Etiket arşivi: Ayrıntı Yayınları

Jack Keoruac – Yeraltı Sakinleri (The Subterraneans)

Her ne kadar ‘ın “Yolda“sını beğenmiş olsam da bu kitap için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Bunun başlıca nedeninin kitabın içine bir türlü girememek olduğunu belirtmeliyim. Çeviriden kaynaklı mı, yoksa okuduğum dönemde benim psikolojim mi bu kitap için yerinde değildi pek bilmiyorum.

Şimdi tüm bunları göz önünde bulundurarak bu kitap hakkında ne yazabilirim bilmiyorum. Şahsen iyi diyemem, kötü hiç diyemem. Ancak tazım matematiğine de uyduğunu hiç söyleyemem. Hal böyleyken aslında fazla yorum yapmayayım.

Keoruac bu kez bir aşk romanıyla çıkıyor karşımızda. Entelektüeller arasında takılırken oradan bir kıza aşık olur ve daha sonra bu kitap çıkar ortaya. Kimilerine göre en iyi aşk kitabı, kimilerine göre anlamsız, uyuşturucunun etkisiyle başı sonu belli olmayan cümleler. Ancak bir gerçek varsa o da Keoruac’ın anlattığı aşkı.

Kitap Arkası:

Jack Kerouac’tan unutulmaz bir roman daha. Bir kıza âşık olup, aşkın ve uyuşturucunun doruklarında ayakları yerden kesilen ama sonra terk edilince oturup ü0 günde yazdığı muhteşem eser.

Aklında yine yol var / Yolculuklar var ama / Jack Kerouac bu kez / Aşk durağında molada. / Tam da o sıralarda / Yeraltı sakinleriyle takılıyor / Ki bunlar janti değil afililer / Klişey kaçmaksızın kafalı ve zehir gibi entelektüeller. / Âşık olduğu dilber de onlardan / Mardou adında bir Negro, / Kahverengi gözlerinde yıldızlar gezinen / Üzüm karası küçücük bedeninden şehvet yayılan. / Geceleri gümbür gümbür / Gerry Mulligan çalıyorlar / Ve gün gri gri ağarana dek / Dayayıp başını Kerouac’ın koluna / Proust okuyor Mardou.

Ama Kerouac bu, âşık da olsa / Hep içkinin, dahası uyuşturucunun etkisinde / Buna kuşkular ve kıskançlıklar da eklenince / Kendi deyimiyle / Özgüvensiz, patavatsız bir adam oluveriyor / Ve aşk yolculuğu hüzne doğru yol alıyor. / Sonra oturup, üç gün üç gecede / Şiir mi desek, güzelleme mi, ağıt mı / Bu kitabı yazıyor.

Yayınevi: Ayrıntı Yayınları
Çeviren: Zeynep Demirsü
Sayfa Sayısı : 144

Philippe Djian – Betty Blue 

Daha çok Jean-Jacques Beineix’in 37°2 Le Matin adlı film uyarlamasıyla anılan filminin romanı aslında Betty Blue. Yani Google’da küçük bir arama yaptığınızda kitaptan çok filme rastlarsınız. 86 yılında çekilen film nerdeyse birebir film ile örtüşür. Betty Blue aslında bir aşk hikayesidir. Ancak sürekli görüp okuduğumuz gibi masum bir aşk hikayesi değildir. 

Hikaye bir adamın hayatına giren Betty adında bir kızdan sonra, adamın tüm hayatının boka sarmasını anlatır. Evet gerçekten de bunu tamamlayacak tek şey “boka sarma” değimidir. Kitapta karakterler o kadar birbirine ters ki bu tersin aşkı anlatılmış kitapta. 

Ana karakterimiz yani kitabı anlatan kendi başına, günübirlik yaşayan hayattan bir beklentisi de olmayan biridir. Günün birinde çok güzel bir kız olan Betty hayatına girer. O nu güzel kızın nasıl hayatında olduğunu sorgularken kızdaki tuhaflığı sezer. Anlatıcı da tuhaftır. Ondan uzaklaşmak yerine daha da kapılır. Hatta Betty ile birlikte kitabını basmayan editörü basacak kadar. Sonrasını siz düşünün. 

