Etiket arşivi: Asa Butterfield

Ender’s Game

Geçtiğimiz sene sayılı olarak vizyona giren Bilim Kurgu filmlerinden biri de Ender’s Game’di. Film ‘ın aynı isimli roman serisinden uyarlanmış. Oldukça büyük bir bütçesi var filmin. Yönetmen koltuğunda ise X-Men Origins Wolverine‘den tanıdığımız aktör yönetmen  var. Filmin bütçesi büyük dedik ama film sadece çocuklara hitap ediyor gibi geldi bana. Yani son dönem fantastik çocuk filmlerinden birde bilim kurgusunu yapalım demişler.

Bütün hikaye çocuklar içinde geçiyor. Başarılı bir şekilde başlarken filmin finali sanki biraz sökün kalıyormuş gibi. Ancak final de bir sonraki filmin başlangıcı oluyor. Bütçesinin fazla olması  gibi bir ismin baş rolde olması beklentiyi yükseltse de aslında çok fazla umut bağlanmaması gereken bir film. Görsel olarak tatmin ediyor, hikayesi fena değil. Tabi roman uyarlaması olduğunu düşünürsek bu film nasıl bir uyarlamadır kitabı okumadığım için bir şey diyemeyeceğim. Ancak sanki filmde doldurulması gereken yerler vardı. Okumaya devam et

Hugo

 

 

Bu senenin Oscar adayları arasında geçmişe saygının hat safhada olduğu ve ödüllerin de buna göre dağıldığını biliyoruz. Geçmişe bir saygı duruşu da Martin Scorsese‘dan gelmiş. Tabi geçmiş olarak belirttiğim sinema tarihinin geçmişi. , The Artist ile siyah beyaz sinemaya şapka çıakrtırken, yine aynı dönemin dahi çocuğu olarak adlandırabileceğimiz, Georges Méliès‘a şapka çıkartmış. Bu bağlamda her iki filmi de göz önünde bulundurursak, sinemayı oluşturan ve geliştiren Fransa’ya Hollywood’un ikinci saygı duruşu diyebiliriz.

 

Hugo Oscar’ın en büyük adaylarından biriydi. Nitekim, En İyi Görüntü Yönetimi, En İyi Sanat Yönetmeni, En İyi Görsel Efekt, En İyi Ses Miksajı, En İyi Ses Kurgusu, dallarında ödül aldı. Sadece teknik ödülleri alması aslında filmin başarısını da ortaya koyuyor. Aslında filmin Brian Selznick‘in The Invention of Hugo Cabret adlı çocuk romanından uyarlandığını düşünürsek, (romanı okumadım ama)  en iyi uyarlama senaryo dalında da Oscar almaması düşündürüyor beni. Film Martin Scorsese’ın çektiği ilk 3D film. Ben filmi 3D izlemedim ancak filmin görselliğini de çok başarılı buldum. Scorsese filmi adeta Oscar almak için tribüne oynayarak yapmış.

 

 

Aslında en yakın rakibi The Artist ile eşit sayıda ödülü paylaşma sebebi Oscar jürisinin biz sinemada teknolojiyi ve eskiyi de destekliyoruz savunmasını yapmasından bir şey değil. Scorsese bu filmi ile de tribüne oynamış görsel olarak insanı büyüleyici bir atmosferi yakalayarak aslında yerini sağlamlaştırmıştır.

 

Aklım filmde dönüp dolaşıp görselliğe gidiyor. Gerçekten başarılı bir görsellik var. Hikaye kurgusu çok ayrıntılı değil. Film de bir çocuk filmi edası ile ilerliyor. Hugo’nun gizemine kendimizi kaptırmışken olay örgüsünü aslında kuruyor ve bir sonuç çıkartıyoruz. Yani hikayeyi az çok çözmüş oluyoruz. Sonuç elimizdeyken bu sonuca nasıl varılacağı konusu filmi izlememize sebep oluyor. Filmi izlerken insanın içinde  küçükte bir merak uyanıyor.

 

 

Filmin oyuncu kadrosu oldukça iyi. Kadroyla birlikte oyunculuklar da oldukça başarılı. Oyuncular içerisinde bu daha iyiydi biye bir ayrım yapmak zor ancak Asa Butterfield, Hugo karakterinin altından başarıyla kalkmış. Filmde beni şaşırtan bir diğer isim ise, İstasyon Dedektifini canlandıran Sacha Baron Cohen oldu. Açıkçası kendisinden böyle bir oyun beklemiyordum.

 

Film Georges Méliès’ın hikayesini anlatıyor. Méliès savaş çıkması üzerine filmlerini kimse izlemediği için insanlara küsüyor ve tüm filmlerini, film setini dekorlarını yakıyor. Herkes onun savaşta öldüğünü sanıyor. O ise tren garında, küçük bir oyuncak dükkanı işletiyor.

 

Hugo ise babasının ölümünden sonra bu tren garında yaşamaya başlıyor. Babası ölünce, amcası gibi saatçi olan amcası onu bu gara getiriyor. Ancak alkolik olan amcası, ortadan kaybolunca yerini belli etmemek için Hugo saatlerin bakımını kendi yapıyor. En büyük düşmanı ise Gar Dedektifi. Çünkü o evsiz çocukları toparlayıp, yetimhanelere yolluyor.

 

 

Bir gün Hugo, oyuncakçıdan malzeme aşırırken Georges’a yakalanır. Georges ona ondan cepleirni boşaltmasını ister. Hogu istemeyerek ceplerini boşaltır. Cebinden çıkarttığı bir not defterine Georges bakar ve ona el koyar. Bu defterde Hugo’ya babasından kalmış ve buldukları bir makinenin çizimleri vardır. Georges’un bu defteri almasıyla ikisi arasındaki ilişki başlamış olur. Bu ilişkiye de macera meraklısı Isabelle’de eklenince ilginç bir maceraya adım atarlar.

