Etiket arşivi: Chris Evans

Avengers: Age of Ultron

Şimdi, Avengers çizgi romanlarını okumuş biri değilim. Tabi bu durumda da Age of Ultron hakkında ahkam kesecek bilgiye de sahip değilim. Zaten şu son filmlerden sonra Türkiye’ye çizgi romanları gelmeye başladı. Eskiden nerede bulacaktınız çizgi roman. Fi tarihinde gazeteler Tenten, Teksas, Tommisk, Swing gibi çizgi romanlar verirlerdi de öyle okurdur. Gazeteler de bu işten çekilince bunları temin edecek yer kalmadı pek.

Şimdi ben bu yazıya neden böyle başladım. Bir seri okumayanı olarak Avengers: Age of Ultron filmi olaylara bodoslama dalıyor. Filmi izlerken The Avengers ile arasında bir bölüm vardı da ben mi kaçırdım diye tereddütte kaldım. Film ne olup bittiği konusunda senaryo olarak hiç bir açıklamada bulunmuyor. Bu sebepten dolayı bende senaryoyu pek değerlendirmeyeceğim ama olması gereken şu ki, siz bir uyarlama yapıyorsanız bunu okumayanlar içinde yapıp bir bilgilendirme yapmalısınız. Okumaya devam et

The Avengers

Marvel’in tüm çizgileri piyasaya uyarlandığında bakıldı ki getirisi büyük biz bunun devamını çekelim dediler. Marvel zaten bunları bir araya toplamıştı. Bunları daha çok insanın izlemesi için ekrana taşımak elbetteki bazı sorunları da bir araya getirdi. En başta benim aklıma gelen soru ise bunların bir şekilde bir arya getirilmesi oldu. Aynı zaman ve aynı mekanda tamam her şey çök güzel ama yer yer kendi başlarına olan filmlere gönderme yaparken, diğer filmlerde, diğer karakterlere azda olsun yer verilmemesi benim aklımda soru işaretlerine sebep oldu. Nasıl mı?

Mesela Iron Man’de de dünya, ülke tehdit altında ama aynı zamanda yaşayan (yaşadığını gördüğümüz) diğer süper kahramanlar neredeydi? Bari her filmde diğerlerinin isimleri de geçseydi de bende bu şekilde gereksiz bir meraka kapılmasaydım. Ama bu filmde diğer filmlere göndermeler yaparken insan ister istemez, bu soruyu da soruyor. Gerçi ileriye dönük filmler listesi de var belki bu açığı kapatabilirler. Okumaya devam et

Captain America: The First Avenger

Zaten başlığa baktığınızda yada filmin ismini gördüğünüzde sizi nelerin beklediğini anlıyorsunuz. Marvel’in ünlü çizgi romanından uyarlama olan Captain America: The First Avenger düşmanını yine çizgi romandan esinlenmiş. Şimdi bol bol Amerikan propagandası dışında filmin bize ne getirisi var onu düşünelim. Düşünelim düşünmesine de, bu kadar düşündükten sonra bir şey bulamamak, insanı üzen şey.

Zaten Kaptan Amerika’nın çıkışı ABD’nin 2. Dünya savaşına katılması ile milli duyguları körüklemek, Amerikan askerlerinin doğruluğunun ve güçlülüğünün kanıtı kanıtı olduğu için ortaya çıktığını biliyoruz. Görevini başarıyla yerine getirdikten sonra sessizce bir rafa kaldırılmış, Ancak Mervel’in ve Amerikan dünyasının en büyük kahramanlarından biri olmuş. Zaten bu zamana kadar Kaptan Amerika’nın adam gibi bir filminin olmamış olması çok ilginçti. Gerçi bu film içinde adam gibi olmuş demek olmaz.

Filmi boyutsuz olarak izledim ancak filmde 3D ile süslenecek bir sahne gördüğümü söyleyemeyeceğim. Zaten film iki boyutlu olarak çekilmiş ve sonradan 3D’ye çevrilmiş. Yani asıl amacın 3D’den de ekmek yemek olduğu apaçık ortada.

