Ducktales: Treasure Of The Lost Lamp / Ördek Şehri: Kayıp Lambanın Sırrı

Çocukken pek bir zevk alarak izlediğim Varyemez Amca’nın maceralar dolusu dizilerin ardından uzun soluklu filmi Ducktales: Treasure Of The Lost Lamp. Film 1990 senesinde yapılmş. O zamandan bu yana kaç kere izledim hatırlamıyorum ancak bu elime geçtiği anda tekar izlemeyeceğim anlamına gelmiyor. Ben de tekrar tekrar izliyorum.

Cizgi film çok eğlenceli ve komik. Varyemez Amcanın yanında bilindik kadro hazır. Çılgın pilot Launchpad McQuack yine ayrı bir zevk veriyor izlerken.Ama kendisinin rol süresi oldukça kısa bu konuda üzüldüğümü belirtmeliyim. Ancak kendisi sayesinde, filme çok hızlı bir giriş yapıyoruz.

Varyemez Amca yıllardır Ali Baba’nın gizli definesini aramaktadır. Bu arayış 40 yıla yakın bir süre sürmüştür. Varyemez başarısızlıkları üzerine artık Arkeoloji derneğinin toplantılarına da gitmek istememektedir. Çünkü her sene bulacağım diye söz verdiği hazineyi bulamayıp geri döndüğünde herkes onunla dalga geçmektedir. Varyemez son çıktığı kazıda Ali Babaya ait bir sandık bulur. Büyük hevesle sandığı açar içindense Ali Baba’nın eski kıyafetleri çıkar. Varyemez üzüntü ile dövünürken, yeğenlerinden biri elbisenin birinin cebinde bir harita bulur. Harita Ali Babanın hazinesinin yerini göstermektir.

Varyemez yeğenleri ile birlikte haritanın yerini bulmak için yola çıkar. Ancak arkalarında kötü Merlock onları takip etmektedir. Merlock sihirli lambanın eski ve kötü sahibidir. Yüz yıllardır da lambanın peşindedir.

Varyemez ve tayfası hazineyi bulur ancak Merlock hazineyi çalar. Eski lamba ise yeğenlerinde kalmıştır. Varyemez, giden hazineye üzülürken, yeğenleri ise lambadan çıkan cin ile çok eğlenmektedirler. Varyemez lambayı öğrenir. Onu büyük gururla toplantıda açıklayacakken kötü Merlock lambayı ele geçirir.

Tabi kötü birinin eline geçince lamba, varyemezin tüm mal varlığı kaybolur ve beş parasız kalır. Şimdi eski hayatına kavuşmak için lambayı ele geçirmeye çalışır.

Gerek diyaloglar gerek macera gerek eğlence hepsi bu filmde. Zevkle izlenebilir. Türkçesi de oldukça başarılı ve karakterlerle uyumlu ama yeğenlerin sesleri biraz daha anlaşılabilir olsaymış çok daha iyi olacakmış. Kesinlikle izlenmeli…

Yönetmen: Bob Hathcock

Senarist:

Alan Burnett
Ken Koonce
David Weimers
Carl Barks

Seslendirenler:

Alan Young Scrooge McDuck (voice)
Terence McGovern Launchpad McQuack (voice)
Russi Taylor Huey Duck / Dewey Duck / Louie Duck / Webbigal ‘Webby’ Vanderquack (voice)
Richard Libertini Dijon (voice)
Christopher Lloyd Merlock (voice)
June Foray Mrs. Featherby (voice)

Seslendirme Yönetmeni: Ali Ekber Diribaş

Varyemez Amca … Ferdi Atuner

Can – Cem – Cin … Naci Taşdöğen

Dijon … İsmail Yıldız

Merlock … Faruk Akgören

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0099472/

Jack And The Beanstalk / Jack ve Fasülye Sırığı

Efendim şimdi nasıl anlatsam, adından da anlaşılacağı üzre film bir masal uyarlaması. Tabi yeni neslin eski masallarla arası nasıldır bilmiyorum bu da benim ayıbım olsun. Ancak eski bir masalın yeni yorumunu izlerken ister istemez, bazı umutlar besliyorsunuz. Ama karşımıza çıkan, eski hikayeye zorlama espriler eklenmiş bir çocuk filmi.

