Geçmişten geleceğe* “A Star Is Born”

Film için biraz geç kalmış olabilirim, yeni versiyonu Türkiye’de vizyona Ekim’de girmiş. Ancak filmin yazılması için başka sebeplerde var. Bunlardan biri 2018 yapımı filmin muhtemel Oscar adaylarından biri olması. Zaten önceki yapımlar da bu Oscar macerasından nasiplenmiş. Tabi sadece Oscar’da değil asıl sebep, film sadece Amerika’da değil Türkiye’de dahil olmak üzere bir çok ülkede çok kez uyarlanmış ve uyarlanmaya devam ediyor. Yani hikayenin alıcısı oldukça fazla. Her dönem bir şekilde izleyiciyi bir şekilde yakalıyor. Hal böyle olunca bende tüm filmleri izleyip, -en azından Amerikan versiyonlarını- küçük bir inceleme yazayım dedim. Aslında tüm filmlerin kaynağı Adela Rogers St. Johns. Onun hikayesinden uyarlanmaya başlıyor ilk kez film. 1932 yılında What Price Hollywood? adı ile karşımıza çıkıyor. Filmin yönetmeni George Cukor. Bu filmle birlikte Adela Rogers St. Johns o sene en iyi orijinal hikaye dalında Oscar adayı oluyor ama ödülü The Champ ile Frances Marion kazanıyor. Filmin oyuncuları ise Constance Bennett, Lowell Sherman. Filmin hikayesi ise bundan sonra gelecek filmler için aynı temayı …

American Hustle

Yönetmenliğini David O. Russell‘ın yaptığı American Hustle 2014 Oscar ödüllerine 1o dalda aday. Bunların içinde En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Özgün Senaryo, En İyi Yardımcı Kadın – Erkek Oyuncu yani anlayacağınız bir çok iddialı adaylık var. Tabi bunların ne kadarını alır bilemiyorum ama bana kalırsa filmin bu kadar da iddialı olması biraz şişirme gibi geldi. Yönetmenin daha önce sadece Fighter filmini izledim ve açıkçası o filmi bundan daha başarılı buldum. Diğer filmlerine de açıkçası pek denk gelmedim. Yönetim konusunda aslında çok farklı bir şeye rastlamadım. Bu bağlamda açıkçası filmin en iyi yönetmen ödülü alacağını düşünmüyorum. Filmin kadrosuna baktığımızda ise aslında göz dolduruyor. Christian Bale, Bradley Cooper, Amy Adams, Jennifer Lawrence, Jeremy Renner filmin aslında karşımıza nasıl bir oyunculukla çıkacağını belli ediyor. Evet oyunculuklar iyi oldukça başarılı ama açıkçası ben hiç bir oyuncudan çok yüksek bir performans görmedim. Hepsi iyi ama düz bir oyunculuk sergilemişti.

The A Team

Küçüklüğümün bir numaralı dizileri arasındaydı A Takımı. Tabi bir dönemin kasıp kavuran dizisini şimdiye kadar beyaz perdeye uyarlamamaları büyük eksikti. Ama diyorum ki keşke o dönemde o oyuncularla uyarlasalarmış. Yeni A Takımı bize ne veriyor diye sorarsak, klasik aksiyondan başka bir şey vermiyor diyebilirim. Film, elemanlarımızın neden suçlandığı ile başlamış. Tabi devamı gelecek şekilde de sonlandırılmış. Karakterlerin birbirleri ile tanışması, oluştukları mükemmel takım, onlara oynana oyun ve kendilerini aka çıkarma çabaları. Filmimizin özeti bu. Tabi film çok abartı olmuş. Biz Amerikalılar süper askeriz, çeşitli ırkçı söylevler pek sıradan bir senaryo karşımızda. Çok düşünülmemiş. Biz aksiyonun dozunu yüksek tutalım gerisi kolay diye düşünülmüş. Tabi bu yapı diziden kesinlikle farklı. Karakterlerin, isimleri dışında kendileri de dizideki karakterlere benzemiyor.  Serti az sert, çapkını az çapkın, delisi az deli…. Dizi deki o tadı vermiyor bize hiç biri. Dizideki karakterler ne kadar sempatikse filmdekiler de o kadar antipatik. Yada biraz olaya taraflı bakarak ben onları …

Yes Man / Bay Evet

Artık Jim Carrey‘nin klasik tabir ettiğimiz filmlerinden birisi. Çünkü her filmden hemen heme aynı zevki alıyoruz. Karakterler birbirine benziyor. Belki de bunu hissettiren Jim Carrey, sanki yönetmen filme hiç bir şey katmıyor. Ancak The Number 23, Eternal Sunshine of the Spotless Mind, The Truman Show, Man on the Moon gibi filmlerde senaryonun ve yönetmenin de filme elinin değdiğini hissedebiliyoruz. Sanki diğer filmler için yönetmen, Jim al sana senaryo kamera falan otur mimik yap oyna kafana göre demiş gibi… Tabi bu cümlelerim Jim Carrey’i eleştirmek yada oyunculuğuna söz etmek için değil. Zaten filmleri Jim Carrey oynuyor diye izliyoruz. Ne kadar mükemmel bir oyuncu olduğunu da iyi yönetmenler ve iyi filmlerle anladık zaten… Ama bu toplumu eleştiren film klasik bir film… Üstüne üstlük bu film roman uyarlaması… Sanki filmde bir şeyler eksik… Carl Allen eşinden boşandıktan sonra depresyona girmiş hayatına küsmüştür. Hiç kimse ile görüşmemektedir. Sürekli negatif düşünmeye başlamıştır. Tam bu sırada  bir kişisel gelişim seminerine katılır. …

Back to Top