığı zaman dergide yayınlanmış. Daha sonra filme bile uyarlamasına rağmen basılı bir kitapta yokmuş. Bu şekilde basılı hale gelmiş.

10. The New York Times: Özel İndirimli Abonelik: Anne uçak kazasında kocasını kaybetmiştir. Taziyelerin olduğu bir günde odasında rahatlamaya çalışırken telefon çalar. Telefonu açar, karşısındaki kocasıdır. Bir an için kendisi ile dalga geçildiğini düşünür ama karşıdaki kimsenin bilmediği şeyleri bilmektedir. Anne sonunda onun kocası olduğuna inanır. Uçaktan kurtulmuş bir yerde mahsur kalmıştır diye düşünür. Aslında durum öyle değildir konuştukça anlaşılır.

King kendini yollara vurmuş uzun bir gezinin sonunda uykusuzluk halinde bu hikayeyi yazmış. Bir oturuşta. Adında bende böyle başımı akıp gezmek istiyorum sırf bunun için araç kullanmayı bile öğrenirim lakin benzin parasıyla nasıl baş ederim bilmiyorum. Aslında toplum olarak en büyük sıkıntımız geçim sıkıntısı. Eh birde şimdi yeni eğlence şekli var. Şaka da olsa fakirlikle ezmek karşıdakini. Her şakada bir gerçek payı vardır dememe gerek yok herhalde.

11. Sağır Dilsiz: Kahramanımız eyaletler arası yol alırken yılda otostop yapan birini arabaya alır. Adam sağır ve dilsizdir. Yol boyunca yolcusuna başından geçenleri anlatır. Karısı onu aldatmış ve borçla başbaşa bırakıp çekip gitmiştir. Bir yerde mola verdiğinde adamı arabada bulamaz. Sonra da karısının öldürüldüğü haberini alır.

Alt hikayeler güzeldi. Ne olursa olsun King bir yerden bir yere varma olayını çok iyi yapıyor. E boşuna büyük yazar değil.

12. Ayana: Ölüm döşeğinde olan yaşlı bir adamın başına bütün çocukları toplanmış ve beklemektedir. Tam o esnada evin kapısından bir çocuk birde kadın girer. Çocuğun gözleri kördür. Ev halkın onların dilenci olduğunu düşünürken küçük kız yaşlı adamın yanına gelir ve ona dokunur. O günden sonra yaşlı adam iyileşmeye başlar. Küçük kız giderken yaşlı adamın oğullarından birine dokunmuştur. Zaten hikayeyi anlatan da odur bize. O dakikadan sorna kız güçlerini bu adama bırakmıştır ve adam o güçlerle ne yapacağını zamanı geldiğinde öğrenir. Büyük bir sorumluluk altındadır.

Hikayeyi sevdim aslında, ama aradan zaman geçince diğer hikayeleri hatırlamama rağmen bu hikayeyi hatırlamakta zorluk çektim. Nedenini pek bilmiyorum.

13. Çok Zor Bir Durum: Hikaye borsadan para kazanan iki zenginin hesaplaşmasını anlatıyor. Önceden iki yakın arkadaş olan bu iki kişi, yer ve mal yüzünden birbirlerine girmiş iki düşman olmuştur. En son kanser olan olan ve hakkında soruşturma açılan Grunwald bir gün bu can düşmanı Curtis’i konulmak için durmuş olan şantiyesine çağırır. Curtis başına geleceklerden habersiz buraya gider. Ancak Grunwald onu içi pis bir portatif tuvalete kapatır. Curtis bu portatif tuvaletten kurtulur kurtulmasına ama yaşadıkları apayrı bir deneyimdir. Tabi birde sonra OOÇ’den alınacak intikam vardır.

Benim gibi midesi sağlam olan biri bile bu hikayeyi okurken böğ demişse bilmiyorum artık. King’de zaman zaman kendimden iğrendim yazmış. Siz düşünün nasıl “bok”tan bir hikaye olduğunu.