Elbette çocuk filmlerini seviyoruz ancak hani uyarlarken biraz daha dikkatli olsaymışsınız ya. Ne espriler yerinde ve tatmin edici ne de oyunculuklar. Film biraz oldu bitti, çekelim gidelim edasında ilerliyor. Bu arada bazı sitelerde film için 174 dakika yazmış ancak ben filmi 95 dakika olarak izledim. IMDB’de bu konuda benimle aynı fikirde. Eğer 3 saatlik versiyonu da varsa ortalıkta bana ileten olursa memnun olurum.

Neyse gelelim konumuza. Jack, kahraman olma hayali ile yanıp tutuşan bir çocuktur. Masal kahramanlarının olduğu bir yerde yaşamaktadır ve herkes kahramandır. Ancak Jack’ın babası da kahraman değildir. Yıllar önce ortadan kaybolmuş ve hiç haber alınamamıştır. Tabi bir kahramanın oğlu olmayınca, kendisi de babası gibi diğer insanların lafları altında ezilmektedir. Tek amacı kahraman olmaktır.

Jack sınıfında da hor görülmektedir. Sınıfı geçmesi içinde bir kahramanlık yapması gerekmektedir. Jack bu halde efkarlı efkarlı dolaşırken, bir dükkana girer. Burada üç fasulye karşılığı tek varlığı olan oyununu satar ve eve gelir. Annesi bu önemli oyunu satmasına kızar. Jack ertesi gün bu fasulyeleri geri vermek umuduyla dükkana geri döner ama dükkanın yerinde yeler esmektedir. Kitapçıya fasulyeleri vermek ister ancak, adam onları almaz. Üstüne üstlük ona birde üzerinde aile arması bulunan boş bir defter verir.

Jack mutsuz bir şekilde eve gelir ve odasının penceresinden, fasulyeleri bahçeye atar. Fasulyelerden birini kaz yemiş diğer ikisi de almış başını uzamış, göğe çıkmıştır. Jack’ı sabah, kaz uyandırır. Jack yaşadıkları karşısında şaşkındır ama bir maceraya gittiğinin farkındadır ve kaz ile birlikte, fasulye sırığına tırmanmaya başlarlar.

Bulutların üstüne çıktıklarındaysa, yaşlı bir adamdan bir hikaye dinlerler. Adamın billur sesli torunu kötü kalpli dev tarafından kaçırılmış ve altın bir arpa dönüştürülmüştür. Jack bunun kahramanlık için bir fırsat olduğunu düşünür ve yaşlı adama torununu kurtarmak için söz verir.

Tabi yolunda devam ederken zorluklarla karşılaşır. Karşısına çıkan insanlara inanıp inanmama arasında kalır ve öğrenir ki aslında babası korkak değildir. Devin hücresinden kaçarken arkadaşını kurtarmak için kendini feda etmiştir.

Film tam anlamıyla çocuk filmi. Ancak belirtmem lazım ki çocuklarında severek izleyeceği bir film değil. Oldukça sıkıcı, bir çocuğun film karşısında yarım saatten fazla kalacağını düşünmüyorum. Özensiz bir film olmuş. Dev bile deve benzememiş. İzlemek zaman kaybetmekle eş değer.

Yönetmen: Gary J. Tunnicliffe

Senarist: Flip KoblerCindy Marcus

Oyuncular:

Colin Ford
Jack
Chloe Moretz
Damsel in Distress / Jillian
Christopher Lloyd
Headmaster
Adair Tishler
Rapunzel
Billy Unger
Prince Charming
Emily Rose Everhard
Red Riding Hood

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1079968/

Piranha 3-D

Şu filmden çıktıktan sonra, bizim toplumumuzun hangi kesimden olursa olsun cinsel öğeleri / objeleri /organları gördükten sonra gülmeye başladıklarını düşünmeye başladım. Tabi bu sadece tek filmle vardığım bir kanı değil. Tabi merakta ediyorum kişilerin cinsel yaşamı nasıl oluyor diye, sanıyorum baya bir kahkahalıdır. Neden böyle bir giriş yaptım? Bu tür bir görüntü geldiğinde herkesin kahkaha ile gülmesinden. Kızların gölde çıplak yüzmeleri, yada adamın penisinin kopması çok mu komik? Ah akabindeki sahne için bir şey diyemem…

Filmimize dönelim. Yönetmen Alexandre Aja‘yı The Hills Have EyesMirrors filmlerinden tanıyoruz. Bu filmde de yönetmenin, vasat olmayan işler başardığına şahit olmuştuk. Prihana için de aynı şeyi söyleyeceğim. Vasat olmayan bir film Pirhana. Filmin en büyük özelliği ise 3D olması. Ancak burada biraz duraksayacağım. sanıyorum film sonradan dijital ortamda boyutlandırıldığından olsa gerek, diğer sanal boyutlandırmalarda gördüğüm sorunu bunda da gördüm.  Filmde üçüncü boyut, dışa doğru değil içe doğru. Yani bir çerçevenin içinde olan biteni izliyormuşsunuz gibi. Tabi bu size o beklediğiniz hissi vermiyor.

