Etiket arşivi: Can Yayınları

Nikos Kazancakis – Zorba

Zorba herkesin okuması gereken bir baş yapıt adeta. Nikos Kazancakis, hayatı yaşayarak öğrenmiş ana karakteri Aleksi Zorba ile, tüm hayatı gözden geçirerek farklı bir pencereden bakmamızı sağlıyor. 

Çeşitli işlerde çalışmış Zorba, günün birinde bir adamla tanışır ve onunla maden işine girer. Tüm bu iş ortaklığı içinde hayattan dersini çıkarmış yeme, içme, keyif ve kadın düşkünü Zorba’nın görüşü patronunun ilgisini çeker ve ona karşı bir yakınlık hisseder. Patronla birlikte biz okuyucularda ona bir sempati besliyor ve fikirlerinden faydalanıyoruz. Öyle şeytan tüyü olan bir karakter Zorba. 

Kesinlikle okunması gerekenler arasında. 

Kitap Arkası

Zorba, Yunanlı ünlü yazar Nikos Kazancakis’in olgunluk dönemi ürünü (1946). Ağır ve suskunlukla yüklü geçen karanlık bir dönemin tadı buruk ilk meyvesi. Nikos Kazancakis, çağdaş Yunan edebiyatının ancak buzlucam ardından seçilebilen, tedirgin ve büyük kişiliklerinden biri olarak çok tartışıldı, yanlış bilindi, az sevildi. Zorba adlı bu romanı, onun kendisiyle giriştiği bir tür sessiz hesaplaşma sayılabilir. Geçmişin, elden kayıp giden zamanın ve insanın temel yanılgılarının bir kez daha gözden geçirilmesidir bu roman. Zorba aracılığıyla Kazancakis özyaşamının yenilgiler ve soru işaretleriyle dolu bir bilançosunu çıkarır. Bu bağlamda ele alınınca, bu roman, Zorba ile yazarın yaşam öykülerinin çizili sınırları arasında sonsuz atkı ve çözgülerle sokunmuş büyülü bir kumaştır, denebilir; baştan sona sürekli bir arayışı, sonu gelmez çabaları yansıtan bir kanaviçedir; insanı arayışın serüvenidir…

Sayfa Sayısı: 335
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı : 335
Çeviren : Ahmet Angın

Yukio Mişima – Denizini Yitiren Denizci 

Gogo no eiko

Şiddet nedir?  Sadece bir olgu mudur? Bir insanın bedenine ne zaman yerleşir? Bir çocuk şiddet eylemine ne zaman başlar? Mişima farklı bir açıdan şiddetin vücudumuzda varolmasına değiniyor. 

Noburu dul bir annenin oğludur. Tüm merakı kentinin limanlarına yaklaşan gemilerdir. Bir gün annesi onu alır ve bir geminin ziyaretine gider. Noburu geminin kaptanın hayran olmuş ve onu bir kahraman olarak görmektedir. Bunu arkadaşlarıyla da bol bol paylaşır. 

Bu sırada annesi ve kaptan arasında bir ilişki başlar. Birbiri ile iyi anlaşan ikili sonunda evlenmeye karar verir. Bir süre sonra ‘baba’ sıfatına bürünen denizci Noburu hakkında da kararlar almaya başlar. Noburu ise artık sıradan bir baba fiigürüne bürünen denizliye karşı eski duygulardan yoksun hale gelmiştir. Noburu arkadaşlarıyla birlikte kurduğu çeteyle kendi fikirlerine göre ‘yanlış’ olanlara cezalarını verirken, özelliğini yitirmiş eski kahramana da bir ceza verirler. 

Mişima etkili bir anlatımla bize şiddeti bize ilmek ilmek anlatmış. Mişima Japon edebiyatının en etkili yazarlarından. Tavsiye ederim.

