Etiket arşivi: Amanda Peet

Identity Thief

Filmin fazla tanıtımını gördükten sonra ister istemez bir merak uyandı tabi içimde. Okuduğum bazı eleştirmen notları da filmin iyi olduğu yönündeydi. Kusura bakmasınlar ama ben pek filmden söylendiği gibi, tatmin edici bir unsur bulamadım. Mevcut türde daha iyi ve komik filmler var.

Öncelikle filmde aklıma takılan soru işaretleri vardı. Diana, Sandy Patterson’ın sosyal güvenlik numarasını nereden buldu. Sonuçta farklı eyaletlerde oturan insanlardı. Film boyunca Sandy isimin kadın ismi olmasından dolayı Diana’nın kullandığı vurgulaması yapılırken aslında farklı bölgede olmaları kendi teorilerini eritmiş oluyordu. Madem kafadan bir sosyal güvenlik numarası atılarak her şey yapılıyordu kaçışları esnasında neden kendilerini bir kart yapmadılar. Okumaya devam et

Gulliver’s Travels

Filmin bir masaldan uyarlandığını herkes bilir. Bunu göz önünde bulundurursak, film aslında çocuklar için biçilmiş kaftan. Tabi bizim gibi çocukları da katarsak eğlenceli bir film. Aslında bakıldığında konusundan başka iyi bir şeyi yok. Eh konusu da çocukluğumuzdan beri çeşitli varyasyonlarla bildiğimiz bir konu olunca bu film bize ne verecek diye düşünüyoruz.

Tabi bu düşüncelerimizde haklıyız. Bu konuyu kim çekerse çeksin, kim oynarsa oynasın zaten iyi ve eğlenceli olacaktır. Bu filmde iyi, eğlenceli bir film. Ancak sıradan bir film. Hikayede ne masalsı bir anlatım, ne hayrete düşeceğimiz bir yorum ekleme, ne de güzel oyunculuklar var. Her şey sıradan her şey bildiğimiz gibi… Belkide onlarca kez çekilmiş bir filmin birebir kopyası gibi. Okumaya devam et

filmsel dalgalanmalar… Gölge Oyunu – Stuck – X Files: I Want To Believe

Efendim ruhiyet-i halim belirsiz bir şekilde bilgisayarda o siteden bu siteye dolanıyorum. Dün geceden beri taktığım Moon River yine fonda. Bazen herkese olur, plağın iğnesi bir milim öteye geçmez takılır kalır. Şimdi ise CD çiziktir “de de de de” “dı dı dı dı” gibi böyle takrarlı sesler çıkarır. Velhasıl asıl anlatmak istediğim sürekli yerimde saydığım. Az önce Türk Sinema tarihinin en iyi filmi olarak gördüğüm Yavuz Turgul‘un Gölge Oyunu‘nu sanıyorum onuncu izleyişimdi. Of bu film yine sarstı beni. Şimdi, ne gerçek, ne hayal; var mıyız, yok muyuz? Soru işaretleri. Elbette bunları sormayı bıraktım yıılar önce. Acı çekebiliyorsak varız diyorum kıt aklımın erdiğice ve çekiyoruz, istesekte istemesekte. Gülüşlerimizin ardında bile bir hüzün. Sürekli kahkahaların ardına saklanan. Sustum. Bu halde ne yazılabilirki. Gözlerimde Şener Şen ve Şevket Altuğ‘un mükemmel oyunculukları hala devam etmekte. O iki karakterin sıcak dostlukları. Ama bir perde kapandı, şimdi kendi filmimizde var olma zamanı.
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t= golge+oyunu&kw=&a=&all=&v=&p=2

Şimdi izlememeniz gereken iki film tanıtma zamanı (zaman geçirmek için olabilir ama özel vakit ayırmayın). İlki Stuck (Çıkış Yok).

Doğruyu söylemem gerekirse filmi Mena Suvari oynuyor diye izledim. Hani yönetmenine falan bakmamıştım.Filmin yönetmeni de Stuart Gordonmuş. Kusura bakmasın ama çok izlenesi bir film gibi gelmedi bana.
Yaşlılara hasta bakıcılığı yapan bir hemşire bir gün bar çıkışında evsiz bir adama çarpar. Adamın yarısı camdan içeri girmiştir. O şekilde evinin garajına girerek park eder ve adamı orda ölüme bırakır. Bizi bekleyen ise kadın ve sevgilisinin ondan kurtulma çabaları ve yaralı adamın hayatını idame ettirmeye çalışması ve ondan kurtulmasıdır. Donuk kareler bizi beklemektedir ama yönetmen (filmin senaristi aynı zamanda) o çok sevip (!) gözümüzde büyüttüğümüz (!) Amerikan’nın insanlarının ne kadar vurdum duymaz ve umarsız olduğunu gösteriyor bize. Boş bir zamanda hoşça izlenebilecek film. Baş rolerinde Mena Suvari ve Stephen Rea yer almakta.