Filme geri döndüğümüzde, filmde gitmeden önce yorumlara bakmış ve büyük bir çoğunluğun, filmin pornografik ve erotik öğelerden ibaret olduğunu duymuştum. Tabi erotik yada pornografik 3D’de izlemek ayrı bir deneyim olacaktır deyip biraz daha hevesli sinemanın yolunu tutum. Açıkça söylemek gerekir ki, beklediğimi bulamadım. Klasik Amerikan korku filmlerinde karşılaştığımız, erotikliğin bir adım önüne çıkmıyor film. Eğer bir yaz filmi çekiyorsanız da bu hep vardır.

Film Victoria gölünde meydana gelen bir deprem sonucu, yer altında bulunan bir gölün, yeryüzündeki gölle birleşmesini anlatıyor. Tabi gölün birleşmesi ile birlikte, yüzlerce prehistorik pirana gölde cirit atmaya başlar. Bizim izlediğimiz hikaye ise bu piranaların orada bulunan halka yaşattığı dehşet. Filmimiz oldukça basit bir senaryoya sahip ve o kadar çok mantı hatası mevcut ki senaryo ve kurgu olarak hiç bir şey vermiyor.

Sadece dersleri ve ailesi ile alakalı gibi görünen kasaba şerifinin oğlu Jake, kasaba sahilinde dönen büyük eğlencelere bir türlü gidemez çünkü sürekli küçük kardeşlerine bakmak zorundadır. Hoşlandığı ve söyleyemediği bir kız vardır ayrıca, hatta kız da ondan hoşlanmaktadır. Bir gün Jake, kız kardeşini kurstan almaya gidinde hayatının fırsatı ile karşılaşır.  Meşhur bir porno / erotik film yapımcısı ona bu gölü gezdirmeleri için para önerir. E işin sonunda para ve kızlar olunca ki bu zaten kendi içine kapanmış, Jake için geri tepilmeyecek bir fırsat olur. İşi kabul eder, tek sorun ise, çocukları evde yalnız bırakmaktır.

Kardeşleri ile pazarlık yapar, onlara para öder ve evden ayrılmamalarını tembihler. Tabi çocuklar onu dinler mi balık tutmak için göle açılır karşıda kayalıklara gittikleri zaman ise kayıklarını iyi bağlayamaz ve orada mahsur kalırlar… Gördüğünüz gibi gayet sıradan bir hikaye ilerler durumda. Bu arada Jake’in annesi şerif Julie ise, bu sismik hareketleri inceleyen bir ekip ile olayın kaynağına iner. Araştırmacılar bu dev yer altı gölünü görür ancak felaketlerin de anlaşılmasına sebep olurlar. Artık polisin olaydan haberi vardır. Bunun üzerine gök kenarındaki halkı uyarmak için harekete geçerler. Ancak halk nasıl oluyorsa polisi pek sallamaz. Tabi felaketler başlar. Tabi alkol ve erotizmin dibine vurulduğu sahilde elinde tabela ile Tanrının onları cezalandıracağından bahseden bir gurupta görürüz. Filmimiz bu saatten sonra, “siz azdınız Tanrı da sizi cezalandırıyor” akışı alır. Filmin aksiyon sahneleri arasında ben bu ellerinde tabelalı kişileri görmedim sanıyorum onlar iman gücü ile kurtarıldı.