Kitap Arkası

Marguerite Yourcenar’ın “İnce, bıçak ağzı gibi dondurucu bir kusursuzlukta” diye tanımladığı Denizi Yitiren Denizci, dehşeti şiirsel bir anlatımla bütünleştiren, benzersiz bir kitaptır. “Kusursuz arınma, ancak yaşamı kanla yazılmış bir şiir dizesine dönüştürerek mümkündür,” diyen Mişima bu kitapla görüşünü örneklemiş olur. Mişima’nın en etkileyici eserlerinden biri olan kitap, soğukkanlı şiddeti ustalıkla anlatırken hiç kuşkusuz yazarın çocukluğunda bilinçaltını etkilemiş baskıları da yansıtır.

Roman, dul bir kadın, on üç yaşındaki oğlu Noboru ve kadının ikinci eşi olan denizcinin öyküsünü anlatır. Yaşıtlarıyla bir çete kuran Noboru, ilk tanıştığında denizler fatihi bir kahraman olarak gördüğü denizcinin, annesiyle evlenerek sıradan birine dönüşmesinin şokunu atlatamaz.   

Rakuyo’nun varlığıyla bütünleşmiş olan bu adam, geminin ayrılmaz parçası olan bu adam, kendini o güzel bütünden koparmış, kendi isteğiyle düşlerinden gemileri ve denizi silip atmıştı.

Noboru, tatil boyunca Ryuji’nin yanından ayrılmamış ve denizle ilgili hikâyeler dinleyerek, ötekilerin hiç bilemeyecekleri denizcilik bilgileri edinmişti. Ama onun istediği, bu bilgiler değil, günün birinde denizcinin hikâyeyi yarıda keserek, yeniden denize dönerken ardında bırakacağı mavi su damlalarıydı. 

Deniz, gemiler ve okyanus seferlerinin hayali ancak bu mavi damlalarda var oluyordu.

Orjinal Adı: Gogo no eiko
Çevirmen: Seçkin Selvi
Sayfa Sayısı: 160
Yayın evi: Can Yayınları

Yekta Kopan – İçimde Kim Var

Bu okuduğum ikinci  kitabı. İlki bir öykü kitabıydı bu ise bir roman. Ancak söylemem gerekir ki gerçekten kitabı bir roman edasıyla okumaya başladım. Sonra ilk bölümlerde acaba ben mi hatalıyım bu kitap öykü kitabı mı diye tereddüt etmeye başladım. Anlatım ve gelişmeyen olay kendi bölümleri içinde birbirinden farksızdı. Neyse ki bir kaç bölüm sonra aslında bu farklı karakterlerin ortak bir yanı ortaya çıktı.

Açıkçası bu girizgah beni sıktı. Öyle betimlemeler vardı ki çok kitap okuyan ben bile (kendimi bu statüye soktum) zaman zaman bu betimlemelerin altında ezildim. Baştan söylemek gerekirse çok okuyan biri değilseniz bu kitap biraz ağır gelebilir size. Anlatım da bir de yağmur var. Şimdi düşünüyorum da bu çok mu gerekliydi. Evet edebi bir anlam katmış ama ana hikayeden uzaklaştırmış okuyucuyu. Gerçi bende bir şeyler karalarken böyle şeyler yapmıyor muyum evet yapıyorum. Bu yüzden, bu konuda pek yorum yapmayacağım.

Kitabın beni en etkileyen tarafı hikayenin baba olgusu üzerinde olması. Yekta Kopan iç seslerle babasızlık duygusunu, bir babayı bulma ve kaybetme olgusunu başarılı bir şekilde anlatmış.

Aslında hikayenin kimin etrafında döndüğü konusunda çok emin değilim ama karakterin yaşaması sebebi ile hikaye bana Metin Konur etrafında dönüyormuş gibi geldi. Oysa ki kendisi hakkında ya da onun dilinden çok bir şey yok. Metin İstanbul’da yaşayan başarılı bir fizik öğretmenidir. Aynı zamanda kitap yazmaya çalışmaktadır. Günün birinde, annesi ölmeden önce ona bir mektup gönderir. Bu mektupta aslında babasının ölmediğini ona bazı sebeplerden dolayı öldüğünü söylediklerini anlatır. Mektubunda babası ile tanışmasını neden ayrıldıkları konusunu da yazar. Yıllar sonra bunu öğrenen Metin, babasını aramaya başlar.