Betty Blue bir aşk hikayesi ama bildiğiniz gibi bir aşk hikayesi değil. Kitap sizi hem rahatsız edecek,  hem de kendini sevdirecek. Kesinlikle okuyun derim tam bir klasik. Eğer filmi izlemek isterseniz baştan söyleyeyim. Biraz +18.

Kitap Arkası

Hemen belirtelim: Elinizdeki roman “yırtıcı” bir aşkı anlatıyor. “Aşk”ı, mutluluk ve evlilik beklentileriyle yaşamak isteyenlere göre bir kitap değil; hiç değil!.. Sakin bir hayattan yana olan-lar, pembe rüyalarının yıkılmasından korkanlar, okumasınlar…
Eleştirmenlerce bir mit, içtenlikle ve cesurca kaleme alınmış bir roman olarak nitelendirilen Betty Blue, barlarda çalışan bir kadınla bir musluk tamircisinin, yani sıradan insanların, yani anti-kahramanların aşklarını yaşamak ve kaderlerini değiştirmek için verdikleri mücadeleyi anlatır. Kadın, çağdaş dünyanın sahteliklerine ve alçaklıklarına karşı öfkesini dizgin-lemeyen biridir. Hayata karşı çırılçıplaktır, korunmasızdır; hiçbir hesabı yoktur. Erkek, yalnızlık ve nesnelerin anlamsızlığı konusunda deneyimli, isyanını gerçekleştiremediği için kendini için için yiyen bir kuşağa mensuptur. Minyatür bir hayat kurmak için dünyanın ıssız bir köşesine gider. Bir kitap yazar ve unutur. Akşamları bira içerek güneşin batışını sey-retmeye razı olur. Bir gün kadın öfkesiyle, dişiliğiyle, sahici-liğiyle gelir. Erkeğin öfkesinin de giderek ateşlendiği cehen-nemin ayrıntılarına doğru uzanan bir yolculuğa beraberce çıkarlar… Farklılıklarına aldırmayanlarla, başlarını eğdirmek isteyenlerle kavga etmekten çekinmezler. Giderek bir bok çukuruna dönüşen dünyaya teslim olmazlar. Yaralanırlar. Yaralarlar.

Romanın bir yerinde erkek ‘öyle der: “Hayatta birtakım he-defler saptamak, kendini zincire vurmaktır.” “Mutluluk’un var olmadığını, Cennet’in var olmadığını, kazanılacak ya da kaybedilecek hiçbir şey olmadığını ve hiçbir şeyin özünün değiştirilemeyeceğini” anlamak gerekir. “Ve bundan sonra insana sadece ümitsizliğin kaldığına” inanmak bir kere daha yanılmaktır. “Çünkü ümitsizlik de bir yanılsamadır.”

Kaderine razı olmayanların, öfkesini kontrol etmek istemeyen-lerin, yüreğinde ateş yananların romanı… Yeraltı edebiyatının en “yırtıcı” örneklerinden biri…

“Philippe Djian’ın dünyasını iyi ‘okuyan’ kitabın çevirmeni Ayşen Ekmekçi’nin kusursuz çevirisi de gerçekten kitaba çok ayrı bir tat katmakta. Ayrıntı Yayınları’na ise edeceğim tek söz var: Helal olsun! Bettty Blue filmini izlemiş kişilere gelince… Bu kitap ile film arasında sadece hayat değil, dünya ve ruh farkı var.”
-Binyıl Kitap Eki-
Çevirmen: Ayşen İplikçi
Yayınevi: Ayrıntı Yayınları
Sayfa Sayısı : 368

Jack Kerouac – Yolda (On The Road)

Şöyle bir vakit bulduğumda bir şeyler karalayayım dedim. Gerçi yazacak çok festival filmi var ama şimdilik onlara vakit bulamadım. Blogta boş kalmasın.
Geçtiğimiz günlerde romanın filmini izlemiştim !f İstanbul kapsamında. Filmden pek bir şey anlamamış birde kitabı okuyayım demiştim. Şimdi Jack Kerouac  ve onun arkadaşlarının oluşturduğu Beat kuşağının yeri farklı edebiyat dünyasında. Ekip alışılagelmişin dışında bir yazım tekniği ve anlatım kullanmış. Tabi bunların başında da Jack Kerouac.