Polisi takmayan halk piranaların saldırısına uğrayınca neye uğradıklarını şaşırır ve hepsi can havliyle kaçmaya çalışırlar. Tabi piranalardan kaçış yoktur büyük bir kıyım başlar. Burada aslında es geçilmeyecek bir konuya da yer verilmiş. İnsan panik haldeyken, başka insanların yaşamasını pekte sallamıyor, bunu görüyoruz. Film de dikkatimi çeken bir konu ise polisin o balıklara, o kargaşa da silahla ateş etmesiydi. Tamam bir nebze onları anlıyorum ancak karaman Amerikan polisinin, bir kayık motorunu söküp onlarla piranaları doğrayıp daha sonra piranalara yem olmasına ne demeliydi. Burada çıkarıyoruz ki Amerikan polisi her daim kahraman…

Sahilde böyle can pazarı yaşanırken Jake açıklarda teknede eğlencenin dibine vurmaktadır. Tabi işin tek kötü tarafı, o hoşlandığı ancak inkar ettiği kızında kendisine inat tekneye binmiş olmasıydı. Bunun haricinde her şey çok mu çok güzeldi. Alkol, kadınlar, daha ne olsun ki… Aslında burada takılmamız gereken bir konu da artık porno /erotik sektörünün ne kadar ayaklara kadar düştüğü. yani artık rahatlıkla her yerde her şekilde bu işin yapılabildiği. Her ne kadar insanlara bu kısımlar “aaa ayıp” şeklinde gelse de yönetmenin gönderme yapmaktan çekinmediği bir nokta.

Her şey güzelce giderken Jake uçan memeliyi kayda alırken birden o adacıkta kalan kardeşlerini görür. Onları kurtarmak için gitmeleri gerektiğini söyler. Ancak yönetmen kişisi onu biraz hırpalayacak derken, Jake annesinin şerif olduğunu söylemesi ile işler değişir ve çocukları almaya giderler. Bu arada kayalıklara takılan tekne baymaya başlar. Suya inememektedirler piranalar cirit atmaktadır. Jake annesini arar ve durumlarını izah eder. Annesi onlara yardıma gelir.

Aslında filmin en absürt sahneleri burada başlar. Gelen küçük bot neden batan yata çok yaklaşamaz. Uzatılan ipe neden herkes aynı anda biner, korkuluk kırılınca başka korkuluğa takılan ipi insanlar hala üzerindeyken Jake neden tutmaz… Bunları da es geçiyorum, Jake içeride kalan kızı sadece suyun altından girerek kurtarabileceğini söyler. İpi beline bağlar ve yatın üstünden aşağıya iner ancak ön taraftan değil yan taraftan. Yani ip önce korkuluklardan geçer yatın üstüne gelir, sonra yan korkulukların arasından geçerek aşağıya iner. Su kayağı yapmak için kullanılan bir ipin bu kadar uzun olması ise ayrı bir konu. Velhasıl Jake kızı kurtarır ve iple çekilmeye başlar. Ancak  yatın üzerinden değil, direk altından çekilmiştir ip. Onu da geçtim, kayalıklar yüzünden yaklaşamayan bot onları çekerken, bizim elemanlar hiç kayalıklara denk gelmemiştir. Hiç bir yerleri yaralanmamıştır.

Filmin beni gülümseten kısmı ise birden karşımda Christopher Lloyd‘u görmem. Kendisi bir akvaryum işletmecisi olarak çıkıyor karşımıza. Bu arada o kadar su darbesine aldırmayan telsizler ile haberleşmelerini es geçmeyeyim. Film bitti bitecek derken, akvaryum işletmecisi, piranaların aslında daha yavru olduklarını söylemesi ile büyükleri nasıl sorusuna hemen gelen cevap oha dedirtiyor insana. Tabi bu son filmin devamına da göz kırpıyor.

parçalanma sahneleri oldukça başarılı bir film. yeni piranaları sevdiğimi söyleyebilirim. Oldukça güzel özenle çizilmiş. Ancak film 3D diye özellikle sinemaya gitmeye gerek yok, pekala normal bir şekilde de izlenebilir. Ancak sinemaya gerek var mı evde izlesek ne olur sorusuna da çekimser kalırım. Hiç bir artısı olmadığını belirtmek isterim. Bol kanlı parçalamalı, sıkmayan yaz filmi…

Yönetmen: Alexandre Aja

Senaryo: Pete Goldfinger, Josh Stolberg

Oyuncular:

Richard Dreyfuss Matt Hooper
Ving Rhames Deputy Fallon
Elisabeth Shue Julie Forester
Christopher Lloyd Mr. Goodman
Eli Roth Wet T-Shirt Host
Jerry O’Connell Derrick Jones

Steven R. McQueen Jake Forester
Jessica Szohr Kelly
Kelly Brook Danni

Linkler:

http://piranha-3d.com/

http://www.imdb.com/title/tt0464154/