Andrea G. Pinketts – Lazzaro, Dışarı Çık

Yine Yeraltı Edebiyatın’dan bir kitapla karşınızdayım. Bu kez yazarımız İtalyan Andrea G. Pinketts. Şansımdan mıdır nedir son ikidir Yeraltı Edebiyatın serileri beni pek tatmin etmedi. Bu kitapta onlardan biri. Vallahi çeviride mi sıkıntı var yoksa beni mi artık bu tarza tahammülüm kalmadı, yoksa kitap mı iyi değil bilemiyorum. Neyse yazar ile başlayayım. Andrea G. Pinketts 1961 yılında Milano’da doğmuş. Gazetecilik ve yazarlık yazarlık yapmış. Benim de ilk kez duyduğum “Kabadayılar Okul”u adlı edebiyat akımının kurucusuymuş. Bu akım ne derseniz, polis soruşturmaları sonucunda hakikate ulaşma temasını araştıran yazı biçimiymiş. Akımın adı da pek ilginçmiş. Bir çok ödülü bulunmakla beraber Türkiye’de sadece iki kitabı yayınlanmış. Kitaba gelirsek. Aslında ilk paragrafta belirttiğim gibi ben pek sevemedim. Bir türlü kitabın içine giremedim. Çok fazla İtalyanlara özgü göndermeler vardı. Bunların açıklaması yapılmış ama ne bileyim karakteri de pek sevemedim. Aslında karakterin amacını anlayamadım tam olarak. Tamam olay cinayeti çözmek ama asıl cinayetten çok kızlarda ilgilendi kahramanımız. Tabi …

Arthur Nersesian – Unutulmuş Ada’nın Kararsız Seçmeni

Yeraltı edebiyatı serisini çok severim. Zaten şurada yazdığım kitapların bir çoğu da bu seriye aittir. Tabi içlerinden sevdiklerim de var sevmediklerimde. Sanıyorum bu kitabı araya sıkıştıracağım. Neden diye sorarsanız benim için bu kitap arada kaldı. Aslında kitap arkasını okuduğumda çok meraklanmıştım ve sanırım beklentiyi çok yükselttim. Eh sonrasında o yüksek beklenti hazzını alamayınca kitap benim için pek keyifli olmadı. Yazar Arthur Nersesian 1958 yılında New York’ta doğmuş. Kitaplarında da New York sürekli ana kahraman olmuş. Bu kitapta da aynı şekilde. New York, New York ama hep aynı yerinde değil, bazen bir çölde bazense başka bir şehirde ama isim aynı isem, sadece mekanlar değişken. Yazarın en meşhur romanı ise The Fuck-Up’mış. İlerleyen zamanlarda okuyabilirim bu kitabı da sonuçta çeviri edebiyatında çeviren de önemli. Şans vermek lazım. Yazar kitap yazmak dışında dergi editörlüğü, İngilizce öğretmenliği yapıyor, tiyatro oyunları, şiir kitapları da yazıyormuş. Aslında biraz daha incelenecek yazarlardan. Unutulmuş Ada’nın Kararsız Seçmeni için internette …

Yalanın Erdemi – Joachim Zelter

Yalanın Erdemi (Die Würde Des Lügens) ile klasikler haricinde bir Alman romanı da okumuş oldum. Yazar Joachim Zelter 1962 yılında doğmuş. Üniversitede çift bölüm, yüksek doktora üniversite eğitmenliği derken on beş kadar kitap yazmış. Yalanın Erdemi ise önemli kitaplarından biri. Kitap direkt Almancadan çevrilmiş. Zaten İngilizceden çevrilmesine şaşardım. Böyle bir giriş yapmamın sebebi ise bazen kelimelerin akışına odaklanamayıp bazı satırları bir kaç kez okumam oldu. Belki benim dönemim değildi, belki de ilk son dönem Alman edebiyatına alışık değildim ama bu durum kitabı bitirmek konusunda zorladı beni. Kitap ise bir yalanın üzerine kurulu. Büyük annesi ile yaşayan genç Von und zo Witzleben, büyük annesinin yaşlılığından da faydalanarak hayatını yalan söyleme üzerine kurmuştur. Öğrendiği bir kaç kelime ile İngilizce konuşur, her şeyin en iyisini yapar, öğrenir, söyle. Büyük annesinin korumacı yaklaşımıyla da sürekli yalan söyleyip başkalarından aldığı bilgileri satan Witzleben bir şekilde okuması gereken okulları da bitirir. Hatta bu yalanlar sayesinde işe …

Jack Keoruac – Yeraltı Sakinleri (The Subterraneans)