Yolda ise Jack Kerouac  ile arkadaşlarının Amerikayı dolaşma hikayesini anlatıyor. Sırtında çantası, Meksika’ya kadar uzanan hikayeyi burada görüyorsunuz. Öncelikle yazım ile ilgili düşüncelerimi belirteyim sonra biraz kitabın hikayesine değinirim.

Okuduğum kitap orijinal ruloydu. Biraz daha açıklayıcı olması açısından orijinal rulo nedir açıklayayım. Jack Kerouac kitabını bildiğiniz A4’lere değilde padişah fermanı gibi doladığı uzunca bir kağıda yazmış kitabını. Tabi bu farklılık öncelikle yayın evleri tarafından kabul görmemiş. Bazı yerlerden parçalamışlar. Dönem itibariyle kitabın içeriği sebebiyle kitap bir kaç kez tekrar yazılmış. Bu orijinal rulonun da hangi rulo olduğu konusunda da pek bilgi yok. Bu şekilde bir kaç düzeltilmiş rulo var ve bazı rulolarda karakterler farklı.

Jack Kerouac Amerikayı geziyor ve olan biteni yazıyor ama burada tanıştığı ve gezdiği arkadaşlarının isimleri yasal olarak sıkıntı olacağını düşünüldüğünden yayın evi tarafından değiştirilmesi isteniyor. Bu sebepten farklı rulolarda farklı karakterler bulunuyor. Benim okuduğum ruloda ise karakterler orijinal karakterler.

Kitap Amerika’nın 40 ve 50’lerinin reel hayatını anlattığı için akıcı ve güzel. Karakterler o dönem itibariyle çok alışkın karakterler olmasa da bize pek uzak gelmiyor. Kitap akıcı dedim ama bir o kadar da okuması zordu. Kitapta ne bir satır arası ne bir konuşma arası vardı. Bildiğiniz düz metindi 385 sayfa boyunca. Bununla birlikte bir yüz sayfa kadar daha kitap hakkında incelemeler mevcut. Yani bu kitabı okuduğunuzda iki kitap okumuş oluyorsunuz. Tabi bir de Jack Kerouac’ın bunu Yolda’yı dört kitap olarak tasarladığını düşünürseniz…

Ben kitabı beğendim. Bir Kerouac kitabı daha var okuyacağım. Gerçi kitaptan çok kitabın hikayesini beğendim desem yalan söylememiş olurum. Okuyun derim.

Kitap arkası:
Neal, Kerouac, diğerleri Kimi şair, kimi yazar, kimi serseri Bir avuç arkadaştılar Düzenden uzakta, başka bir hayatın peşinde Amerika’yı baştan başa katettiler Bazen tek başlarına, bazen bir arabaya tıkışıp dostlarıyla Bazen bir otostopçuyla Ya da âşık oldukları bir kadınla Yolda özgürlük vardı Yolda hayatın anlamı Yolda aşk vardı ve bazen sadece seks Yolda parasızlık, açlık vardı Bazen çözümsüzlük, kargaşa, kalleşlik Yolda bir arayış vardı, arayıp da bulamayış Yolda sorular vardı, çoğu cevapsız Ve yolda çoğu zaman masmavi bir gökyüzü Zümrüt yeşili çayırlar Ve sonsuz bir kızıllık vardı Yolda caz vardı, Cazın tanrıları ve ruhlara işleyen ritimler Onlar “beat kuşağı”ydılar Farklıydılar, özgürdüler, düzenin dışındaydılar Ve hep yoldaydılar…

