Etiket arşivi: Brad Pitt

12 Years a Slave

‘in 2014 Ocsar ödülleri töreninde üç ödülle döndüğü filmi 12 Years a Slave (12 Yıllık Esaret). Film 9 dalda aday gösterilirken 3 dalda ödül alması da ayrı bir başarı. Tabi bu başarıya Steve McQueen’in üçüncü uzun metrajlı filminde Oscar almasını da eklemek lazım. Peki bu film üç dalda Oscar’ı hak ediyor muydu? Buna ilerleyen cümlelerimde değineceğim.

Hikaye biyografi olmakla birlikte ana karakter olan ‘un aynı isimli romanından uyarlanmış. Romanı okumadım bu sebepten ikisi arasında kıyaslamaya girmeyeceğim ama sanki filmde arada kopukluklar varmış gibi geldi bana. Ancak Akademi jürisi öyle düşünmemiş olacak ki filme En İyi Uyarlama Senaryo ödülünü layık gördüler. lakin ben izlediğim aday filmleri içerisinde bu senaryoyu oldukça başarısız buldum. Hikaye izlerken insanı içine bile çekmiyordu. Okumaya devam et

World War Z

İzlediğim en iyi zombi filmi olmamakla beraber son dönemde çekilen zombie filmleri arasından sıyrılan bir film World War Z. Film Max Brooks‘un aynı isimli romanından uyarlanmış. Kitabı okumadığım için uyarlamanın durumu hakkında fazla yorum yapamayacağım. Ancak gördüğüm kadarıyla fazla eksikleri olan bir film.

Öncelikle filmi diğer zombi filmlerinden sıyıran en büyük özellik korkutma amacı güderek yapılmış bir film olmaması. Bunun üstüne filmin aksiyonu bol tutulmuş. Filmi götüren kısımda bu. Biraz da siyasi fikirler eklenerek filmin içi doldurulmaya çalışılmış. Ancak genel anlamada bir hastalıktan türeyen zombilik ilk kez karşılaştığımız bir şey değil. Okumaya devam et

Inglourious Basterds

Quentinn Tarantino’nun yılan hikayesine dönmüş senaryosunun hayat bulmuş hali Inglourious Basterds. Bu hayat bulma 2009 yılında oluyor ancak filmin hikayesi daha da eskilere dayanıyor. Yine bir intikam filmi karşımızda, ancak bu kez zaman mekan ve yaşananlar toplumsal olaylardan esinlenmiş.

Film Nazi dönemini anlatıyor. Naziler Fransa’ya girmişler ve buradaki Yahudileri toparlamaya başlamışlardır Bu sırada Amerikalılar’da Yahudilerden oluşan özel bir intikam timi kurarlar ve bu time de Nazi avlamaya başlar. Naziler onlardan korkuyla bahsederken bu arada ailesi onlar tarafından katledilmiş bir Yahudi kızı da intikam planı yapmaktadır.

Filmin kurgusu ustalıkla yapılmış. Bölümler arasındaki neden sonuçlar hikayenin gelişiminde oldukça etkili. Aynı şekilde ustaca yazılmış diyaloglar, uzun olmalarına rağmen insanı bağlıyor ve hikaye gelişimi bu diyaloglara göre şekilleniyor. Karakterlerin toplumsal çıkardan çok kendi çıkarlarını kolladığını görüyoruz. Aldo Raine karakteri Nazi avına çıkarken bunu bir av olarak düşündüğü hissettiriliyor bize. Yine finalde, Hans Landa karakterinin kendi çıkarı için ülkesini satması bu şekilde değerlendirilebilir.

Filmde kendisi için bir şey yapmayan bir karakter var ise az ve öz görünen Marcel karakteri. Sevdiği kız Shosanna Dreyfus uğruna hayatını veriyor. Film genel olarak Eğlenceli bir şekilde ilerliyor. Diğer eş değer filmlerde izlediğimiz gibi duygu sömürüsü yapılmamış. Belki de Tarantino’nun farkı burada çıkıyor ortaya. Karakterler yine bildik Tarantino tarzında. Zezki, ideal erkek, psikopat, duygusal vs.. tüm duyguların tüm karakterlerin karışımını görebiliyoruz. Tarantino’nun yaptığı en iyi işlerden biri de karakterlerin gelişimi ve bu konuda bu filmde bir baş yapıt.