İkinci filmin ise benim için tam bir hayal kırıklığıydı. Nerde dizideki kurgu, hikaye, atmosfer nerde bu filmdeki. İlk film kadar bile olamamış. Evet bahsettiğim beni tamamıyla hayal kırıklığına uğratan X-Files serisinin son filmi (böyle olacaksa en son olsun) The X-Files: İnanmak İstiyorum (I Want To Believe). Evet dizi devam etseydi eğer bu filmi dizi arasına bir bölümmüş gibi sıkıştırabiirdiniz ama bu film olarak X-Files‘e hiç yakışmamış. Sanki bizim çocukların parası bitmiş “haydi bir x-files çekelim para kazanalım” tarzı bir film olmuş. Ne merak ne başka bir şey filmde olan.
Kahramanlarımız işi bırakmış arada evlenip boşanmışlar çocukları olup büyüyüp ölmüştür. Aslında izeleyicisi olarak yıllardır beklediğimiz buydu. Biz göremedik, hoş bu filmde de göremiyoruz. Neyse, insanlar kaybolmaya başlamıltır. Bunlardan biri de bir FBI ajanıdır. FBI’daki ajanlar medyumlar yardımıyla bile işi çözememiş Mulder’dan yardım isterler. Kısa bir kararsızlıktan sonra Mulder kabul eder ve her zamanki inatçılı ile olayı çözer. Tabiki Scully’de yanındadır. Yönetmen koltuğunda her zamanki gibi Chris Carter var. Oynayanlar da aynı
David Duchovny, Gillian Anderson ve gözüme sürekli takılan güzellik Amanda Peet var. Bu arada Gillian Anderson sanırım botoks yaptırmış bu halini hiç beyenmedim ki eskiden düşlerimi süslerdi. Neyse magazine girmeyeyim…

filmsel dalgalanmalar…

Efendim ruhiyet-i halim belirsiz bir şekilde bilgisayarda o siteden bu siteye dolanıyorum. Dün geceden beri taktığım Moon River yine fonda. Bazen herkese olur, plağın iğnesi bir milim öteye geçmez takılır kalır. Şimdi ise CD çiziktir “de de de de” “dı dı dı dı” gibi böyle takrarlı sesler çıkarır. Velhasıl asıl anlatmak istediğim sürekli yerimde saydığım. Az önce Türk Sinema tarihinin en iyi filmi olarak gördüğüm Yavuz Turgul‘un Gölge Oyunu‘nu sanıyorum onuncu izleyişimdi. Of bu film yine sarstı beni. Şimdi, ne gerçek, ne hayal; var mıyız, yok muyuz? Soru işaretleri. Elbette bunları sormayı bıraktım yıılar önce. Acı çekebiliyorsak varız diyorum kıt aklımın erdiğice ve çekiyoruz, istesekte istemesekte. Gülüşlerimizin ardında bile bir hüzün. Sürekli kahkahaların ardına saklanan. Sustum. Bu halde ne yazılabilirki. Gözlerimde Şener Şen ve Şevket Altuğ‘un mükemmel oyunculukları hala devam etmekte. O iki karakterin sıcak dostlukları. Ama bir perde kapandı, şimdi kendi filmimizde var olma zamanı.
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t= golge+oyunu&kw=&a=&all=&v=&p=2

Şimdi izlememeniz gereken iki film tanıtma zamanı (zaman geçirmek için olabilir ama özel vakit ayırmayın). İlki Stuck (Çıkış Yok).

Doğruyu söylemem gerekirse filmi Mena Suvari oynuyor diye izledim. Hani yönetmenine falan bakmamıştım.Filmin yönetmeni de Stuart Gordonmuş. Kusura bakmasın ama çok izlenesi bir film gibi gelmedi bana.
Yaşlılara hasta bakıcılığı yapan bir hemşire bir gün bar çıkışında evsiz bir adama çarpar. Adamın yarısı camdan içeri girmiştir. O şekilde evinin garajına girerek park eder ve adamı orda ölüme bırakır. Bizi bekleyen ise kadın ve sevgilisinin ondan kurtulma çabaları ve yaralı adamın hayatını idame ettirmeye çalışması ve ondan kurtulmasıdır. Donuk kareler bizi beklemektedir ama yönetmen (filmin senaristi aynı zamanda) o çok sevip (!) gözümüzde büyüttüğümüz (!) Amerikan’nın insanlarının ne kadar vurdum duymaz ve umarsız olduğunu gösteriyor bize. Boş bir zamanda hoşça izlenebilecek film. Baş rolerinde Mena Suvari ve Stephen Rea yer almakta.

İkinci filmin ise benim için tam bir hayal kırıklığıydı. Nerde dizideki kurgu, hikaye, atmosfer nerde bu filmdeki. İlk film kadar bile olamamış. Evet bahsettiğim beni tamamıyla hayal kırıklığına uğratan X-Files serisinin son filmi (böyle olacaksa en son olsun) The X-Files: İnanmak İstiyorum (I Want To Believe). Evet dizi devam etseydi eğer bu filmi dizi arasına bir bölümmüş gibi sıkıştırabiirdiniz ama bu film olarak X-Files‘e hiç yakışmamış. Sanki bizim çocukların parası bitmiş “haydi bir x-files çekelim para kazanalım” tarzı bir film olmuş. Ne merak ne başka bir şey filmde olan.
Kahramanlarımız işi bırakmış arada evlenip boşanmışlar çocukları olup büyüyüp ölmüştür. Aslında izeleyicisi olarak yıllardır beklediğimiz buydu. Biz göremedik, hoş bu filmde de göremiyoruz. Neyse, insanlar kaybolmaya başlamıltır. Bunlardan biri de bir FBI ajanıdır. FBI’daki ajanlar medyumlar yardımıyla bile işi çözememiş Mulder’dan yardım isterler. Kısa bir kararsızlıktan sonra Mulder kabul eder ve her zamanki inatçılı ile olayı çözer. Tabiki Scully’de yanındadır. Yönetmen koltuğunda her zamanki gibi Chris Carter var. Oynayanlar da aynı
David Duchovny, Gillian Anderson ve gözüme sürekli takılan güzellik Amanda Peet var. Bu arada Gillian Anderson sanırım botoks yaptırmış bu halini hiç beyenmedim ki eskiden düşlerimi süslerdi. Neyse magazine girmeyeyim…