Etiket arşivi: Daniel Brühl

buralarda yokken izlediklerim

Professor Marston and the Wonder Women (2017)

Aslında Wonder Woman’ın böyle bir hikayesi olduğunu da bilmiyordum. Wonder Woman’ın yaratıcısı Profesör William Moulton Marston aynı zamanda DISC Kişilik Envanteri analizinin ve yalan makinesinin mucidiymiş. Oxford Üniveritesinde öğretim görevlisi olan Marston burada bir öğrencisine aşık olur. İşin sıradışı kısmı aynı üniversitede öğretim görevlisi olan karısı Elizabeth’te aynı kadına aşık olur ve beraber yaşamaya başlar. Tabi bu skandal olay duyulunca hepsi birlikte kovulurlar ancak birlikte yaşamaya devam ederler. Bu esnada Marston bu iki kadından esninlenerek aslında fantazilerini de dile getirdiği bir kadın süper kahraman ortaya çıkarır. Bu karakter büyük bir ilgi ile takip edilir ama aynı zamanda müstehcen de bulunur. İşte filmde bu hikayeyi anlatıyor.

Genel olarak bakıldığında film yavaş ilerliyor. Ancak Wonder Woman gibi bir karakterin yaratıcısının aynı zamanda yalan makinesi gibi bilimsel bir icada da adını yazdırması bu yavaş ilerleyen hikayede dikkati canlı tutuyor. Her biyografide olduğu gibi bunda da bir yere kadar olaylar yavaş akarken bir yerden sonra hızlıca gidiyor. Bu da soru işaretleri bırakabiliyor akılda. Senaryo bu bakımdan sınıfta kalıyor. Kurguda da bazı sıkıntılar var. Yönetim ise klasik. Oyunculuklar ise ortalama. http://www.imdb.com/title/tt6133130/

Öteki Taraf (2017)

Film vizyona girdiğinde sürekli fragmanı yayınlanıyordu. Artık izlemezsen dayak yiyeceksin durumuna gelmiştik. Sonrasında da fiyatı düştü aylarca vizyonda kaldı. Ama ben ne yaptım dayak yemeyi göz önüne alarak filmi izlemedim. Ama ben ki okuyucularımın iyiliğini düşünüp en saçma filmleri bile izlemiş, yorumlamış adamım bu film neden olmasın dedim? Boş bir anımda film tv’de denk gelince izleyeyim dedim.

Filmin orijinal olmadığını tahmin ediyordum. Zaten sonunda da La cara oculta uyarlaması olduğu yazılmış. Gelelim filme. Yönetim olarak aslında beklediğimden daha iyiydi. Beni şaşırttı diyebilirim. Hikaye uyarlama olmasına rağmen açıkları çok fazlaydı. Süper erkeğin süperliği hakkında pek bilgi vermiyordu. Onunla birlikte eski saplantılı aşkının karakterleri hakkında. Yani özetle karakterlerin hiçbirinde derinlik yoktu. Oyunculuklar bence iyi değildi ama zaten oyuncu olmadığını düşündüğüm Meryem Uzerli, bir tık iyi iş çıkarmış. Özcan Deniz zaten belli, Asli Enver ise zaten filmde en zorlu yükü üzerine almış ve bunu başarmış. Belirttiğim gibi bir derinlik yoktu filmde. Orijinal filim izlemediğim için bir karşılaştırma yapamayacağım ama bu film baya eksik kalmış. http://www.imdb.com/title/tt6213036/

1922 (2017)

Filmi izlemeye başlayınca hikayeyi hatırladım. Film Stephen King‘in Zifiri Karanlık, Yıldızsız Gece (Full Dark No Stars) adlı kitabında bulunan aynı isimli hikayeden uyarlanmış. Kitap tanıtımında hikayenin konusundan bahsetmiştim. Bir tık uzağınızda bu sebepten dolayı noktayı koyuyorum.
Film klasik Netflix filmlerinden biri. Bütçe olarak fazla para harcanmamış. Bununla bilikte çekim ve oyunculuklarla ilgili sıkıntı var. Kurgu itibariyle de canım hikaye çöpe atılmış. Film boyunca, filmin içine girmekte ve karakterlerle empati kurmakta zorlandım. Oysa okurken öyle olmamıştı. Film boyunca adeta bitsede gitsem modundaydım. Buna rağmen IMDB’de fena bir puan almamış. İlginç bir durum. Yine de bir King uyarlaması izlemek keyifliydi. http://www.imdb.com/title/tt6214928/

The Cloverfield Paradox (2018)

Cloverfield serisinin üçüncü filmi The Cloverfield Paradox. İlk Cloverfield filminden de çok kıza bahsetmişim anlaşılan pek hazetmemişim. Derken geçen sene ikinci film çıkmış ama ben ondan ilginç bir şekilde hiç bahsetmemişim. Bir ara bahsetmek gerekecek. Bu film ise bu kadar lakırtıdan anlaşılacağı gibi serinin üçüncü filmi. Aslında bu filmi de çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Arkadaş hep diyorum dünyada astronot mu kalmadı da böyle sorunlu tipleri uzaya gönderiyorsunuz? Benim bildiğim bu vatandaşlar her türlü testten geçiyorlar buraya gitmek için. Bırakın kardeşim az bir streste zıvanadan çıkacaksanız biz gidelim uzaya, insanlığı kurtarmaya.