Filme döndüğümüzde ise ucuz kahramanlıklar dışında öyle güzel bir senaryosu yok filmin. Hikaye çizgi romandan araklanmış, ancak kendi içerisinde çelişen o kadar çok şey var ki izlerken bunları kafanıza takıyorsanız filmi bitiremezsiniz. Zaten filmin ilk bölümü de Kaptan Amerika’nın Kaptan Amerika olma hayalleri ile sönük bir şekilde geçiyor. 124 dakikalık filmin belkide son on dakikası size beklediğiniz aksiyonu vermeye çalışıyor. Bu da aksiyon için izlediğiniz filmin boşa gitmesi demek.

Birde filme baktığımızda Red Skull karakterinin Kaptan Amerika karakterinden daha sağlam daha tutarlı olduğunu görüyorsunuz. Yani şahsen ben Kaptan Amerika’ya adam demem. Bunun yanı sıra süper kahraman sevdiği açılamadığı kız hikayesi burada da karşımıza çıkıyor. O dönem çizer ve yazarların böyle bir sıkıntısı varmış sanırım ve bunu süper kahramanlar yalnız olmalı şeklinde lanse etmişler. Neyse biz dönelim filmimize…

Steve Rogers üflesen uçacak cılız bir Amerikan vatandaşıdır. Tüm varlığı ise Amerika’dır. İkinci Dünya savaşı patlak verdiğinden beri orduya katılmak için çabalar ancak bir türlü orduya alınmaz, her seferinde alay edilerek uzaklaştırılır. Ancak bu çabasından vazgeçmez. Steve Rogers bir gün orduya katılacak ve Nazilere karşı savaşacaktır.

Tüm çabalarına rağmen orduya alınmaz ama günün birinde onun bu istek ve arzusunu gören biri onu orduya alır. Ancak alınış amacı üstün güçlere sahip Amerikan askerini geliştirmek içindir. Steve küçük bir eğitimden geçirilir. Eğitimde Steve’in doğru kişi olduğu anlaşıldığında deney başlar. Tabi bu arada cılız Steve kendisi ile ilgilenen subay Peggy Carter’a da aşk beslemeye başlamıştır. Lakin açılamaz bir türlü.

Bu sırada dünyanın diğer tarafında Nazi subayı, Johann Schmidt kendisine büyük bir güç verecek geçmişten kalma bir kristal bulmuştur. Bununla teknolojik silahlar geliştirmiş, bir kısmını da kendini güçlendirmek için harcamıştır. Bu sırada Hitler’den ayrılmış Hydra adında bir birlik kurmuştur kendisine. Değişen görünümü ile birlikte de kendisine Red Skull adı vermiştir. Bu şekilde süper kahramanımızın da süper düşmanı ortaya çıkmıştır.

Steve üzerindeki deney daha ilk seferinde test bile edilmeden başarıya ulaşmış, bizim iskelet Steve kaslı maslı, güçlü kuvvetli bir adam olmuştur. Hatta bu olay esnasında düzenlenen suikastçiyide yakalamıştır. O an için gazetelerde boy gösterir ancak bir süre sonra unutulur. Belediye başkanının da yardımıyla Steve, nam-ı değer Kaptan Amerika, askerlere moral için şovlarda yer alır. Ancak Kaptan Amerika’nın bu durum hiçte hoşuna gitmemektedir.

Amerikan birliklerinin Hydra seferleri sırasında esir düşmeleri üstüne, Kaptan Amerika bu durumu haber alır. Esir alınanların içerisinde yakın arkadaşı da bulunmaktadır. Bu haber sonunda Kaptan Amerika emirleri falan sallar ve Hydra’ya savaşmaya gider. Tabi askerleri çok basit bir şekilde kurtarır. Savaştan savaşa koşmaya başlar.

Burada tabi ki filmin saçmalıklarına değinmek istemiyorum. Amerikan vatandaşıdır, Amerikan askeridir yapar diyor ve geçiyorum. Ama tamam vücudu şişirdin de adamı da mı birden akıllandırdın. Birden uçak kullanma mı öğrenilir. Çok boş zamanınız varsa izleyin diyeceğim bir film. Yada böyle patlama efeklerine sese düşkünseniz olabilir.