Kitap Arkası:

Stephen King, altı yıl önce yazdığı Karanlık Öyküler’den sonra okurlarına yepyeni bir öykü kitabı daha sunuyor. 2007 En İyi Kısa Amerikan Öyküleri Antolojisi’nin konuk editörü olan King, bir yıl boyunca yüzlerce öykü okudu. Edebiyatın bu dalına olan tutkusu Karanlık Çökünce’de açıkça görülüyor. Mutsuz bir pazarlamacının, arabasına aldığı dilsiz otostopçu bazen iyi bir dinleyici olabilir.
Kötü kolesterolünü düşürmek için egzersiz yaptığı bisikletin kendisini esir alıp korkunç bir yolculuğa çıkardığı bir adamla da karşıla-şabilirsiniz bu öykülerde. Ayna adlı öyküdeki kör kızın küçük bir öpücük ve hafif dokunuşla yarattığı mucize farklı ve ilginç bir öykü-dür. Karanlık Çökünce, ki buna ister akşam karanlığı deyin isterseniz alacakaranlık; insan ilişkilerinin insanlıktan uzak bir biçime dönüştüğü, hiçbir şeyin aslı gibi görünmediği, hayal gücünün, karanlıklar içine dağılan gölgelere ulaşmaya çalıştığı ve gün ışığının sönüp sizi korkularınızla baş başa bıraktığı zamandır. Ve işte bu, tam Stephen King okuma zamanıdır.

Çeviren: Esat Ören
Yayın Yılı: 2009
416 sayfa
Kitap Kağıdı
13,5×19.5 cm
Karton Kapak
ISBN:9752110601
Dili: TÜRKÇE
Yayın Evi: Altın Kitaplar

Stephen King – Buick 8 (From a Buick)

Hazır vakit bulmuşken şöyle üç güne üç kitap sıkıştırayım dedim. Üç kitap birden serisi yaptım e hep film olmayacak ya. Zaten son dönem E-kitap okuma merakım biraz sekteye uğradı gibi. Bir kaç kitaba başladım ama devamını getiremedim ama inadım devam edecek o-kitap içine odaklanacağım.

Üç kitap birden serisinin ilk kitabı olmazsa olmaz yazarım Stephen King’ti. Kitap ile Buick 8. Kitap ilk olarak 2012 yılında yayınlandı. Bu kitap için King’in en iyi kitabı diyemediğim  ancak yine de King’in o başarılı kurgusu karakterleri kendini hissettiriyor. Kitabın sonunda yazarın otunda belirttiği gibi bu kitap bir ilamla gelen değil, aslında zorlama ile çıkmış bir kitap. Aslında ben kitaptan bir sonuç bekliyordum ama bu sonuca nail olamadım. Bu da beni biraz hüsrana uğrattı diyebilirim. Ancak basit bir hikayenin de nasıl kurgulanıp bir destan haline geldiği bu şekilde gözlerime sokulmuş oldu. Bu da King’in ne kadar başarılı bir yazar olduğunun kanıtı.

Hikaye biraz basit desem de aslında hikayeyi hikaye yapan ayrıntılı Amerikan yaşantısı ve karakter analizleri. King bunlara çok fazla yer vermiş. Aslında bu şekilde de anlatmak istediğini anlatmış. Bu kitaptan sonra ben King’in her halükarda her şeyi bir romana dönüştürebileceğini düşünmeye başladım. Kitabın gerilim düzeyi de oldukça başarılıydı. Beni biraz sıkan belirttiğim gibi bir finalde cevaplara ulaşamamamdı. Mesela Buick nereden gelmişti, içinden çıkanlar nereden geliyordu. Tabi King bu sorulara karşı kendi cevabını vermiş, bazı şeyleri açıklayamazsınız diye.

Hikaye günümüzde geçiyor ancak geçmişe giderek olan biten anlatılıyor. Polisin garajlarından birinde eski bir Buick bulunmaktadır. Eski bir polisin oğlu da babasının ölümünden sonra karakola gidip gelmektedir. Bir gün bu Buick’in orada neden durduğunu sorar ve hikaye anlatılmaya başlanır. Buick bir benzin istasyonuna terk edilmiş halde bulunmuştur. Ancak çalışması için hiç bir mekanizması doğru bağlanamamıştır. Bu arabayı polis garaja çeker ancak sonrasında arabalardan bazı patlamalar ışık gösterileri gelir.

Kitap Arkası:

Eyalet polisinin Pennsylvania kırsalında 1979’dan beri gizlediği bir sır vardı. Uzun süre gizlenen bu sır yirmi iki yıl sonra beklenmedik şekilde ortaya çıkacaktı…

Buick 8 ölümcül sırlara arşı duyduğumuz tutkuyu, bilinmeyen olaylara yanıt bulma sevdamızı, esrar perdesini aralama merak ve cesaretimizi dile getiren, soluk soluğa okuyacağınız bir yapıt.

