Etiket arşivi: Charlotte Gainsbourg

Nymphomaniac / İtiraf I&II

Dancer in the Dark‘tan sonra  filmlerinin hiç birini kaçırmadım. Bir çoğunu buraya yazmamış olabilirim ama Trier’in gizli hayranlarından biriyim. Gerek teknik açıdan gerekse filmlerinin hikayelerini farklı ve başarılı bulurum. Ancak çok adı geçen ve sansasyon olan Nymphomaniac izlemeden önce beni biraz tereddütte düşürdü. Öyle ki bir önceki filmi Melancholia‘yı çok başarılı bulmuştum. Bu filmin daha çekilmeden hakkında başlayan konuşmalar filmin merakının arttırılması aslında içten içe merak uyandırırken bir o kadarda film hakkında tereddütlere kapılmamı sağlıyordu. Filmi !F kapsamında izleyememiş, ancak sinemaya girme durumlarının konuşulmasına istinaden sinemada izlerim demiştim. Ne yazık ki film sinemada gösterime girmedi. Aslında vizyona girmesini de pek beklediğimi söyleyemeyeceğim. Girseydi bile iki üç sinemada bir iki hafta kalırdı film gösterimde. Tüm Trier filmlerinin Türkiye’deki ömrü bu şekilde olmuştur. Ne kadar doğru bilmem ama benim bu düşüncelerim gibi düşünülerek güya film vizyona sokulmamış. Okumaya devam et

Melankolia / Melancholia

Merakla beklediğimiz yönetmen Lars von Trier‘in son filmi  Melancholia. Cannes’da filmin en iyi kadın oyuncu ödülü alması filmin üstümdeki izlenme baskısını arttırmıştı. Kirsten Dunst‘ı severim ama bir Lars von Trier filminde Kirsten Dunst nasıl durur merak içerisindeydim. Bir de o verilen ödül. Benim gibi herkes bu filmi izlemek istiyor olacak ki seansların hiçbirinde yer yoktu. Tabi sponsorlara ayrılan yerler dışında. Bu durumu da anlayamam pek.

Öncelikle belirtmem lazım ki film dünyanın sonunu gösteriyormuş gibi olsa da aslında film kişisel kıyametleri anlatıyor. Karakterlerin ruh yapıları ve dünya görüşlerine ayrıntılı olarak yer verilmiş ve bu ayrıntılar kapsamında da yok okuş ve yok oluş tepkilerine yer verilmiş.

İki ana karakter olan Justine ve ablası Claire üzerinde dönüyor film. İlk açılışta filmin sonuna doğru ne olacağını bize veren ve bu filmin Antichrist’te göz kırpmasını sağlayan geniş planlar yavaşlatılmış çekimler ve fotoğraf gibi mükemmel karelerle aslında filmin kıyamet ve bilim kurgu boyutunda bize neler vereceğini gösteriyor. Zaten filmin ilerleyen dakikalarında da karşımıza çıkan bu sahnelerin karakterlerin iç dünyaları ile doldurulmuş olduğunu görüyoruz.

İlk bölümde Justine’nin evliliğine tanık oluyoruz. Burada evlilik olayının kullanılması en mutlu gün olarak atfedilen bir günde Justine’nin çıkarttığı arızalar sebebi ile bir evliliğin daha ilk günde nasıl bittiği çok güzel anlatılmış. Bu bölümler insana uzun gibi de gelse, aslında Justine’in iç dünyasını daha iyi anlamamıza yarıyor. Justin’in iç yapısı ve dalgalanmasını ise tek bir kilit sahnede anlayabiliyoruz. Geç kalmalarına rağmen atını görmeden düşüne katılmayan bir Justine varken karşımızda ilerleyen dakikalarda sözünü dinlemediği için aynı atı feci bir şekilde döven bir karaktere dönüyor.

Tabi bu esna da yan karakterleri de daha iyi tanıyoruz. Evlilik görüşüne aykırı bir anne, çocukları ile ilgisiz, kadın düşkünü bir baba aslında çocukların psikolojik olarak iz düşümünü bize veriyor. Bu bağlamda iki kız kardeşin sorunlu olması aslında bize olağan bir durum gibi geliyor. Justine’in vurdumduymazlığı, Claire’nin üste titremeleri aslında bunun bir yansıması.

