Fasle kargadan

Yönetmen Bahman Ghobadi‘nin İran’ı terk ettikten sonra çektiği ilk film olma özelliğine sahip Fasle kargadan (gergedan mevsimi). Bahman Gobadi’yi severim ancak bu film sanki yönetmenin en sönük ve olmamış filmi gibi. Tabi aksini savunan olabilir ama bu benim düşüncem. Buna sebep hikayedeki boşlukla ve işlenişi sanırım. Diğer Bahman Gobadi filmlerine baktığımda bu film onlardan çok farklı ve çok değişik. Sanki bir Türk filmi edası seziliyor filmde ve yönetmenin diğer filmlerinin bıraktığı tadı bırakmıyor. Continue reading “Fasle kargadan”

Kurtuluş Son Durak

Film hakkında ne desem bilmiyorum. Oldukça ciddi bir şekilde başlayıp sonra da absürtleşen, bu absürtleşme esnasında da zaman zaman ciddiyeti elinden bırakmayarak tepki versem mi vermesem mi diye tereddütte bırakan bir film Kurtuluş Son Durak. Kadrosuna baktığımızdaysa aslında filmden çok şey bekliyoruz. Film elbette bekleneni veriyor ama vermek istediğimi mesaj hakkında.

Ben filmde oyunculuk hakkında çok iyi şeyler görmedim. Hepsinin bildik, tanıdık olağan oyunculukları. Vartanuş rolü biraz oynamışlığı hissettiriyordu. Ancak filmde göze en çok batan Eylem karakterini canlandıran Belçim Bilgin’di. Oldukça itici ve en antipatik oyunculuğu en sığ kişilerden biriydi. Filmin aslında en bomba karakterleri hırsız ile Ahmet Mümtaz Taylan’ın canlandırdığı karakterdi.

Film eğlenceli değildi dersem yalan olur. Bazı sahneler insanın gülmesi için yeterliydi. Tabi olay kadına şiddet olunca kadınların böyle bir intikam içine girmesi, daha doğrusu iyiyi yapmaya çalışırken kendilerini bir tür olayların içerisinde bulması izleyiciyi kendine çekiyordu. Ancak sonu yada olan bitenleri tahmin etmek oldukça kolaydı. Filmin sosyal yönünü daha ağır bastırmak için final sahnesi, kadınların direnişi biraz fazla uzun tutulmuş. Ama insanı da sıkacak seviyede değil.

Filmdeki renklerin oldukça başarılı olduğunu söylemem lazım. Bu da filmin izlenim keyfini katlıyor. Bekli de filmin teknik açıdan en başarılı kısmı filmi bu kadar sevecen yapan özelliği bu renkleri. Müzikler de yerine göre kullanılmış.

Eylem borç harç aldığı yeni eve taşınır. Tek hayali burada sevgilisi ile yaşamak ve evlenmektir. Ancak Sevgilisinin kendisini terk ettiğini öğrenir. Derin bir depresyona girer ve kendini eve kapatır. Apartman sakinleri ise ona yardım etmek ister ama Eylem her birini  geri çevirir. Bir gün Eylem ilaç içip intihara teşebbüs eder. Tam o esnada eve giren hırsız onu öyle ilaç şişeleri ile baygın yatarken görünce ambulansı arar ve Eylem kurtulur.

Komşuları ile bu dakikadan sonra iyi anlaşmaya başlar. Kendisi bir amaç edinmiştir. Ezilen kadının yanında olacaktır. Komşu kadınları örgütler işe de komşusunun dayakçı kocasından başlar. Ona iyi görünmeye çalışırlarken işler birden çığırından çıkar ve adamı istemeden de olsa öldürürler. Öldürdükleri adamı saklamaya çalışırken bir diğerinin kocasına yakalanırlar. Bir diğer seferde bir başkası öldürülür. Son olarak Eylem’in eski sevgilisi izinsiz eve girince küvette tesadüfen o da ölür. Bunun üzerine birde polis memurunu rehin alınca, işler karışır. Bulundukları apartman hücre evi olarak adlandırılır ve polis baskın için bekler.

Film vermek istediği mesajı veren ve kısmen de olsa eğlendiren başarılı bir film. Türkçe bir şeyler olsun güleyim, hüzünleneyim, gerçeklerle yüzleşeyim derseniz buyurun izleyin. Film tam sizlik.

Yönetmen: Yusuf Pirhasan

Senaryo: Baris Pirhasan

Oyuncular:

Belçim Bilgin
Eylem
Demet Akbağ
Vartanus
Asuman Dabak
Fusun
Ayten Soykök
Gulnur
Damla Sönmez
Tulay
Mete Horozoğlu
Ahmet Mümtaz Taylan
Yavuz Bingol

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt2142801/

http://www.kurtulussondurak.com/

Güz Sancısı

Yılmaz Karakoyunlu‘nun aynı adlı romanından uyarlanan film yine aynı isme ait olan Salkım Hanım’ın Taneleri‘nin devamı niteliğinde. Zaten bu eseri de filme alan, aynı ekip. Film Türkiye’nin  yakın dönemini anlatıyor. Filmi bir kaç yönden eleştiriye açabiliriz ancak benim değineceğim kısım daha çok sinema yönü. Sonuçta siyaseti blogtan elimden geldiğince uzak tutmaya çalışıyorum.

