lay, lay, lay ,lay lay ,lay, oley. yensekte yenildekte taraftarın senle derler…. yok cnaım hiç maçtan çıkmış bir halim yok, keyfim yeirnde sadece. bu gün nedir ağzım durmadı… burnaın havasından mıdır, suyundan mıdır bilemeyeceğim akşam üstü bir yarım köfte, üzerine bir yarım et döner yerim. tabi bu kesmedi, 4 bira içtik akabinde arkladaşlarla. eh birisi aşermiş tutturdu kanlı çaya gidelim et yemeye diye. şimdi yola çıksak kafa güzele yakın tamamen trafik canavarı olacağız. aslında kimseye zararımız olmaz uçsak uçsak biz uçarız. sonunda karar verdik toplu katliama gerek yok. haydi doğru öğretmen evine et yemeye. saat olmuş onbir, adamlar servisi kapatmışla. allahtan seviliyoruz ki orya vardığımızda etimiz hazırdı. ah onun üzerine rakı ve 10 kilo et. insan olan bu kadar yemez canım. ama burası yedirtiyor… sonuçta sallanarak çıktık ve geceyi bitirmeye karar verdik. iş bu yazı sağ salim eve dönüp buraya bozuk bir şekilde yazı yazdığımın kanıtıdır. durun ayrıntıları sormayın :p

işte tatil buna denir. bütün gün uyumak, uyumak, uyumak. sonra çıkıp dışarıda dolaşmak. kimseyle muhattap olmadan… 2. günün özeti budur 🙂

bayramın ilk gününü atlattım kazasız belasız. annem kolumdan tutup oraya buraya götürmmese hiç bir yere çıkasım yoktu. yok efendim ayıp olurmuş. sanki edepsiz birşey yapıyoruz da. sevmiyorum kardeşim bu işi. her gittiğim yerde evel terleri. ahıret soruları ard arda. çok mu meraklı benim evlenip evlenmememe bu millet. ulan nah şuraya yazıyorum. karımı malzeme yapmayacağım size evlenmiyorum ulan. aa yeter yani. hani oldu da biz mi evlenmedik diyorum ama, bu kezde falancanın kızından açılıyor söz. anladım ki bu memlekette bütün kızlar bana amade. seneye bu zamanlar da evlenmiş oluyorum. annemin planı ise bu. sen bul bulamadın ben sana bulurum diyor. bul canım bişi mi dedik? ben bi kaçayım da allahın izniyle kimi bulursan bul… daral geldi yani… tüm toplum benim izdivacıma kitlenmiş sanki.

çenemdeki deri kendini salmaya başlamış, saçlarım dökülmüş. aynaya baktığımda görebildiklerim bunlar dözlerimin altındaki çizgileri ve tormaları gesaba katmasam. yaşlanıyorum. yavaş yavaş. kendinle nadiren ilgilenen biri bunu daha keskin anlıyor. yavaş yavaş biçimsizleşiyor vücudum. peki hayallerime ne kadarına sahibim. hiçbirine? ve her biri üzeirme yürüyor şimdi. burada bu şehirde. yıllar önce kollarımla sarılamadığım babannem, iyice zayıflamış. şimdi ise hissttiğim kemiklerine zarar gelmesin diye sarılamıyorum. her gelişimde biraz daha çökmüş buluyorum onu. yıllardır direndiği hayat, yavaş yavaş ona üstünlüğünü kurmaya başlamış. üzülüyorum. belki de bu eriyişi görmemek için uzaklardayım. bazen bilinçaltım sayıklıyor bunu. ne olursa olsun zamana yenik düşüyoruz. bende bunun bir parçasıyım. bazen kiçik odamdan, şu kasabadan hiç dışarı çıkmamış olsaydım diyorum. işte o zaman hayallerim, umutlarım, yapmak isteidklerim bu kadar büyük olmayacaktı ve bu kadar fazla üzülüp kahrolmayacaktım. ama kendi düşen ağlamaz…

olasılıklar üzerine.

ilk günü atlattım melekette. nankör müyüm neyim benim kadar memleketinde gün sayan yoktur herhalde. sayıyorum yahu ne yapayım canım sıkılıyor. efendim hal tatil olunca boş günler artıyor, eh uzaklarada pek uzanmayan ben haliyle evde sıkılıyorum. kardeşimle alışverişe çıktık. arkadaşları gördüm yol üstü cuma için plan yapmışlar. ne güzel değil mi? herşeyi hazırlıyorlar sen elini kolunu sallaya sallaya gidiyorsun. ama “durun” dedim. “ben cuma gidiyorum.” durdular ve çarşambaya aldılar herkes mutlu mesut şu anda. berbere gidip kabaran, artık kendi saçımdan çok başımın üzerinde taşıdığım bir rakuna dönen saçlarımı toplattım. sevgili berberim öyle özene bezene kesti ki saçları 2 saatte kalkabildim koltuktan. adamın eli yavaş ne demeli. şimdi elimde iki seçenek var. 1. arkadaşlara takılmak. 2. eve gitmek. açılıma bakarsak. 1.a. kafete gidip oturmak 1.b. kahveye gidip oturmak 2.a. uyumak 2.b. tv izlemek 2.c. film izlemek 3.d. internette sörf akabinde chat yapmak buyurun efendim size olasılıklar. seçin beyenin, alın birini. ben gün …

zorlu bir yolculuktan sonra nihayet memlekete ulaşabildim. e tabi bu şu an itibariyle olmadı. yaklaşık 10 saat önce inebildim otobüsten. istanbul’da hava şartları beter diye erken gideyim dedim hareme 8 gibi evden çıktım vapurla üsküdar, oradan minibüsle harem yapayım derken saat 8:30 olmuştu. hiçte planladığım gibi olmadı. trafik yoktu. el mahkum bir saat bekleyecektim otobüs için. bekledim de. hatta bir saatte öylesine bekledim. nihayet otobüs hareme ulaştığında saat 22:30 u geçmişti. çok çişim gelmiş ayakta beklemekten belim ağrımıştı. sanırım istanbuldan çıktığımızda saat 1 buçuk falandı. dört gibi sahur için bi yerde durduk nihayet bende tuvalete gidip rahatlayabildim. şehrin girişi yine berbat 2000 yılından önce başlayan yol hala bitmemiş, düzeleceğine daha beter haller almış. sağlam asvalt yağmurdan çökmüş. gidiş geliş için tekbir şerit açmışlar çamurlu. zar zor girebildik. gördüğüm kadarıyla şehirde yine bir değişiklik yok. ha girişteki tabelalardan başka. hava yağmurlu. muhtemelen bu tatil yine evde geçecek. bakalım neler değişmiş buralarda. …

hava berbat. bu kez ben berbat değilim, seviyorum canım bu havaları… ne yapatım. şimdi güzelce ıslanıp ardından sıcak bir duşa girip, şöyle kıvrılıp uyumak ne güzel olurdu. bunu yapabilir miyim? kısmen. 21:30’da otobüsüm kalkıyor umarım ben harem’e ulaşana kadar/ ulaşmaya çalıştığım süre zarfında yağmur yağmaz. sırılsıklam 12 saat yol çekmek istemiyorum. neyse belki yol durumunu online bildiridim giderken. kim bilebilir ki…

Back to Top