buralarda yokken izlediklerim

Ölümlü Dünya (2018) Film hakkında neler desem bilmiyorum. Film tamamen karmaşalar barındırıyor kendi içinde de izleyici tarafında da. Aslında beklediğimden daha farklı bir film çıktı. İzlerken keyif aldığımı da gizlemeyeceğim. Tabi filmin en büyük başarısı bence oyunculuklardı. O konuda bir şey diyemeyeceğim. Karakterler başarılı bir şekilde çizilmiş. Filmin senaryosunda olması gerektiği gibi absürt. Bu çerçevede de iyi kalıyor. Senaryoya baktığımızda aslında havada olun cevaplanması gereken oldukça soru var. Senaryo da oldukça kalabalık bir ekip tarafından yazılmış. Hissettiğim sanki her oyuncu kendi karakterini yazmış. Burada da en baskın karakter Feyyaz Yiğit’in karakteri olmuş. Zaman zaman monolog derecesine varacak sahnelerle baş başa kalıyoruz. Sanki filmin en göze batan kısmı bu. Filmde oldukça fazla küfür var. Şahsi görüşümü sorarsanız bence olması gerektiği kadardı. Yani bu tarz bir filmde olması gayet doğaldı. Senaryoyu biraz daha yatırırsak, oldukça güzel ve etkileyici giriş yapıyor. Daha ilk dakikadan ters köşe yapması filmin sonrasında nelerle karşılaşacağınızın hayalini kurduruyor …

Hearts in Atlantis

Stepken King’in Türkiye’de Maça Kızı adıyla yayınlanmış olan kitabından bir hikaye olan Hearts in Atlantis’in 2001 uyarlaması filmi karşımızda. Filmi başarılı yönetmen Scott Hicks yönetmiş. Aynı şekilde filmin kadrosuna baktığımızda da karşımıza Anthony Hopkins gibi bir isim çıkıyor. Tabi bu beklentileri oldukça yükseltiyor ve daha fazla hayal kırıklığına uğramanızı sağlıyor.

The Rite

Geçtiğimiz gün Escape Plan‘ı izledikten sonra Mikael Håfström‘un The Rite (Ayin) filmini izlemediğimi fark ettim. Zamanında sinemada izleyememiş, sonrasında da filmi izlemeyi unutmuştum. Buradan şu sonuç çıkıyor ki arada izlemeyi unuttuğum onlarca film var. Neyse The Rite 2011 yapımı. Filmin en büyük bombası ise filmin baş rolünde Anthony Hopkins‘i görmemiz. Zaten filmi kurtaran en büyük öğe de Hopkins’in oyunculuğu. Bunu yanı sıra filmde ne vardı derseniz, söyleyebileceğim tek şey bol bol Hristiyanlık propagandası. Tamam film çekmişsin yaparsın. bunu çok görmüyorum ama film mantık ile din arasında gelip giderken elle tutulur hiç bir şeyi önümüze koyamıyor.

Noah

Filme nasıl başlasam bilemiyorum. Darren Aronofsky çok sevdiğim ve takdir ettiğim bir yönetmen. Açıkçası bu sebepten dolayı film hakkındaki beklentilerim biraz fazlaydı. Ancak kim olursa, ne olursa olsun beklentileri yükseltmemem gerektiğini de biliyorum. Ancak şöyle bir baktığımda Noah için Darren Aronofsky‘nin en kötü filmi diyebilirim. Şimdi hakkında yapılan spekülasyonları, izlenmemesi, yasaklanması gerekliliği kısmına pek girmiyorum. Girmiyorum ama söylemeden de edemeyeceğim. Arkadaşım bastırın parayı istediğiniz gibi çektirin filmi. Yok neymiş Hristiyan inancına göre çekilmiş, Musevilikte varmış hikayesine girmeyin. Neyse.

Thor: The Dark World

İlk filmi adam gibi izlemeden ikinci filmi yazmayayım demiştim ve ilk filmi de ikinci filmi izlemeden araya sıkıştırmış yazmıştım. İlk filmi parça parça izlemiştim sonra oturup bir çırpıda izlemiş ve hakkındaki düşüncelerimi yazmıştım. Şimdi Thor’un kaderinden midir yoksa genel olarak hikayenin sıkıcılığına mı bilmem ama bu filmi de bir oturuşta izleyemedim. Tamam ilk seferinde benim hatam olabilirdi ama ikinci ve üçüncü seferde kesinlikle filmin sıkıcılığına bağlıyorum filmi bir oturuşta izleyemememin nedenini. Bu film ilk filmden daha iyi diyebilirim. Hikaye açısından değil sadece görsellik açısından. Bu filmde de ilk filmde olduğu gibi hikayenin ve karakterlerin altı doldurulmamış. Belli ki bir sonraki film için temel atılmaya çalışılmış ama 112 dakika izlediğimiz şu filmin hiç bir temeli yok. Tamam Marvel çizgileri genelde komik oluyor ama bu filmde işin biraz dozu kaçmış.

Thor

Serinin ikinci filmini izlemeye niyetlenmişken aslında ilk filmi izlemediğimi fark ettim. İzlemediğimi derken aslında televizyonda denk gelmiş parça parça izlemiştim. O zamanda film bana pek dikkat çekici gelmemişti. Neyse usul yerini buldun diye sakin kafayla ilk filmi de izleyeyim dedim. Doğrusunu söylemek gerekirse bu kez de beni sarmadı film. Filmin yönetmen koltuğuna Ironman 2’nin de yönetmeni olan Kenneth Branagh var. Ek sahneler içinde The Avengers‘dan bildiğimiz  Joss Whedon ismi karşımıza çıkıyor. Ancak film genel olarak Kenneth Branagh’ın elinden çıkmış. Sanıyorum Marvel kendine kankalardan oluşan bir ekip kurmuş kimin ne yaptığı belli omadan film çekip duruyor. Tabi son dönemde pek fazla iyi çizgi roman çıkaramayınca ne yapsın olanları perdeye yansıtmaya başladı.

Back to Top