Aslında bu vesile ile filmin eleştrisini de yapmış oldum. Karakter geçmişlerini bilmiyorum bilsekte zaten bu gibi aksiyonalardan uzak olmaları lazım. Başta bence film burada kaybetti. İkincil olarak film görsel olarak pek bir şey vermiyor. Üçüncü olarak oyunculuklar iyi değil. Bilim kurgu filmi olmasına rağmen tüm hikaye basit bir kuramın arkasına saklanmış ve bu da bir amaca bağlanmamış. Sanki herşey havada. Neyse bilim kurgu olsun taştan olsun derseniz buyurun derim. http://www.imdb.com/title/tt2548396/

The Shape of Water (2017)

Bu filme biraz daha fazla satır ayırmak lazım. Hem 2018 Oscarlarında 4 ödül alması ki bunların arasında en iyi filmde var, bir diğeri de Guillermo del Toro filmi olması. Ancak başta söylemeliyim ki bu film ne yönetmenin en iyi filmi, ne de Oscar’da dört ödül alacak kadar iyi bir film. Henüz Dunkirk ve Get Out haricinde Oscar adayı film izlemedim ama bence iki film de bu filmden daha iyiydi.

Filmin atmosferini sevmedim diyemem ancak nedense ne atmosfere ne hikayeye bir türlü adapte olamadım. Kurgu beni hiç yanıltmadı sanki senaryoyu oturup beraber yazmış gibiydik. Hikaye şaşırtmayınca filmin renklerine atmosferine bakındım. Sanki bir hayalin içinde olmamız gerekiyordu bu atmosferle birlikte ama nedense ben bu hayalin iki garip karakterin yaşadığı aşkın içine bir türlü giremedim. Oyunculuklar iyiydi ama karakter derinlikleri, altı dolmayan basit hikaye karşısında film bir türlü kendine çekemiyordu. Hal böyle olunca izlenip unutulacaklar arasında yer edindi film bende. Ne diyeceğimi bilmemedim. Filmin hikayesini kısaca özetlemek gerekirse, suda bulunan bir yaratık üzerinde deney yapılmak üzere labaratuvara getirilir. Burada, hayatı rutine binmiş dilsiz bir kadın onu görür ve yaratığın gördüğü işkence karşısında ona acır yardım eder ve aralarında bir yakınlaşma olur. Gerisini tahmin ediyorsunuzdur. http://www.imdb.com/title/tt5580390/

Eva

Filmin özelliklerine baktığımız zaman, bilim kurgu, fantastik olduğunu görüyoruz. Bu beklenti ile filmi izlemeye başladığımızda filmin gidişatı pek tatmin yaratmıyor izleyici üstünde. tamam ortalıkta dönen robotlar var ama, hikayenin nereye varacağı konusunda, ya da nasıl bir aksiyon ile karşılaşacağınız konusunda merakta kalıyorsunuz. Alışmışız ya bilim kurgularda bir aksiyon olmasına. Eva oldukça yavaş ilerliyor. Ve sanki bilim kurgudan çok dram olarak çıkıyor karşımıza.

Alex Garel robot teknolojisinin dahi çocuğudur. Ancak bazı sebeplerden dolayı işe ara vermiştir. Yıllar sonra doğup büyüdüğü yere ve üniversitesine geri döner. Burada giderken arkasında bıraktığı eski sevgilisi Lana’yı görür. Lana, Alex’in çekip gitmesi üzerine onun kardeşi David ile evlenmiştir. Alex araştırmalarına başladığında yeni, zeki ve eğlenceli bir robot üzerinde çalışmaya başlar ve bu özellere uygun çocukları gözlemlemeye başlar. Kendisine bu kalıpta Eva adında bir çocuk bulur. Eva’nın ise Lana ve David’in kızı olduğunu öğrenir. Okumaya devam et

Intruders

Filmleri izledikten hemen sonra yazmak gibi bir fırsat bulamadığımdan yada izlediğim filmlerin çokluğundan sağ tarafta görüldüğü üzre bir liste oluşuyor. Gerçi filmin izlenmesi ve yazılması arasında en fazla iki hafta oluyor. Bu süre zarfında aslında yazdıklarım film hakkında aklımda kalanlar. Sanıyorum sıcağı sıcağına yazsam daha fazla eleştirel olacağım.