Bob Dylan’ın “hayatımı değiştirdi; tıpkı herkesin hayatını değiştirdiği gibi” dediği Jack Kerouac’ın Yolda adlı kitabı Ayrıntı Yayınları’nın yeraltı edebiyatı dizisinin 41. kitabı olarak yayımlandı.1951 yılında Kerouac, Amerika’yı baştan başa kat etmiş olmanın heyecanıyla daktilosunun başına oturmuş ve vakit kaybetmemek için uzun bir rulo haline getirdiği kâğıtların üzerinde üç hafta hiç mola vermeden sürecek, otobiyografik bir yolculuğa başlamıştı. Bu süre sonunda ortaya çıkan yapıt, “iyi bir okul, iyi bir iş, iyi bir ev” gibi hazırlop değerlere boyun eğmedikleri için dışlanan, ötelenen insanlara söz verdiğinden, altı yıl boyunca yayıncı bulamadı, kısaltıldı, değişiklikten geçirildi. Ama gücünden pek bir şey yitirmedi.Caz ritimleriyle savrulan iki köksüz adamın yol temalı öyküsü, dürüst tanıklığıyla Amerikan orta-sınıf bilincine bıçak gibi saplandı ve Amerikan rüyasının solmaya yüz tuttuğu günlerde karşı-kültürün alameti farikası oldu; gençlik isyanının el kitabı haline geldi. Dünya çapında okur algısında isyan ile özdeşleşen Yolda, değişen tarihsel ve toplumsal koşullar altında bile bu özelliğini korumakta, hatta okurları küçük çaplı isyanlara sürüklemektedir: Amerika’nın büyük kitabevlerinde çoklukla raflarda değil kasanın arkasına konmasının sebebi, Yolda’nın İncil’in ardından en çok “araklanan” kitap olduğu söylencesindendir.Yolda aynı zamanda “iyi yazmak” adına dayatılan gelenekçi ölçütlere yarım asırlık bir karşı çıkıştır. Caz müziğinin geniş, doğaçlama soluğunu yankılamak isteyen maharetli bir yazarın, “spontan düzyazı” adını verdiği teknik vasıtasıyla giriştiği bir deneydir. Bu özelliğiyle, Amerikan edebiyatının çağdaş klasikleri arasında yer almış, Romantik düzyazının köşe taşlarından sayılagelmiştir.Yayımlandığı dönemde Yolda’nın alımlanışı büyük ölçüde “sansasyon” çerçevesinde gerçekleşmiştir. Edebiyat ve eleştiri çevrelerini ikiye bölen, kimilerinin Hemingway’in yapıtlarına denk tuttuğu, kimilerinin ise yazından saymadığı Yolda, bugün Amerikan modernizmi ile postmodernizmi arasında bir köprü kuran, caz müziğinin ritimlerini yazıya yansıtmasıyla deneysel, yaşamın potansiyelleri ile totalitaryanizme yakın bir düzenin izin verdikleri arasındaki boşluğu bir yol mitiyle doldurmaya, yeniden yaratmaya çalışmasıyla romantik bir edebiyat yapıtıdır. Dahası, Kerouac beyaz ve başarılı Amerika mitinin karşısına göçmenlerin, tarım işçilerinin, gezgin serserilerin hayatını koyarak ve bunu bir dışarlıklı gözüyle yaparak kültürel algıda bir kırılmaya yol açmıştır. Yolda’nın düzeltiden geçirilmemiş, orijinal metni, kitabın 1957’de yayımlanışının ellinci yılı onuruna 2007 yılında yayımlanmıştır.Kült roman Yolda ile arasındaki en belirgin fark ayrıntıya çok daha fazla yer ayırmasıdır: Yolda’dan daha uzundur, bugünün ölçütleriyle masum sayılsa bile cinsel anlamda daha çılgın deneyimlere ve eşcinselliğe yer vermektedir; dil bakımından ise Kerouac bir virtüöz olarak karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu metnin alımlanışı da farklı olmuştur: Kült kitap Yolda yayımlandığında otobiyografik de olsa bir kurmaca metni olarak alımlanmışken, orijinal metin bugün bir hatırat olarak görülmektedir.