Babasını araştırır. Babası eski emektar Yeşilçam oyuncusu ve senaristidir. Onun takıldığı kahveye gider ve hakkında bilgi alamaya çalışır. Ancak kimsenin onun hakkında bilgisi yoktur. Yalnızca son dönemlerini Suna adlı genç bir kızla geçirdiğini öğrenir. Metin ise Sunayı bulma konusunda tereddüte düşer.

Roman, hikaye edasıyla bölümlendirilerek yazılmış. Belkide kitabı, romandan çok hikayeye benzetme sebebim bundan dolayı. Orson Cezmi, Suna, Behice, Rıza, Çiko düşüncelerini dinlerken bir karakter hakkında bir çok şeyi öğreniyoruz.

Meraklısı için okunabilir bir kitap.

Babasını hiç tanımayan, baba ve koruyucu özlemini, usta-çırak, baba-kız, öğretmen-öğrenci ilişkisi kurduğu bir yabancıda gideren Suna; babasının yerine bir yabancıya hayranlık duyan otelci genç Çiko; oğlunu hiç görmemiş, kendi dünyasında boğulmuş bir kayıp baba, Orson Cezmi; babasını eski bir filmde, İstanbul’un saklı köşelerinde kendi içsel yöntemleriyle arayan Metin; oğlunu yalanla büyüten, bütün hayatını bir yalan üzerine kuran Behice; Orson’un garip dünyasını paylaşan set işçisi Rıza; asla kesişmeyen paralel yaşamlarında mutsuzluklarıyla yoğrulanlar; ve bir insanın, herkesin zihninde farklı oluşan portresi. Yekta Kopan, acımasız bir yalan ve aldatma üzerine kurduğu romanında geç kalmış bir hesaplaşmanın tanıklığını yapıyor. Baştan sona bir film gibi akan, fondaki yağmurla, eski filmlerle, unutulmuş şarkılarla bütünleşen ve içinden akan hüzünle çoğumuzun yaşamına izdüşümler salan İçimde Kim Var, farklı bir baba-oğul hesaplaşması. Roman, kimin daha yalnız olduğu sorusuna yanıt ararken arkasında anlatılmamış hikayeler, sorulmadık sorular ve elbette tamamlanmamış hesaplaşmalar da bırakıyor.

Türkçe
168 s. — 2. Hamur– Ciltsiz — 13 x 21 cm
İstanbul, 2004
ISBN : 9789750704147
Yayın Evi: Can Yayınları

Patrick Süskind – Aşk ve Ölüm Üzerine (Über Liebe und Tod)

Patrick Süskind ismini muhtemelen “Koku (Das Parfum) adlı romanından duymuşsunuzdur. Bu kitap, 1995 yılında Tom Tykwer tarafından Perfume: The Story of a Murderer ismi ile sinemaya uyarlanmıştı. Filmi izlemiş ve çok beğenmiştim. Tabi filmi izleyip beğenince acaba kitap nasıldır diye düşünmeye başladım. Tabi bu olay 1995 yılında oluyor üzerinden yıllar geçince evet iyi filmdi diye aklımda kalmış bir şeyler ama kitabı okumak aklımdan çıkmıştı. Gerçi on sene olmuş baksanıza bu blog ile aynı yaşta neredeyse zaman su gibi akıp gitmiş. Bu arada kendime hatırlatma ekliyorum Parfüm’ü kesin okumalıyım.