Her ne kadar Jack Kerouac‘ın “Yolda“sını beğenmiş olsam da bu kitap için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Bunun başlıca nedeninin kitabın içine bir türlü girememek olduğunu belirtmeliyim. Çeviriden kaynaklı mı, yoksa okuduğum dönemde benim psikolojim mi bu kitap için yerinde değildi pek bilmiyorum. Şimdi tüm bunları göz önünde bulundurarak bu kitap hakkında ne yazabilirim bilmiyorum. Şahsen iyi diyemem, kötü hiç diyemem. Ancak tazım matematiğine de uyduğunu hiç söyleyemem. Hal böyleyken aslında fazla yorum yapmayayım. Keoruac bu kez bir aşk romanıyla çıkıyor karşımızda. Entelektüeller arasında takılırken oradan bir kıza aşık olur ve daha sonra bu kitap çıkar ortaya. Kimilerine göre en iyi aşk kitabı, kimilerine göre anlamsız, uyuşturucunun etkisiyle başı sonu belli olmayan cümleler. Ancak bir gerçek varsa o da Keoruac’ın anlattığı aşkı. Kitap Arkası: Jack Kerouac’tan unutulmaz bir roman daha. Bir kıza âşık olup, aşkın ve uyuşturucunun doruklarında ayakları yerden kesilen ama sonra terk edilince oturup ü0 günde yazdığı muhteşem eser. Aklında yine yol …

Philippe Djian – Betty Blue 

Daha çok Jean-Jacques Beineix’in 37°2 Le Matin adlı film uyarlamasıyla anılan filminin romanı aslında Betty Blue. Yani Google’da küçük bir arama yaptığınızda kitaptan çok filme rastlarsınız. 86 yılında çekilen film nerdeyse birebir film ile örtüşür. Betty Blue aslında bir aşk hikayesidir. Ancak sürekli görüp okuduğumuz gibi masum bir aşk hikayesi değildir.  Hikaye bir adamın hayatına giren Betty adında bir kızdan sonra, adamın tüm hayatının boka sarmasını anlatır. Evet gerçekten de bunu tamamlayacak tek şey “boka sarma” değimidir. Kitapta karakterler o kadar birbirine ters ki bu tersin aşkı anlatılmış kitapta.  Ana karakterimiz yani kitabı anlatan kendi başına, günübirlik yaşayan hayattan bir beklentisi de olmayan biridir. Günün birinde çok güzel bir kız olan Betty hayatına girer. O nu güzel kızın nasıl hayatında olduğunu sorgularken kızdaki tuhaflığı sezer. Anlatıcı da tuhaftır. Ondan uzaklaşmak yerine daha da kapılır. Hatta Betty ile birlikte kitabını basmayan editörü basacak kadar. Sonrasını siz düşünün.  Betty Blue bir aşk …

Jack Kerouac – Yolda (On The Road)

Şöyle bir vakit bulduğumda bir şeyler karalayayım dedim. Gerçi yazacak çok festival filmi var ama şimdilik onlara vakit bulamadım. Blogta boş kalmasın. Geçtiğimiz günlerde romanın filmini izlemiştim !f İstanbul kapsamında. Filmden pek bir şey anlamamış birde kitabı okuyayım demiştim. Şimdi Jack Kerouac  ve onun arkadaşlarının oluşturduğu Beat kuşağının yeri farklı edebiyat dünyasında. Ekip alışılagelmişin dışında bir yazım tekniği ve anlatım kullanmış. Tabi bunların başında da Jack Kerouac. Yolda ise Jack Kerouac  ile arkadaşlarının Amerikayı dolaşma hikayesini anlatıyor. Sırtında çantası, Meksika’ya kadar uzanan hikayeyi burada görüyorsunuz. Öncelikle yazım ile ilgili düşüncelerimi belirteyim sonra biraz kitabın hikayesine değinirim. Okuduğum kitap orijinal ruloydu. Biraz daha açıklayıcı olması açısından orijinal rulo nedir açıklayayım. Jack Kerouac kitabını bildiğiniz A4’lere değilde padişah fermanı gibi doladığı uzunca bir kağıda yazmış kitabını. Tabi bu farklılık öncelikle yayın evleri tarafından kabul görmemiş. Bazı yerlerden parçalamışlar. Dönem itibariyle kitabın içeriği sebebiyle kitap bir kaç kez tekrar yazılmış. Bu orijinal rulonun da hangi rulo olduğu konusunda da …

Hubert Selby Jr. – Bir Düş İçin Ağıt (Requiem for a Dream)

Pi‘den sonra koyu bir  Darren Aronofsky hayranı olmuş yeni filmini dört gözle bekliyorduk. Sene 2000 sonunda Aronofsky’nin yeni filminin çıktığı haberini aldık. Filmin adı Requiem for a Dream’di. O dönem korsan cd’ler dvd’ler var malum. Bütün sinema kültürümüzü onlarla dolduruyoruz filmi aramaya koyulduk. Bir kaç ay İstanbul, İzmit demeden filmi aradık. Bulduk diye sevindik bir kaç kez içinden farklı bir film çıktı. Nihayetinde bir gün İstanbul dönüşünde arkadaşlara geçtim. Zaten oradan çıkmıyorum. Kapıdan odaya girer girmez arkadaş önüme fırlattı filmin cdsini. Al izle diye. Şok olmuş asabiye bağlamış. Bende oturdum merakla izlemeye koyuldum. Tek başıma izliyorum diğerleri katılmak istemiyor bana. Tabi karşımıza çok etkileyici, mükemmel bir film çıktı. Tam da Aronofsky’den beklediğimiz gibi. O günden sonra filmi bir kaç kez daha izledim. Her seferinde de etkileyici buldum. Aklımın bir köşesinde de filmin uyarlandığı kitabı okumak vardı. Film bu kadar mükemmel olunca kitapta aynı şekilde olmalıydı. Tabi kitabı kötü uyarlaması iyi bir çok film de …

Back to Top