Filmde bir diğer yan karakter ise iyilik timsali John karakteri. John sevdiklerini korumak uğruna kendini riske atabilecek cinste biri olarak çıkıyor karşımıza. Bunun en basit örneğini olmasından övündüğü golf sahasında ki delik sayısının yanlış söylenmesine rağmen sevdiği kişileri düzeltmemesi ve kollamasıdır. Zaten bu durumu genel olarak arızalı bir aileyi kabullendiği içinde kabul edebiliriz. Gezegenin dünyaya çarpacağını bilmesine rağmen bunu eşine söylememesi tüm hazırlıkları yapması ve onları korumaya çalışmasını da örnek verebiliriz. Ancak gezegenin çarpacağı gün intihar etmesi onun korkak olduğu mu yoksa sevdiği insanların ölmemesine tanık olmak istememesinden mi kaynaklandığına bir anlam veremedim.

İkinci bölüm ise Claire üzerinde daha fazla durmuş. Burada Claire’in iç dünyasına daha fazla iniyoruz. Justine ne kadar vurdum duymaz ise Claire o kadar sorumlu, panik, üste titreyen bir karakter. Oğlunu, kardeşini, ailesini kendinden daha çok düşündüğünü görüyoruz. Kocasının ölümünü kimseye bildirmemesi, çarpışma sonrasında kurtulma ihtimalinin olmadığını anladığında önce terasta mutlu bir şekilde ölmenin planlarını yapması bunların bir işareti.

Film genel hatları ile oyunculuk ve görsellik bakımından oldukça başarılı. Ancak Charlotte Gainsbourg‘un oyun gücü Kirsten Dunst‘tan daha başarılıydı. En iyi oyuncu ödülü ona verilebilirdi. Görüntüler gerek geniş açılar gerekse filmin içine girmemiz açısından kullanılmış omuz kamerası oldukça başarılı. Lars von Trier böyle güzel bir mekanı seçmekle aslında bu güzel dünyanın, üzerindeki biz çirkin insanlar ile birlikte yok olacağı mesajını vermiş. Melancholia gezegenin Justin ile etkileşimi sanki ikisinin düşüncelerinin bir olduğu yönünde. Filmde bir çok göndermede mevcut.

Bir gezegenin dünyaya çarpması olarak filmi tanımlayan bünyeler için hayal kırıklığı olacak bir film. Film Lars von Trier tarz bakımından iyi yada kötü olarak sınıflandırılacak filmlere sahip bir yönetmen değil. Bu filmde karşımızda her şeyi ile bir Lars von Trier filmi olarak çıkıyor. Tam bir görsel şölen. Kesinlikle izlenmeli.

Senarist – Yönetmen: Lars von Trier

Oyuncular:

Kirsten Dunst
Justine
Charlotte Gainsbourg
Claire
Kiefer Sutherland
John
Charlotte Rampling
Gaby
John Hurt
Dexter
Alexander Skarsgård
Michael

Linkler:

http://filmekimi.iksv.org/tr/Filmekimi.asp?fid=29

http://www.magpictures.com/melancholia/

http://www.imdb.com/title/tt1527186/

http://www.melancholiathemovie.com/

Antichrist

Sarsıcı bir Lars von Trier filmi Antichrist. Yönetmenden bekleneni ziyadesiyle karşılıyor. Ancak rahatsız edici de bir film… Film bir çocuğun ölümüyle başlıyor. Öncelikle kadın kocasını çocuğun ölümü ve ilgisizlikle suçlamakta. Ancak ilerleyen dakikalarda görüyoruz ki kadın aslında çocuğun ölümünde tek suçlu.

Kadın ne kadar depresifse adam da o kadar sakin bu filmde. Hatta adamın psikolog olması kadının sorunlarıyla yüzleşmesinde yardımcı olması adamı oldukça iyi yapıyor. Ama kadın aksine düzelmekten çok uzak.

Film iyilik-umut-kötülük-suç-ceza-intikam gibi insan olguları üzerine odaklanmış Ancak finalde karşılaştığımız sarsıcı son aslında ne kadar iyi ve umut dolu olursak olalım başımızın vurulacağıdır yönünde yorumlanabilir.

Kısacası film hakkında neler yazmam gerektiğini bilmiyorum. Yazılacak çok şey var ancak anlatılacak bir konu da değil. Filmin hikaye klasik bir hikaye belkide ama görsellik çarpıcı. Tür olarak neye benzetebiliriz belli değil. Trier yine yönetmenliğini konuşturmuş ve görüntülerle aklımızı almış.

Ancak film sağlam bir mide gerektiriyor. Kesinlikle izlenmesini tavsiye ettiğim ve şuracıkta tatrışmak istediğim bir film kendileri….

Oyuncular:

Willem Dafoe Kadın
Charlotte Gainsbourg Erkek

Linkler:

www.imdb.com/title/tt0870984/

http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=Antichrist