Bir süredir deneme okumadığımı ve yazarın ismini de düşünerek, kitap fuarından Aşk ve Ölüm Üzerine’yi aldım. Sadece 64 sayfalık bir kitap bu ama 64 sayfa çarçabuk okunur demeyin, daha kitabın ilk sayfalarında aşkın felsefi açıdan ele alınmasıyla olaya odaklamak açısından, okuma hızınızı düşürüyorsunuz. Tabi akabinde devreye giren fikirler ile birlikte sizde bu fikirleri aklınız ve kendi görüşleriniz doğrultusunda analiz edip sindirmeye çalışırken birde bakmışsınız bu az sayfalı kitabın içerisinde kaybolmuşsunuz.

Patrick Süskind gerçek aşkın nasıl olamayacağına dair üç kısa hikaye paylaşmış. Bu hikayeler muhtemelen başından geçen hikayeler ve bu hikayeleri analiz ederek bu yaşananların aşk olup olmayacağı konusuna değinmiş. Bu olaylar üzerinden aşkı incelerken de bir çok yazarın sözlerine değinerek yer vermiş. Tabi burada Süskind’in verdiği yazarların bir kısmını okumadığımın ezikliği de vurdu yüzüme. Bu sebepten dolayı anlamak biraz zor oldu.

Aşkın anlatımından sonra ölüm konusuna geliyor. Ölümü ele alırken de mitolojiden bahsediyor bol bol. Burada da biraz mitolojiye vakıf olmak gerekiyor ya da zaman zaman başka kaynaklardan bu kim, bu ne diye araştırmak. Ölüm anlatımından sonra da kendi hikayeleri ile de birleştiriyor bunları.

Yazarın tüm söylediklerine katıldığımı söyleyemeyeceğim ama büyük bir çoğunluğuna okurken “evet” dedim. Bir şekilde ortak bir düşünce buluyorsunuz. Anlatım dili oldukça güzel. Tabi kitap aşk üzerine bir deneme olduğu için öyle cıvık cıvık bir aşk olduğunu düşünmeyin. Kesinlikle karanlık tarafı daha ağır basıyor. Ölüm gibi…

Okuyunuz.

Kitap Arkası:

Patrick Süskind, aşkın izini sürdüğü denemesinde geçmişten günümüze Batı’nın düşünce, kültür ve edebiyat dünyasının yönünü belirlemiş İlkçağ düşünürlerini, mitolojik ve kurmaca kahramanlarını ve yazarları yanına alarak duygu dünyasına doğru düşünsel bir yolculuğa çıkartır okurunu. Aşk nasıl tanımlanagelmiştir? Sokrates’in Phaidros’ta ifade ettiği gibi bir coşkunluk hali, bir tür delilik midir aşk? Yunan düşünürün Diotima’ya söylettiği gibi “doğurmanın, güzel içinde yaratmanın sevgisi” midir gerçekten de? Stendhal’in betimlediği gibi ölümle doğal bir ilişki içinde midir? Yoksa düpedüz ahmaklık mıdır? Süskind bu ve bunun gibi soruların peşine düşerken bir yandan gündelik yaşantılarımızın deneyimlerine yöneltir bakışını, diğer yandan aşkın tarihsel rotalarında gezinir: Aşk ile ölümü uzlaştırma girişiminde bulunan Orpheus; hayatında Eros’a yer vermeyen, bunun yerine mutlak iktidara tutkun bir İsa figürü; aşk ölümlerini tümden romantikleştiren 19. yüzyıl âşıkları; 21. yüzyılın hızlı âşıkları Süskind’in yazı düzleminde buluşturulur.

Süskind’in zaman zaman sivri bir alaya uzanan muzip bir ironiyle kaleme aldığı metni, Batı kültürünün aşkı anlamlandırma, deneyimleme ve sanat düzleminde ölümsüzlüğe kavuşturma tarihine ilişkin bir yeniden okuma denemesidir aynı zamanda.
(Tanıtım Bülteninden)

ISBN: 9789750724091
Çeviri: Şeyda Öztürk
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa: 64
Baskı: 2014
Tür: Deneme

Kediler Güzel Uyanır – Yekta Kopan

Biraz yoğunluk biraz okuma çabalarımın artması bu bloga ayırdığım zamanın azlığı (film bloguna ayırıyorum ama, sanırım yazacak şeylerin bir sıralamasının olmasından kaynaklı) belki yazacak bir şeyler bulamamam parça parça kitap yorumları / tanıtımları yapmama sebep oluyor. Şimdiki kitabım ise başlıktan da anlaşılacağı gibi Yekta Kopan’ın Kediler Güzel Uyanır kitabı.