Sayfa Sayısı: 496
Baskı Yılı: 2015
Dili: Türkçe
Yayınevi: Ayrıntı Yayınları
ISBN: 978-975-539-553-1
Özgün Adı: On The Road
Yazar: Jack Kerouac
Çeviri: Can Kantarcı

Hubert Selby Jr. – Bir Düş İçin Ağıt (Requiem for a Dream)

Pi‘den sonra koyu bir  Darren Aronofsky hayranı olmuş yeni filmini dört gözle bekliyorduk. Sene 2000 sonunda Aronofsky’nin yeni filminin çıktığı haberini aldık. Filmin adı Requiem for a Dream’di. O dönem korsan cd’ler dvd’ler var malum. Bütün sinema kültürümüzü onlarla dolduruyoruz filmi aramaya koyulduk. Bir kaç ay İstanbul, İzmit demeden filmi aradık. Bulduk diye sevindik bir kaç kez içinden farklı bir film çıktı.

Nihayetinde bir gün İstanbul dönüşünde arkadaşlara geçtim. Zaten oradan çıkmıyorum. Kapıdan odaya girer girmez arkadaş önüme fırlattı filmin cdsini. Al izle diye. Şok olmuş asabiye bağlamış. Bende oturdum merakla izlemeye koyuldum. Tek başıma izliyorum diğerleri katılmak istemiyor bana. Tabi karşımıza çok etkileyici, mükemmel bir film çıktı. Tam da Aronofsky’den beklediğimiz gibi.

O günden sonra filmi bir kaç kez daha izledim. Her seferinde de etkileyici buldum. Aklımın bir köşesinde de filmin uyarlandığı kitabı okumak vardı. Film bu kadar mükemmel olunca kitapta aynı şekilde olmalıydı. Tabi kitabı kötü uyarlaması iyi bir çok film de görmüştüm. tabi aradan çok zaman geçti. Film 2000’de çekildi, ben kitabı 2015’te okudum. Eh tabi bu kitap 1978’de yazılmış bir de onu düşünmek lazım. aslında şöyle bir baktığımızda yazarı çok fazla tanımasakta bu kitabın ne kadar iyi olduğu anlamına geliyor. Sadece ben okudum diye mi? Elbette değil. Hala piyasada var diye. Şüphesiz ki film kitabın iyi bir reklamını yaptı. Lakin kitabın konusu o kadar güncel ve iyi ki, hala keyif ile okunabilir durumda.

Kitabın sürekli güncel olmasının sebeplerinden biri de aslında insan oğlunun aynı şeyleri tekrar etmesi. Kitap bulunduğu yıl hakkında çok fazla bilgi vermeyerek, güncelliğini korumanın formülünü bulmuş. Sadece bir iki yerde kitapta tarihi sezebiliyorsunuz bunun haricinde günümüz teknolojisinden farklı bir şey yok karşımızda.

Kitap film gibi bölümlere ayrılmamış ve bazı izleyenlere göre film sert gelebilir ama açıkçası kitap daha sert. Bazı ayrıntılar filme alınmamış. Yine de kitabı okurken filme endeksli gidiyor ve filmdeki karakterleri gözünüzde canlandırıyorsunuz. Bu da nasıl iyi bir oyunculuk oluğunu anlamanızı sağlıyor filmde. Bende kitabı okurken ister istemez bu paralelde ilerledim.

Kitap yeni basım olduğu için kitabın başında Darren Aronofsky’nin ön sözü var. Onun da bu kısa yazıda belirttiği gibi kitabın başlarının okunması oldukça zor. Diyaloglar, monologlar, anlatım hepsi bir satırda uzun cümlelerle yazılmış. Okumakta zorluk hissediyorsunuz ve bu sizi zorluyor. Eminim ki bir çok kişi kitabı başında bırakmıştır. Benim de sıkıldığım oldu ama biraz sabredip azmedince ilerleyen bölümlerde kitabın içine daha fazla giriyorsunuz ve kitabın son bölümlerine doğru satır aralarının fazlalaşması ile birlikte esiniz daha fazla oluyor.

Filmi izledikten sonra da, kitabı okuduktan sonra da aslında tam olarak ne diyeceğimi kestirememiştim bu “şey” için. Aynı kestirememe yine var ama şu bir gerçek ki iyi bir kitap Requiem for a Dream. Aynı zamanda iyi bir de film. Önce kitabı okuyun. Sonra filmi izleyin derim her ikisini de izlememişler için. Filmi izleyenler varsa kitabı okuyun bakalım karakterle karşı ne hissedeceksiniz.