Öncelikle senaryo ile başlayalım. Senaryo ne kadar doğruydu polemiğine girmeyeceğim yukarıdan anlaşılmıştır. Film çok ağır işliyor. Bu sebepten dolayı bazı bölümler sıkıcı. Bazı şeyler havada kalmış gibi geliyor. Senaristler yazarken bu noktaları unutmuşlar gibi. Bazı bölümlerde ise saatler sonunda hatırlanmış, pamuk ipliği gibi hikayeye dahil edilmeye çalışılmış. İlk bölümde olaylar hikayeler, git geler arasında yaşanırken izleyici ayrı bir çaba sarf ediyor. İlk bölüm ne kadar durağansa ikinci bölüm o denli birinci bölüme zıt olarak hızlı gelişiyor. Biraz finalde oldu bitti havası var ve beklediğimiz o sarsıcı etkiyi vermiyor.

Elbette dönemsel film çektiğinizde bir tarih kitabı edası ile anlatamazsınız her şeyi. Verilmek istenen ana fikir alt hikayededir aslında. Bu filmde de öyle olmuş. 1955 yılında olaylar gerilirken biz bir aşk hikayesinin içine sıkışmış kalmışız. Evet aslında bu normal bir aşk hikayesi olsa sorun olmayacak. Yani bir zere baş kadın karakterin Rum olasından çok bir fahişe olması akılda kalan. Bu benim düşüncem mi yoksa burada anlatılmak istenen bir başka mesaj daha mı var?

Oyunculuğa gelince aslında Okan Yalabık’ın performansı gözlerimi doldurdu. Diğer genç oyuncular için bunu söyleyemeyeceğim. Bunun yanında aslında oyunculuk seçimleri aslında çok kötü değil ama performans açısından Okan Yalabık, kesinlikle istenenden ötesini vermiş. Renkler bir drama için ki böyle bir drama için gözüme çok renkli gözüktü. Bu canlılık aşkı ön planda tutmaya yardımcı oluyor belki ama ikinci plandaki hikayenin üzerini çok kapatıyor.

Dönem filmi çekmenin ne kadar zor olduğunu biliyoruz. Senaryo hassas oluyor, kostümler makyajların aynı hassasiyette olması gerekiyor. Bu zor ve meşakatli bir iş. Genele vurduğumuzda ekip bunun altından başarılı bir şekilde çıkmış. Aslında finalde o duyguyu daha iyi verebilselermiş, daha daha iyi olacakmış…

Tanıtım:

1955 yılı güz mevsimine doğru yol alırken, Beyoğlu’nun ışıltılı güzelliğinin üstüne Türkiye’nin gerginleşen siyasi ortamının gölgeleri düşmeye başlamıştır. Antakya’daki güçlü nüfuzu yüzünden DP’nin yakından ilgilendiği, babasının tek oğlu olan Behçet, İstanbul’da Hukuk Fakültesi’nde asistanlık yaparken, yetiştiriliş tarzı ve babasının etkili kimliğinin gölgesinde marjinal düşüncelere doğru sürüklenmektedir.
Behçet’i sürüklendiği yolda tökezleten tek şey, oturduğu dairenin karşısındaki bir başka dairenin penceresinde gizlice izlediği kadın olacaktır. Behçet tarafından izlendiğini bilen bu kadın Elena?dır. Elena, Beyoğlu’nun kozmopolit güzelliğini oluşturan eşsiz parçalardan biridir. Genç kadın, kendisi de eski bir fahişe olan babaannesi tarafından, üst düzey bürokratlara sunulan bir fahişedir. Babaanne ile torun arasında, yaşadıkları toplumda gayrimüslim olmanın getirdiği dayanışmanın ötesinde, gizemli bir bağımlılık ilişkisi vardır.

Gayrimüslimleri taraf olarak belirleyen ve günden güne coşan siyasi dalgaların ortasında, Elena ile Behçet arasındaki karşı konulmaz aşk, kendini savunmaya çalışmaktadır. İki genç, aşkın topraklarında ‘aynı’, yaşadıkları ülkenin topraklarında ‘farklı’ taraflardadırlar. Behçet, militan bir kalemin günbegün koyulaşan renklerle çizdiği politik çizgide yürürken; attığı her adım onu, düşman uyruğundaki Elena’dan, yani aşktan biraz daha uzaklaştırmaktadır. Elena ise, babaannesinin ona biçtiği, çıkışı olmayan yazgının duvarlarını Behçet’e duyduğu aşkla zorlarken, başka bir çıkışsız yazgının; sevgilisini teslim alan marjinal siyasetin duvarlarına çarpacaktır…

Yönetmen: Tomris Giritlioğlu

Senaryo:

Ali Ulvi Hünkar senaryo
Yılmaz Karakoyunlu kitap
Etyen Mahçupyan senaryo
Nilgün Önes senaryo
Tayfun Pirselimoglu senaryo

Oyuncular:


Murat Yildirim Behçet

Okan Yalabik Suat
Beren Saat Elena

Belçim Bilgin Nemika

Umut Kurt Ferit

Zeliha Berksoy Büyük anne

Kenan Bal Ömer Saruhan

Ilker Aksum Ismet

Tuncel Kurtiz Kamil

Hüseyin Avni Danyal Kenan

Linkler:

http://www.guzsancisi.net/

http://www.imdb.com/title/tt0425080/

http://www.sinemalar.com/film/21312/Guz-Sancisi/