Filmin doruk yaptığı kısım ise küçük bar sahnesi. Diyaloglar olsun karakterler olsun her şey kesinlikle en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş. Ortamda her tür insan bulmanız mümkün ve bu karakterler başarıyla işlenmiş. Filmde şu kötü diyebileceğim bir tane oyunculuk yok. Hepsi oldukça başarılı.

Tarantino’nun, her bir karakteri, karakterleri konuşturduğu her bir kelime ironi dolu. Asıl anlamlarından saptırılabilecek cümleler var. Bu filmde de bu başarılı bir şekilde yapılmış. Film boyunca kimse kimseye üstünlük sağlamıyor. Amerika’nın kahramanı asker öldürülünce, onu öldüren kız da öldürülüyor. Eşit miktarda kıyaslı bir ölüm söz konusu.Ben çok aşağılayıcı repliklerle de karşılaşmadım.

Ancak finale geldiğimizde bütün üst düzey Naziler’in katli filmin rengini biraz değiştirmiş. Bu  Shosanna Dreyfus’un intikamı olarak çıkıyor karşımıza ancak gizli ekibin de işin içine girmesi biz nasılsa Naziler’i haklayacaktık moduna dönüşüyor. Tabi buna en büyük etken, Hans Landa karakteri. Bu bağlamda genel anlamda Filmdeki Nazi karakterlerinin analizini yaparsak, zeki ama güvenilemez olduklarını görüyoruz. Finalde yaşanan bu bu olaylar biraz da olsun filmin tarafsızlığını yitirmesini sağlıyor. Ancak bunu da Naziler’in sonu nasılsa gelecekti, bu şekilde getirelim diye açıklayabiliriz.

Tarantino’nun ustalıkla işlediği uzun süresine rağmen sıkmayan bir film Inglourious Basterds. Diyaloglar, karakterler, olay örgüsü, müzikler oyunculuklar, kurgu oldukça başarılı. Ancak Tarantino’nun en iyi filmi olacak kapasitede değil. Diğer filmlerdeki karakterlerinin bir yansıması da bu filmde gibi. Filmin en sevdiğim özelliği ise, sadece İngilizceye kayıtlı kalmayıp tüm dillerde diyaloglar içermesi. İzlenmesi gereken filmler arasında.

Yönetmen: Quentin TarantinoEli Roth

Senaryo: Quentin Tarantino

Oyuncular:

Brad Pitt
Lt. Aldo Raine
Mélanie Laurent
Shosanna Dreyfus
Christoph Waltz
Col. Hans Landa
Eli Roth
Sgt. Donny Donowitz
Michael Fassbender
Lt. Archie Hicox
Diane Kruger
Bridget von Hammersmark

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0361748/

http://www.inglouriousbasterds-movie.com/

The Tree of Life

 

 

Anlatılması zor olan filmlerden biri de Terrence Malick‘in The Tree of Life. Filmi yorumlamak için hangi açıdan bakılması gerektiği karmaşası şu an aklımda. Görsellik, oyunculuk, müzikler açısından tam anlamıyla iyi bir film. Ancak anlatım dili, monologlar hikaye biraz izleyiciyi sıkıyor.

Standart bir izleyici için zor bir film The Tree of Life. Karşımıza çıkan bir belgeselden farksız. Filmin en büyük özelliklerinden biri de bu eşsiz güzellikteki görüntüler. Filmin konusunu, diyalogları, monologları bir yere itip görüntüleri izlediğinizde film zaten tatmin edici bir göz zevki sunuyor bize. Ancak filme hikayeyi de dahil ettiğimizde, film monologlarla birlikte, anlaşması zor bir hal alıyor. Bura da normal bir izleyici için oldukça sıkıcı.