Kitap Arkası:

Brooklyn’e Son Çıkış adlı kült kitabın yazarı Hubert Selby Jr. bu kitabında yine, kendi dünyasına ait yeraltı insanlarının; kaybolmuşların, baştan çıkarılmışların, vicdansızların, insafsızların hayatına sokuyor bizi. O müthiş sevgi, bağışlayıcılık ve şefkatiyle yine insani olmayanı insanileştirerek…Bir Düş İçin Ağıt dört insanın uğradığı yıkımın izini sürüyor; üçü genç biri yaşlı. Brooklyn’in yoksul mahallelerinden birinde, Coney Island’da, yalnız yaşayan bir dul olan Sara Goldfarb’ın en büyük hayali zayıflayıp bir TV şovuna çıkmaktır. Keş oğlu Harry ise kısa yoldan köşeyi dönmek için, kız arkadaşı Marion ve kankası Tyrone’la birlikte bir uyuşturucu işi tezgâhlamaktadır. Parlak bir gelecek beklentisiyle kendinden geçmiş dörtlüye kalırsa, yaşadıkları anlık aksilikler gelip geçici yol kazalarıdır. İşler günbegün daha da kötüye giderken, aslında kendi uğursuz kâbuslarını yarattıklarını kabul etmek yerine, bağımlılıklarının açtığı dehşet çukuruna daha da gömülürler…Filme de çekilen ve büyük bir hayran kitlesi oluşturan Bir Düş İçin Ağıt sevgi üzerine bir kitap. Daha doğrusu, işler yolunda gitmezse sevgiye ve sevgililere ne olacağı üzerine. Kelimeler sayfaları yakıp geçerken, hayatın getirdiklerini yaşamak yerine, hep bir düşü yaşamayı seçtiğinizi fark edecek ve bu okuma deneyimini asla ama asla unutmayacaksınız.

ISBN: 978-975-539-581-4
Baskı: 2.Baskı – 2014
Özgün Adı: Requiem for a Dream
Yazar: Hubert Selby Jr.
Çeviri: Can Kantarcı
Yayın Evi: Aytıntı Yayınları

Yazar Hakkında

Hubert Selby Jr.
23 Temmuz 1928 tarihinde New York, Brooklyn’de doğan yazar erken yaşta okulu bırakıp çalışmaya başlamış ancak yakalandığı verem onu eve ve yatağa başlamıştır. 1964 yılında, birbiriyle bağlantılı hikâyelerden oluşan ilk romanı Last Exit to Brooklyn [Brooklyn’e Son Çıkış, Çev. Can Kantarcı, Ayrıntı Yay., 2009] övgüler kadar tepkilerle de karşılanır. Kitap İngiltere’de ve İtalya’da yasaklanır. 1967’de Los Angeles’e taşınan Selby 1971’de ikinci romanı Room’u yayımlatır. Hem Brooklyn’e Son Çıkış hem de Requiem for a Dream adlı romanı filme çekilir ve büyük övgüler alır. Yazarın The Demon, Song of the Silent Snow ve The Willow Tree adlı üç romanı daha vardır ve bütün romanları Ayrıntı Yayınları programına alınmıştır. Hubert Selby Jr. 26 Nisan 2004’te California’da yaşamını yitirmiştir.

Chuck Palahniuk – Tıkanma (Choke)

Chuck Palahniuk kitaplarını okumaya devam ediyorum. Sanıyorum devam da edeceğim. Hikaye, kurgu, edebi yönden çok iyi olmayıp her bir kitabı bir Dövüş Kulübü olmasa da Palahniuk’un farklı karakterleri, farklı yazım tarzı hoşuma gidiyor. Türkiye de bu kadar cesur yazar olmaması da ayrı üzücü tabi. Gerçi bunun Türk toplum aile yapısı (!) dediğimiz şeyle ilgisi de var. Tabi Türk toplum aile yapısı demişken bu nasıl bir yapıdır içinden çıkmama rağmen hala anlamış değilim. Çalmak çırpmak serbest ancak bazı şeyler sıkıntı. Neyse bu cümleler şuracıkta devamı gelecek cümleler değil.

