The Pyramid

Maniac (yeni çevrim), Mirrors gibi yapımların senaristliğini yapmış isim olan Grégory Levasseur‘un ilk yönetmenlik denemesi The Pyramid. Aslında film öyle çok kaile alacak bir film değil. IMDB puanı yalnızca 4,7 ancak işin içinde Mısır ve piramitler olunca ister istemez film dikkatimi çekti ve izlemeye başladım.

Şimdi filmi nasıl anlatsam bilemedim. Oldukça klişe oyunculukları ve çekimlerin çok iyi olmadığı bir film. Muhtemelen çok düşük bütçeyle çekilmiş. Hikaye klasik ilerleyip fazla bir şeyde sunmuyor bize. Korkulacak bir sahne yok. Olayların gizemine de kendinizi kaptırmıyorsunuz. Bu aslında kendini ilk dakikalardan hissettiriyor. Gerçi düşünüyorum da neden izledim diye. Gerçi izlerim ben izlememe gibi bir sıkıntım yok. Vakit bol ya… Neyse…

Continue reading “The Pyramid”

+1

Yunan asıllı yönetmen Dennis Iliadis‘i Hardcore filmi ile beğendiğimi söylemiştim. Aynı yazıda Last House On The Left‘in yeniden çevriminden sonra yönetmene Holywood’un pek yaramadığını da söylemiştim. Hal böyle olunca yönetmenin ikinci Hollywood filmini sonunda izlemek nasip oldu. Sonunda diyorum uzun zamandır gözüme ilişen filmler arasındaydı +1. Evet aslında bu film de değişik konu olarak özgün ama olmamış bir film. Neden olmamış sorusuna film tür olarak ne olması gerektiğini bilememiş yanıtı verebilirim. Continue reading “+1”

Chronicle

Son dönemin iki trendini bir arada ortaya koyan film Chronicle. El kamerası kullanımı ve sıradan kahramanlara veya anti kahramanlar. İngilizlerin son dönemde çok sık ele aldıkları sıradan kahramanların  bir başka çeşidini izliyoruz bu filmde de. Kahramanlarımız ise yine gençler.

İçine kapanık, ezik Andrew kamerası ile olanı biteni kayda almaktadır. Annesi ölüm döşeğindedir. Babası ise itfaiye erliğinden bazı sorunları sebebi ile erken emekli edilmiştir. Evde boş oturması ve sorunları onu alkole itmiştir. Andrew’e ise kötü davranmaktadır. Andrew’in bu ezik tutumu okulda da ona hor görülmesine sebep olmaktadır.

Bir gün büyük bir partiye gider. Elinde kamerası ile her şeyi çekmektedir. Burada da hor görülür. Dışarılarda dolanırken tek arkadaşı olan kuzeninin, yakın arkadaşı Steve yanına gelir ve kuzeni, Matt’in kendisini çağırdığını söyler. Steve ve Andrew, Matt’in yanına gider.

Gittikleri yerde bir delik vardır. Steve ve Matt bu deliğe girerler. Andrew’de deliğe girmek zorunda kalır. Delikte ise parlayan garip bir şey görürler. Bir süre burada kalınca fenalaşırlar. Oradan nasıl çıktıklarına dair fikrimiz yoktur. Ancak o geceden sonra üç arkadaş düşünce gücü ile nesneleri hareket ettirmeye çalışırlar. Önce bunu eğlence olarak kullanırlar. Güçlerini kullanmayı öğrendikçe, uçmaya, nesneler üzerindeki hakimiyetlerini arttırmaya başlarlar. İçlerinde en iyisi de Andrew’dir. Andrew diğerlerinden daha fevri davranmaktadır. Arabayla yolculuk yaparken kendilerini sıkıştıran, bir arabanın göle yuvarlanmasına neden olur.

Tabi Matt ve Steve ona kızarlar. Andrew’in ailesinin baskısı, psikolojik sorunları, eline güç geçince onu şiddete meyillenmeye iter. Buna babası ile başlar. Bulutlu bir havada  uçarken kendisini eleştiren, Steve’nin de ölmesine sebep olur. Matt durumu anlar ve tartışırlar. Andrew para kazanmak için mahalle serserilerine bulaşır ve onlardan paralarını çalar. Daha sonra bir benzin istasyonunu soymaya çalışır. Burada patlama sonucunda yaralanarak hastaneye kaldırılır. Babası hastaneye geldiğinde, ondan annesinin öldüğünü öğrenir ve intikam almak için odayı yerle bir eder adamı kaldırır ve gök yüzünden yere atar.

Adamı kurtaran ise Matt olur. Ama Matt ile Andrew arasında didişme çıkar bu da şehrin yerle bir olmasına sebep olur.

Film farklı bir hikayeyle karşımıza çıkmasına rağmen mantık hataları oldukça bol karşımıza çıkıyor. Kameranın hareketli, el kamerası olmasını başlarda normal karşılıyorsunuz ama sonrasında mantıksız geliyor. Bu kameranın kullanım yerleri filmde hatalıydı. Tamam Andrew düşünce gücü ile kamerayı ardında gezdiriyordu ama o kadar yıkım ve güç harcamanın yanında ki kendinden de geçiyordu o kamerayı hala bizim izleyebileceğimiz şekilde ayakta tutması mantıksızdı.

Filmde tanınmış oyuncular yoktu ve oyunculuklar başarılıydı diyebilirim. Aynı şekilde müziklerde tatmin ediciydi. Ancak hikaye, olay örgüsü, kurgudaki boşluk ve eksikler can sıkıcıydı. Film bunlara rağmen ne olacak diye kendini izlettiriyor. Başından sonuna kadar merak içinde kalıyorsunuz. Ancak final tatmin edici olmuyor. İzledikten sonra buruk bir tat bırakıyor. Daha iyi olabilirdi diye.

Kısacası, çok şey beklenmeden sırf vakit geçirmek için izlenebilecek bir film. Ama aşırı kamera hareketleri izleniminizi zorlaştırıyor ve baş dönmelerine sebebiyet veriyorsa izlememenizi tavsiye ederim. Çok şey kaybetmiş olmazsınız.

Yönetmen: Josh Trank

Senaryo: Max LandisJosh Trank

Oyuncular:

Dane DeHaan Andrew Detmer
Alex Russell Matt Garetty
Michael B. Jordan Steve Montgomery
Michael Kelly Richard Detmer
Ashley Hinshaw Casey Letter

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1706593/