Yazmaya niyetlendiğimde filmin adını görür görmez ne olduğunu hatırlıyorum. Ancak bazı filmler hiç bir şekilde aklımda çağrışım yapmıyor. Anlıyorum ki bu filmlerin bir sahnesi bile aklıma gelmiyorsa bu filmden pek iş çıkmaz. İsmini görür görmez “bu ne?” de dediğim filmlerden biri de Intruders’ti. Filmle ilgili hiç bir çağrışım olmadı aklımda. Taki okuduğum tanıtımının ilk cümlesindeki “Boş surat” kelimelerini görene kadar.

Aslında filmin ilginç bir hikayeye sahip. İki hikaye arasında bağlantı kurarak film sonuçlandırılmaya çalışırken bazı eksik ve çatlaklar var. Bu da aslında iyi olabilecek bir filmin kalitesini düşürüyor. Karakterler hakkında tan anlamıyla verilen bir bilgi yok. BU sebepten dolayı filmin büyük bir kısmı kim kimdir, bu boş surat denen herif niye gelmiştir bunun muhasebesinde kalıyorsunuz. Filmde bu kadar soru işareti olunca finalde verdiği cevaplar ise sizi tatmin etmiyor. İki hikaye sadece tek bir noktada birleşiyor. Sonuçlar çok acele ile bağlanıyor.

Film oldukça etkili bir açılış yapıyor. Çocukluğumuzdaki dolaptaki korkunç şeyler mitlerini destekler halde izlerken bizi geçmişimize götürüyor ve ne yalan söyleyeyim heyecanlandırıyor. Juan adlında çocuğun gördüğü, Boş suratlı adam filmin ilk dakikalarında bizi kendisine başarıyla bağlıyor. Burada hikayenin temelinin aslında başarılı bir şekilde atıldığını görüyoruz. Boş surat, Juan’ın yazdığı hikaye ile sanki var oluyormuş imajı veriyor bize. Aklımızdaki soru ise “oğlum hala neden yazıyorsun?” yönünde. Tabi sonuçta çocuk. Juan yazdığı hikayeye bir final yapıyor ve onu bir ağaçta oyuğa saklıyor.

Aradan yıllar geçtiğini düşünüyoruz. Mia adında küçük bir kız Juan’ın yazdığını buluyor ve bunu okulda kendi yazmış gibi okuyor. Tabi o hikayeyi okuması ile birlikte, Boş surat tekrar hayata dönüyor ve Mia’ya takılıyor. Mia ile uğraşırken, babası John bu adamı fark ediyor Ancak onu hırsız sanıyor. Bir kaç kez daha adamla yüz yüze gelince tabi polislerde işin içine giriyor. Bu esnada öğreniyoruz ki küçük Juan aslında John. Polisler inceleme yapıyor aslında bir başka adamın olduğunu tespit edemiyorlar. Öğreniyoruz ki bu babadan kıza geçmiş bir hastalık.

Ancak bunları anlatma sırasında çok saçma hatalar yapılmış. Kurguda oldukça başarısız. Gereksiz sahneler izleyicinin kafasını karıştırmaktan başka işe yaramıyor. Filmin başında insanı kendisine çeken ve gerçeklik duygusunu yaşatan ortam kayboluyor ve film gerçeklikten uzak saçma sapan bir hal alıyor. Film bu kadar iddialı başlayıp sonunu getiremeyince kesinlikle hayal kırıklığına uğratıyor.

Oyunculuklar güzeldi diyebilirim. Clive Owen rolün altından başarılı bir şekilde kalkmış. Ancak Carice van HoutenPilar López de Ayala gibi oyuncuların oynadığı karakterler çok pasif kalmış. Yer yer varlıklarını bile hissedemiyorsunuz. Müzikler iyiydi. Korku sahnelerinin klişe olduğu gibi görüntü ve kamera açıları olarakta film sıradan özelliklere sahipti.

Özetlemek gerekirse sanki filmin bir yarısı başka, diğer bir yarısı başka bir filmdi. fazla beklenti yükseltmeden izlenmesi gereken bir film. Zaten tavsiyem sadece meraklılarının izlemesi yönünde. Aksi taktirde hayal kırıklığı büyük olacaktır. Film her yerde korku olarak lanse edilse de daha çok fantastik bir film.

Yönetmen: Juan Carlos Fresnadillo

Senaryo: Nicolás CasariegoJaime Marques

Oyuncular:

Clive Owen
John Farrow
Carice van Houten
Susanna
Daniel Brühl
Father Antonio
Pilar López de Ayala
Luisa
Ella Purnell
Mia
Izán Corchero
Juan

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1634121/