  Okumaya devam et

Megamind

Eğlenceli ve güzel bir animasyon Megamind. O bildiğimiz süper kahraman hikayelerinden biraz sıyrılmış iyi ve kötünün dönüşümüne, kötünün yaratılmasındaki etkene eğlenceli bir şekilde değinmiş. Müzikleri karakterleri, her şeyiyle güzel. Aslında film bizim ata sözümüzü de destekler gibi; “aptal dostum olacağına akıllı düşmanım olsun”.

Film bildiğimiz süper kahraman klişelerine dayanıyor. Uzak dünyalarda yaşam sona gelmiştir ve bir aile çocuğunu kurtarmak için onu uzaya salar. Çocuk ise dünyaya gelir geldiğinde ise süper güçleri vardır. Bu film de aynı şekilde başlıyor. Ancak bu kez iki çocuğumuz var.

İkisi de dünyaya düşüyor. Birisi daha insana benzer. Diğeri ise yeşil. İnsana daha çok benzeyen zengin bir ailenin yanına düşerken, yeşil renkli uzaylımız ise fakir bir ailenin yanına düşer tabi küçüklüğü zorlukla geçer. Nasıl oluyorsa ikisi de aynı sınıfta okurlar. Zengin olan yakışıklılığı ve hünerleri ile çocukları büyülerken, bizim küçük yeşil uzaylımız sürekli hor görülür. Bu arada belirtmem lazım ki, bizim yeşil ufaklığın öyle süper güçleri yoktur ancak çok zekidir. Zaten bu zekası yüzünden gelmiştir her şey başına…

Yeşil dostumuz kendine Oobermind adını verir ve 20 yıla yakın süre Dünya’yı fethetmeye çalışır. Tabi onun önüne çıkan ise yine çocukluk rakibidir, o da kendine Metro Man adını vermiştir. Merto Man yine herkes tarafından sevilirken, Oobermind herkes tarafından nefret edilir. Aslında Oobermind’ın asıl istediği korkutarakta olsa herkese kendisini sevdirmektir.

Oobermind büyük bir plan ile Metro Man ile yine kapışır. Bu kez Metro Man’ı yok eder. Artık bütün şehir onun olmuştur. İstediğini yapmaktadır. Bir süre sonra, yaşadığı rutinlikten kısılır. Hayat ona çok monoton gelmeye başlamıştır. Bu arada televizyon muhabiri bir kıza da aşık olmuştur. Ancak kız ondan nefret etmektedir.

Oobermind bir plan yapar, Metro Man’ın genetik şifresini çözecek ve kendisine karşı çıkacak bir başka kahraman yaratacaktır. Böyle bir serumu yapar ve enjekte edecek birilerini arar. Ancak tesadüfen bu aşı, muhabir kızın, aptal kameramanına enjetke edilir. Oobermind bu genç adamı süper kahraman olarak eğitir. Kendine güvenen genç sevdiği kızın karşısına çıkar ve reddedilince çılgına döner. Dünyayı ele geçirme planları yapar.

Oobermind ise olan biten karşısında ne yapacağını şaşırır. Dünyayı kurtarıp kurtarmama arasında kalır.  Oobermind ise kendi yarattığı bu adama karşı savaşmaya başlar. Bu arada belirtmek lazım ki filmde ölen yok. Metro Man fırsattan istifade kendisini emekliye ayırıp kafasını dinlemektedir.

Başarılı bir animasyon Megamind. Grafikler oldukça başarılı. Senaryo hem küçüklere hem büyüklere hitap etsin derken biraz zorda kalmış. Bazı durumlarda yetişkinleri sıkarken bazı durumlarda da yapılan espriler küçüklerin anlamamasına sebep oluyor. Ancak her halükarda eğlenceli bir yapım.

Yönetmen: Tom McGrath

Senarist: Alan J. SchoolcraftBrent Simons

Seslendirenler:

Will Ferrell
Megamind
Brad Pitt
Metro Man
Tina Fey
Roxanne Ritchie
Jonah Hill
Hal Stewart / Titan / Tighten
David Cross
Minion
Justin Theroux
Megamindin Babası
Ben Stiller
Bernard

 Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1001526/

http://www.megamind.com/