 

Film Hugo’nun hikayesini anlatırken birden bire daha derin bir konu olan sinema tarihine dönmesi filmin senaryosunu tek şaşırtıcı kısmı. Bunun haricinde senaryonun filme çok fazla getirisi olduğunu, iyi bir senaryo olduğunu düşünmüyorum. Ancak tüm bu senaryodaki kaybı oyunculuk ve görsellik örtbas ediyor. En iyi uyarlama senaryo ödülünü alabilir demiştim. Şimdi senaryonun pek iyi olmadığını söyleyip bu ödülü alabilir demem biraz kendimle çelişiyormuş imajı yaratabilir. Ancak kitapla filmi ele aldığımızda bu olası bir durum. Ben ödülü verenlerinde bu roman uyarlamasıymış durun önce romanı okuyalım dediklerini düşünmüyorum açıkçası. Burada önemli olan filmden bir kitap tadı almak.

 

 

Özetlemek gerekirse, yarısı itibari ile, hikaye bakımından biraz sönük kalmış, duygu yoğunluğunu biraz hissettirse de tam anlamıyla veremeyen bir film Hugo. Teknoloji kullanımı konusunda da bir o kadar başarılı ve sırf bu yüzden film izlenmeyi hak ediyor. Filmin Paris’in büyüleyici atmosferinde geçmesi, tüm karakterlerin Fransız olması ve buna rağmen karakterlerin İngilizce konuşmaları ise beni filmde an çok rahatsız eden durumlardan biriydi.

 

Yönetmen: Martin Scorsese

 

Senaryo: John LoganBrian Selznick (kitap)

 

Oyuncular:

Ben Kingsley
Georges Méliès
Sacha Baron Cohen
Gar Dedektifi
Asa Butterfield
Hugo Cabret
Chloë Grace Moretz
Isabelle
Ray Winstone
Uncle Claude
Emily Mortimer
Lisette

 

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0970179/

http://www.hugomovie.com/

 

The Boy In The Striped Pajamas

2008 yapımı bu filmi geçtiğimiz gün bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine izledim. Konu olarak Nazi zulmünü anlatsa da genel olarak gördüğümüz Nazi filmlerinden daha farklı. Yani duygu sömürüsü olayı biraz daha düşük hatta hissedilemeyecek kadar az diyebiliriz.

Filmin adından da anlaşılacağı gibi hikaye çocuklarla ilgili. Yani Nazi döneminin çocuklarını demiyeyimde çocuğunu anlatıyor bize. Herşeyden habersiz çocukların nasıl beyninin yıkandığını ve nasıl yönlendirildiklerini apaçık görüyoruz. Tabi efendim bunu Naziler mi yapıyormuş sadece hayır günümüzde bile yapılıyor.

Bruno, babası Nazi subayı 8 yaşlarında bir çocuktur. Babasının atanması üzerine, arkadaşlarından ayrılarak, babasının atandığı bir kasabaya gider. Bu gittikleri yerin bir toplama kampı olduğundan haberi yoktur ve evden dışarıya çıkması yasaktır. Odasının penceresinden bir çiftlik görür, aslında gördüğünü sandığı şey Yahudilerin tutulduğu kamptan başka bir yer değildir.

Civarda okul olmadığı için babası ablasıyla ikisine özel bir öğretmen tutar. Ancak öğretmen normal derslerden çok Nazı propagandası yapar. Ablasının da genç Nazi subayı sayesinde aklını yıkamıştır.

Bruno, bir gün o kampı merak eder ve evden kaçar. Koşturarak kampa gelir ve kampın dikenli tellerle çevrildiğini görür. Bu sırada kendi yaşlarında bir çocuğu çitler arkasında görür. Onunla arkadaş olur ancak olan bitene anlam verememektedir. Her gün kaçar arkadaşıyla sohbet eder ve oynarlar.

Bir gün uyandığında evde arkadaşını görür. Sevinçle yanına gider. Çocuk, kadehleri silmektedir. Bruno ona yiyecek verir. Ancak o sırada Genç Nazi subayı gelir ve onu cezalandır. Bruno susar ona yiyecek verdiğini söyleyemez. O günden sonra arkadaşıyla bir daha görüşemez.

Her gün kampın oraya gitmesine rağmen onu göremez. Bir süre sonra çocukla yine görüşürler. Ancak çocuk keyifsizdir. Bruno, neden olduğunu sorar, çocuk da babasının kayıp olduğunu bulamadığını söyler. Bu arada Bruno evden ayrılacaktır. vedalaşmaya gelmiştir. Ancak ona karşı mahçup olduğunu bildiği için babasını bulmaya yardım edeceğini söyler. Ertesi gün buluşurlar ve Bruno kampa girer…

Çok yavan bir anlatımdı. Tabi filmin ince ayrıntıları filmin izlenebilir olmasının gerçekten güzel olmasının tetikçisi. Oyunculuk ki bilhassa çocukların oyunculuğu mükemmel. Konu kurgu da aynı şekilde. İzlenmesi gereken, filmin sonunda iyi bir film izlemenin mutluluğuyla gülümseyeceğiniz bir film…

Yönetmen : Mark Herman

Yazar :John Boyne (kitap)Mark Herman (senaryo)

Oyuncular


Asa Butterfield Bruno

Zac Mattoon O’Brien Leon

Domonkos Németh Martin

Henry Kingsmill Karl
Vera Farmiga Mother

Cara Horgan Maria

Zsuzsa Holl Berlin Cook

Amber Beattie Gretel

Linkler:

www.boyinthestripedpajamas.com/

http://www.imdb.com/title/tt0914798/