Aslında almak istediklerimi bulamamam beni bu kitaba yönlendirdi. Kitapçıya girdiğimde pek insanlarla muhatap olmak istemiyorum aslında normalde de insanlarla pek muhatap olmak istemiyorum bu sebeptendir ki, genelde bir kitapçıya girdiğimde planladıklarımın dışında gördüğüm kitaplara yöneliyorum.

Kediler Güzel Uyanır’ı daha öncede görmüştüm. Ancak ben popüler kitaplar okumam dedim kendi kendime ve o zaman almamıştım. Sonra düşündüm bir öykü kitabı ne kadar popüler olabilir ki? Bir yanıt bulamamıştım. En son üniversite yıllarında öykü kitabı / dergisi okumuştum. O günden sonra belki de bir kaç kurgusal öykü. O zaman içimde bitmek bilmeyen bir edebiyat aşkı vardı. Şimdi kendimi düşündüğümde ve bunu insanlara genellediğimde insanların da öykü kitaplarına olan uzaklıklarını hissedebiliyordum. Ancak Yekta Kopan polipler bir isim onun yanı sıra benim için Marty Mcfly gibi yüce bir şahıs.

Tüm bu sebepler yüzündendir ki kitaba tereddütlü başladım. Daha önce hiç bir kitabını okumamış biri olarak alacağım hazdan emin değildim. Açıkçası çok şeyde beklemiyordum. Ancak kısa öykülerde kullanılan dil bana uzun zamandır edebi bir eser okumadığımın hissini verdi. Evet ben bir şeyler okuyordum ama anlatım bu kadar zengin değildi onlarda.

Kısa öykülerdi. Bir kaç cümle belki bir kaç paragraf. Yoğundular, anlamlıydılar kelime oyunları, anlatılanlar bana hitap eden cinsteydi. Bu sebeptendir ya kitabın ilk bölümü çabucak bitti. Üçünü bölüm biraz daha uzundu. Biraz daha klasik anlatım belki yada bana pek hitap etmiyordu hikayeler… Ya da araya sıkıştırdığım okuma zamanlamalarım çok yersizdi.

Kısacası iyi bir kitaptı, akla dolanacak, sorulara teşvik edecek, yanıtlar aratacak bir kitaptı Kediler Güzel Uyanır. Çerez gibi kendine bağlayan ve çabucak biten… Tavsiye ederim.

Arka Kapak

“Beklenmedik bir anda, bir kitapla yaşadığın şaşırtıcı buluşma. Kütüphanede, rafta, çalışma masasında öylece durmakta, seni beklediğini bilmeden; zaten sen de farkında değilsin yaşanacakların. Karşılaşıyorsunuz. O senden daha cesur, sınırları yok. Sonrası kendiliğinden geliyor. Mutlusunuz. Hepsi bu.”

Öyküler. Kısa öyküler. Çok kısa öyküler.

Yekta Kopan, edebiyatın en değerli parçası kısa öyküyü titizlikle işliyor. İnsanı derinden kavrayan yalın anlatımıyla hayatın tüm karmaşasını içinde taşıyan çekirdek zamanların resmini yapıyor. Cümleler, sözcükler hatta harfler, bu kitapta birer notaya dönüşüyor ve hayatın gizli ahengini sezdiriyor. Kediler Güzel Uyanır usta işi bir kitap.

Yazar:Yekta Kopan

Sayfa Sayısı: 128
Dili: Türkçe
Yayınevi: Can Yayınları

Yazarın Blogu: http://filucusu.blogspot.com/