Bence Tıkanma Chuck Palahniuk’un en iyi kitaplarından biri. Amerikan kültürünü ve belki de bizim gittiğimiz yeri o kadar iyi anlatıyor ki şu an kelimelerle ifade edilemez. Kitabın başarılı da bir kurgusu var. Her bir cümlesi akılda kalır cinsten.

Hikaye bir bağımlının üzerinden ilerliyor. Victor bir seks bağımlısıdır. Bağımlılar için düzenlenen terapilere giderken, aynı zamanda değişik işler yaparak para kazanmaya çalışır. Tabi bu kazandığı para ona pek yetmez. Yetmeme sebeplerinden biri de hasta olan annesinin bakım masraflarının karşılamasıdır. Para kazanmak için farklı bir yol da bulmuştur. Arkadaşı Denny ile birlikte restoranlara gider Victor burada boğulma taklidi yapar ve insanların kendisini kurtarmasını bekler. Kendisini kurtaran insanlar birilerinin kurtarmanın gurur ile ona parasal yardımda bulunurlar.

Victor tüm bu olanlara rağmen aslında özünde iyi biridir. Annesini ziyaret ettiğinde oradaki yaşlılara yardım eder, annesinin iyi hissetmesini sağlamak için elinden geleni yapar. Tabi bu bildiğimiz iyilik derecesinde değildir. Derken bir gün annesinin bıraktığı günlüğünü bulur. Ancak günlük İtalyanca yazılmıştır. Annesinin hastanesinde tanıştığı doktor Paige ona günlüğü çevirir. Günlükte Victor’un bir bir azizin sünnet derisinde bulunan spermden doğduğu yazmaktadır. Tabi bu durum Victor’un hayatını tümüyle değiştirir.

Kitapta bir çok cümle etkili ve akılda kalıcı bir kaç tanesini yazayım dedim.

“Unutamadığın kişi her zaman senden uzakta olandır.”

“Sahip olacağın her şey bir gün kaybedeceğin bir şeydir.”

“Her bağımlılık aynı sorunu çözmek için bulunmuş bir yöntemdir. Uyuşturucular, obezite, alkol veya seks, huzuru bulmak için kullanılan farklı farklı yöntemlerdir. Bildiklerimizden kaçmak için. Eğitimimizden, elmayı ısırmış olmaktan kaçmak üzere bulunmuş yöntemlerdir.”

Kitap Arkası

“Eğer bu kitabı okumaya niyetliyseniz vazgeçin. Kendinizi kurtarın. Televizyonda mutlaka daha iyi bir şeyler vardır. Burada anlattığım şeyler önce sizi kızdıracak. Sonra her şey daha da kötü olacak,” uyarısı ile başlayan bir roman bu…
Bütün dünyada büyük ilgi gören Dövüş Kulübü’nün yazarından, annelerle oğulları arasındaki sevgi ve didişmeye, seksin bağımlılık yaratma gücüne, yaşlanmanın dehşetine ve Amerikan rüyasının arka sokaklarına dair bir kitap Tıkanma…
Tıp fakültesinden atılan Victor Mancini para kazanmak için şöyle bir yol tutturmuştur. Lokantalarda boğazına takılan yiyecekle boğulma numarası yapmakta, kurtaran kişinin kendisinden sorumlu olmasını sağlamaktadır. Böylece, kurtaran kahramanlaşmakta, sıkıcı hayatının bir anlamı, arkadaşlarına gurur duyarak anlatacağı bir hikayesi olmakta, hayatını kurtardığı kişiden daha sonra da kendini sorumlu hissederek, ona sık sık yardım etmektedir. Bir tür “sürekli kahramanlık” hali…

Türkçe (Orijinal Dili:İngilizce)
288 s. — 2. Hamur– Ciltsiz — 13 x 19 cm
İstanbul, 2003
ISBN : 9789755393797
Çeviri : Funda Uncu Irklı
Yayın evi : Ayrıntı Yayınları