Çeviren: Canan Kim
Yayın Yılı: 2003
Orjinal Adı: From A Buick 8
2. Hm. Kağıt
463 sayfa
13,5×19,5 cm
Karton Kapak
ISBN:9752103693
Dili: TÜRKÇE

Stephen King – Doktor Uyku (Dr. Sleep)

Bir kitapta okuduğunuz karakterler yaşamaya başlıyor ve sizde dışarıdan da olsa onların hayatına tanıklık ediyorsunuz. Peki bu karakterler kitap bittikten sonra o şekilde oldukları yerde kalıyorlar mı? Elbette hayır. Stephen King Doktor Uyku’da buna güzel de bir yanıt vermiş. King, Doktor Uyku ile birlikte çocukken bıraktığımız sevimli çocuk Danny Torrance’ın şu an ne durumda olduğunu ve neler yaptığını karşımıza getirmiş.

Danny Torrance annesi ile sigortadan aldığı para ile bir süre şehir şehir dolaştıktan sonra para tükenince annesi çalışmaya başlamış. Nihayet büyüyüp çalışmaya başladığında ise güçleri onu daha fazla eline almasın diye, yaşadıklarını unutmak amacıyla da alkole başlamış. Tabi babasından da kaynaklı kısa süre içerisinde Dan alkolik olmuş. Her akşam kendisinde bulunan ışıltıyı bastırmak için içmeye başlamış. babası kadar kötü olmasa da her gün kendisine zarar veriyormuş.

Dan işler sarpa sarınca sürekli yer değiştirmekte ve geçici işlerde çalışmaktadır. Yine bir gün yer değiştirir ve bir kasabada işe başlar. Bu kasaba ona iyi gelmiştir. Patronu sayesinde alkole ara verir ve onunla birlikte Adsız Alkolikler grubuna katılarak alkolü iyice bırakır. Ancak bu onun duyularının açılmasına neden olur. O aralar küçük bir çocukla telepati kurmaya başlar çocuk çok güçlüdür. Dan çocuğun varlığını hisseder ama tam olarak iletişime geçmez.

Bu arada bir yaşlı bakım evinde işe başlamıştır. Burada ölecek olan yaşlıların yanında durup onların huzurlu bir şekilde ölmesini sağladığı için insanlar ona Doktor Uyku adını takmışlardır. Bu sırada başka bir şehirde Abra adında küçük bir kız doğmuştur. Kızın psişik güçleri oldukça fazladır. Ailesi bunu fark eder. Ancak ona normal davranırlar. Zamanla güçlerini kontrol etmeyi öğrenen Abra onları ailesinden gizler. Ailesi de kızlarının güçlerinin geçtiğini düşünür.

Günün birinde Abra siyah şapkalı bir kadını görür. Kadın onun gibi psişik güçleri olan bir çocuğu öldürür ve ekibi ile birlikte onun buharını içerler. Bu esnada kadın Abra’nın farkına varır. Bu kız çok güçlüdür. Abra kadının kendisini de öldüreceğini öğrenir ve Dan’dan yardım ister.

Hikaye Medyum’un geçtiği yerlerde geçiyor hatta Overlook otelinde son buluyor. King, iki romanı ustaca birleştirmiş ve farklı bir hikayenin kapılarını başarıyla açmış. Tabi böyle bir kitap çıkınca ortaya kendi kendime güçleri çok fazla olan Abra’nın gelecek yaşı da karşımıza çıkar mı diye sormadan edemedim. Ancak bu kitabın da yıllanması lazım.

Stephen King ustalığını burada da konuşturmuş. Artık kendisinin her şeyden bir hikaye çıkarabileceğine dair hiç bir şüphem kalmadı. Meraklıları için okunması gereken bir kitap. Ancak Medyum’u okumadıysanız ondan başlayın derim.

Kitap Arkası

King’in, tüm zamanların en çok beğenilen eseri Medyum’un (The Shining) unutulmaz karakterlerinden Danny (Dan) Torrance, “Doktor Uyku” olarak karşınızda.

Çocukluğunda bir kışını geçirdiği Overlook Oteli’nin “sakinlerinden” bir türlü kurtulamayan Dan, yıllarca bir şehirden diğerine sürüklenirken, sonunda ufak bir New Hampshire kasabasına yerleşir, bir bakımevinde işe girip, kalan “ışıltısını” ölmekte olan insanları rahat ettirmekte kullanır. Orada Dan’e “Doktor Uyku” adını verirler.