Yönetmen: Joe Johnston

Senaryo:

Christopher Markus
Stephen McFeely
Joe Simon çizgi roman
Jack Kirby çizgi roman

Oyuncular:

Chris Evans Captain America / Steve Rogers
Hayley Atwell Peggy Carter
Sebastian Stan James Buchanan ‘Bucky’ Barnes
Tommy Lee Jones Colonel Chester Phillips
Hugo Weaving Johann Schmidt / Red Skull
Dominic Cooper Howard Stark

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0458339/

TMNT

Bizim dönemin vazgeçilmezlerindendir Ninja Kaplumbağalar. Bir kimyasal bir sıvı sayesinde dört küçük kaplumbağa en son temas ettikleri varlığın özelliklerini alarak insan gibi olurlar. Boyutları, şekilleri insana benzer ama görünüşleri yine kaplumbağadır. Son temas ettikleri kişi ise dövüş sanatları uzmanı Splinter. Splinterda son kez bir fareye dokunmuş ve farenin şeklini almıştır. Splinter bu değişimden sonra ünlü sanatçıların adını verdiği (Donatello, Raphael, Michelangelo, Leonardo) bu kaplumbağaları büyütür ve eğitir. Her biri kendi dalında uzman savaşçı olur ve sokaklara adalet sağlamak için çıkarlar.


Tabi onların, daha doğrusu Splinter’in ezeli rakibi ve düşmanı Shredder peşlerindedir. Shredder’in yanındaysa başka bir galaksiden gelen ve dünyayı ele geçirmeye çalışan Krang (beyin) vardır. Tabi birde kaplumbağaları izleyen sonralarda arkadaş oldukları güzeller güzeli muhabir -ki zamanında herkes aşıktır kendisine- April O’Neil.

Bu ekip zamanında maceradan maceraya koşarken bizde zevkle izlerdik. Ancak üstünden yıllar geçmiş sayısız didişme sonucunda Ninja Kaplumbağalar Shredder’dan kurtulmuşlardır. Aslında böyle bir karakter nasıl bırakılır o da bilinmez. Tabi Shredder ölünce kaplumbağaların, uğraşacak işi de kalmamıştır. April hiç bir kahramanın olmamış, şapşal Casey ile birlikte yaşamaktadır. Aynı zamanda gazeteciliği de bırakmış, tarihi eser nakliyesine başlamıştır. Bu arda Splinter’da Leonardo’yu kişisel eğitimini tamamlaması için, uzağa gönderir. Raphael ise onun kendilerini bıraktığını ve tatil yaptığını düşünmekte ve ona sinir olmaktadır. Raphael geceleri tek başına suçlularla savaşmaya çıkar.

Bir gün Leonardo eve geri döner. Bu arada kasabada garip şeyler olmaktadır. Bilinmedik yaratıklar ortalıkta dolanmaya başlamıştır. Grup bir araya gelir ve bu kötülere karşı savaşmaya başlarlar. Ancak bu süreçte sancılı olur, Raphael, Lenardonun boyunduruğu altına girmek istemez. Tabi bu geçici süredir.

Bu arada April’in getirdiği heykellerden biri canlanır. Hatta onunla birlikte bir çok heykel canlanır. Zengin bir iş adamı tüm bu heykelleri toplar ve öğreniriz ki bu kişi eski bir savaşçıdır. Dünyayı, ele geçirmek için boyutlar arası kapı açacaktır, başarısız olduğu için de lanetlenmiştir. Şimdi ise gezegenler yine bir araya gelecek ve kapı yine açılacaktır. Kaplumbağalar, April, Casey, Splinter olayların üzerine geçer ve dünyayı kurtarmak için yeni maceraya atılırlar.

Bildiğimiz çizgiden bilgisayar animasyonuna (CGI) dönmüş. Ancak eski Kaplumbağacı olarak onların bu bilgisayarlı halini beğenmedim. Zaten güzelim April’i de düzgün çizememişler. Ancak dönemin hartırına izlenilebilir bir film.

Yönetmen: Kevin Munroe

Senarist: Kevin MunroePeter Laird

Seslendirenler:

Nolan North
Raphael / Nightwatcher
James Arnold Taylor
Leonardo
Mitchell Whitfield
Donatello
Mikey Kelley
Michelangelo
Mako
Splinter
Sarah Michelle Gellar
April O’Neil
Chris Evans
Casey

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0453556/