Dan, o güne dek görmediği kadar parlak bir ışıltıya sahip olan küçük bir kızla, Abra Stone’la tanıştığında geçmişiyle barışır ve Abra’nın hayatta kalabilmesi için iblislerle zorlu bir mücadeleye girişir.

İyi ile kötü arasındaki epik savaşın hikâyesi olan Doktor Uyku, Medyum’un sadık milyonlarca okuyucusunu tatmin edecek ve King külliyatının başyapıtını bilmeyenleri de hayal kırıklığına uğratmayacak yeni ve ihtişamlı bir King destanı…

Çeviren: Zeynep Heyzen Ateş
Yayın Yılı: 2013
Orjinal Adı: Doctor Sleep
544 sayfa
Kitap Kağıdı
13,5×21,5 cm
Karton Kapak
ISBN:9752117235
Dili: TÜRKÇE
Yayın Evi: Altın Kitaplar

Stephen King – Oyun (Gerald’s Game)

Stephen King’in 1992 yılınca piyasaya sürdüğü kitap biraz daha gerçeklik üzerine kurgulanmış. Gerilim ve korku açısından çok etkili diyemeyeceğim ancak anlattığı hikaye bakımından başarılı. Hikaye kurgusu, olayların gelişimi oldukça iyi. Ancak ben kitabı okurken sürekli aksiyon bekledim. Bunun sebebi belki de King’in her kitabında onlarca hatta yüzlerce karakterin olması. Bu kitapta ise karakter sayısı oldukça az. Bu da bir yerde aynı hikayenin dönüp durmasına sebep olmuş. Tabi King’in yazım sitili yaşanan bu tekrarların aklımızda iyice yer etmesine olanak vermiş.

Jessie Burlingame ve kocası Gerald Maine’deki yazlık evlerine romantik bir kaçamak yaparlar. Gerald yarım gün çalışmıştır ve geri kalan tarım gün ise ayrı bir düşüncesi vardır: aldığı kelepçeler yardımıyla Jessie ile bir seks fantezisi yapmak. İkili her şeyi hazırlar. Gerald, Jessie’yi kollarından yatağa kelepçeler. Gerald oyun oynamaya başlar. Ancak bir süre sonra Jessie bu oyunu devam ettirmek istemez. Ancak Gerald bunu karısı nazlanıyor olarak algılar ve üzerine düşer. Jessie ise ona şiddetle karşılık verir ve tekmeler. Tan bu esnada Gerald yığılır kalır. Ölmüştür.

Jessie kelepçeli bir şekilde yatakta bağlı kalır. Nasıl kurtulacağını düşünür durur. Bu sırada aç bir köpek eve girer ve Gerald’ı yemeye başlar. Jessie tüm bu olanlara tanık olur. Üstüne üstlük akşam karalık gölgelerin arasında bir yaratık onu ziyarete gelir. Jessie bunun hayal mi gerçek mi olduğuna karar veremez ama buradan kaçması gerekmektedir.

Kitap arkası:

Yalnızca karıkoca arasında yaşanan bir oyundu bu. Geraldın oyunu. Ama bu kez Jessie oyun oynamak istemiyordu. Bacakları iki yana açık, kolları karyolanın başucuna kelepçelenmiş bir halde yatarken kocasının tepesinde dikilip ağzından salyalar akarak bakı-yor olması onda tiksinti uyandırmıştı, adeta kendini aşağılanmış hissediyordu. Kocasına okkalı bir tekme savurdu. Hem de en can alıcı noktasına… Kalp krizinden ölen Gerald şimdi yerde yatıyordu. Tatil için geldikleri göl kenarındaki bu yazlık evde Jessieyi yapayalnız ve çaresiz bırakmıştı. Tanrının unuttuğu bir yerde, medeni dünyaya kilometrelerce uzaktaydı. Çığlıklarını kimse duya-mazdı.Yapayalnızdı. Yalnızca kafasının içinde konuşan, tartışan kendisiyle alay eden sesler vardı…

Çeviren: Gönül Suveren
Yayın Yılı: 2007
Kitap Kağıdı
400 sayfa
13,5×19,5 cm
Karton Kapak
ISBN:9754054293
Dili: TÜRKÇE
Altın Kitaplar