Etiket arşivi: Daniel Craig

Spectre

Son James Bond filmi olan Spectre aynı zamanda yirmi dördüncü James Bond filmiymiş. En iyi Bond filmlerinin en eskileri olduğunu düşünen ben bu film sonrasında da fikrimin değişmediğine takıl oldum. Bu filmin bir öncekinden ne farkı vardı diye sorarsanız aslında yoktu. Ama son deride biraz daha iç hesaplaşmaya dönerek kendi içinde kurgusu oturmaya başladı. Ancak aksiyonun yanında konunun pek bir değeri kalmıyor. Birden aksiyon içinde kayboluyorsunuz.

Aksiyon dedim de aslında görmediğimiz James Bond serisini James Bond yapan dudak uçuklatıcı aksiyon sahneleri yoktu. Tamam aksiyon sahneleri olmayabilir ama kamera kullanımıyla bunları farklı hale getirmek farklı haz vermek gibi bir durum da yoktu. Şimdi yiğidi öldürüp hakkını da yemeyelim. Filmde bu zamana kadarki yapılmış en büyük patlama sahnesi mevcut. Güzel de patlamış, ancak patlama sahnesi artık montajdan mıdır nedir ortada çok yapay durmuş. Zaten bu yapaylığı bir kaç sahnede de hissettim. Bence film montaj konusunda sınıfta kalmış. Okumaya devam et

Skyfall

Skyfall’ın benimi için en büyük artısı ve beni memnun eden en güzel tarafı Adele’nin filmin şarkısını seslendirmesiydi ve bence Adale gelmiş geçmiş en iyi Bond filmi müziğine imza attı. Tabi benimle aynı şekilde düşünenler var ki şimdi Adele, Skyfall ile 2013 Oscar ödüllerinde “En İyi Özgün Şarkı” ödülünü aldı. Şimdi gelelim filime.

İzleyici olarak Bond filmlerini sevmemizin nedenlerinden biride garip teknolojik aletler, doğa üstü güçlere sahipmiş gibi görülen çapkın bir adamın karşımıza çıkmasıydı. Son dönem Bond filmlerinde ise bu olgu biraz daha köreltilerek Bond artık sıradan bir insani teknoloji ise sıradan bir teknoloji olarak gösterilmeye başlandı. Bond serisinin son filmi Skyfall’da da buna büyük bir örnek. Yani karakter sıradanlaşmaya başlayınca filmde sıradanlaşıyor. Bu sebepten dolayı Skyfall sıradan bir aksiyon filminden öteye geçmiyor. Okumaya devam et

Dream House

Film vizyona girdiğinde çok izlemek istemiştim. Ancak o sıralarda İstanbul’da film festivalinin olması ve festival filmlerinden kafayı kaldıramamamdan dolayı filmi izleyememiştim. E tabi bir süre sonrada insan unutuyor izlemesi gerektiğini. (İzlemeyi gereklilik olarak algılayan ben.)

Tabi filmin kadrosuna bakmak filmi izlemek için bir sebep. Daniel Craig (kendisine kanımın ısındığını söyleyemeyeceğim), Naomi WattsRachel Weisz (iki isme de bayılırım) gibi isimlerin bir arda toplanması, afişin çekiciliği, fragmanın uyandırdığı merak filmi izletmek için birebir. Ancak filmi izlediğimde aslında o akdar da başarılı olduğunu görmedim. Evet oyunculuklar oldukça başarılıydı. Ancak hikaye ve kurguya dair içime sinmeyen bir eyler vardı.

Film ilk dakikalarından itibaren aslında insanı yanlış yönlendiriyor. Farklı bir hikayenin içerisinde yeni taşınılmış bir evde hayalet ya da manyak bir katilin saldırısını beklerken karşımıza apayrı bir şey çıkıyor. Belki de filmde yanlış/eksik olan şey, tüm bu öğelerin aynı anda kullanılmak istenmesi. Bu da izleyiciyi şaşırtmak yerine, hikayeler arasında kopuşa anlamasında zorluklara sebep oluyor. Bu özelliklerde çok film izledik ancak bu filmde biraz zorlama olduğunu hissettim.

Will karakteri öncelikle işinden istifa eden bir editör olarak karşımıza çıkıyor. Aldıkları bir eve doğru yolculuk yapar burada karısı Libby ve iki kızı onu karşılar. Ev tadilatı ve yerleşme işleri derken, Will’de kitap yazmaya başlar. Ancak günün birinde evlerine birinin girmeye çalıştığını görürler. Will durumu polise haber verir, sorar araştırır kimsenin kendisine alaka göstermediğini kale almadığını görürüz. Karşı komşuları da onlara garip davranmaktadır. Will olayın üzerine gidip araştırdığında ise aslında bu evde bazı cinayetlerin olduğunu öğrenir. Aslında bu cineyetleri işleyen de kendisidir.

Bu dakikadan sonra Will ile birlikte gerçeği görürüz. Evi bir harabedir. Ev içerisinde ölen karısı ve çocuklarını görmeye başlar. Aslında kendisi akıl hastasıdır ve hastahaneden çıkartılmıştır. Bu kez gerçekleri olduğu gibi görürüz. tabi bu durumda bir insanın hastahaneden salınması biraz garip bir durum çıkartıyor ortaya. Will karakterinin yaptığı uzun tren yolculuğu da cabası. İki hikaye arasındaki geçişlerde soru işaretleri oldukça fazla.

Tüm bu olanlarla birlikte hikaye gerçeğe döndüğünde bir de Will’e yarım eden karısı var. Burada da hikaye biraz hayalet hikayesine dönüyor. Ama hayalet midir, yoksa yine Will’in hayal ürünü müdür kesin bir kanı vermiyor bize. Filmin eksik noktalarından biri de kesin bir şey söyleyememesi. Sürekli bir şeylerin ucu açık ve bu olasılıkları da düşünmek izleyiciyi yoruyor.

Filmin en güzel kısmı ise zaten kitap yazmaya niyetli olan Will’in kendi hayatını yazmasıydı. Filme genel olarak baktığımda çok kötü bir film diyemeyeceğim ama, karşımızda çok iyi bir filmde yok. Zaten filmi tanınır kılan oyuncuları. Tanınmamış oyuncuların yer aldığı bir film olsaydı kıyıda köşede kalır hiç duyulmazdı.

Filmde gereksiz müzik kullanımı yoktu. Genel olarak filmin renklerini beğendiğimi söyleyebilirim. Yaratılmak istenen atmosferi anlatan tonlar kullanılmıştı. Ancak klasik sahneler ve çekimlerin ötesinde bir yönetim gördüğümü söyleyemeyeceğim. Bu açıdan oldukça sığ bir filmdi. Özetlemek gerekirse fazla beklentiye girmeden boş vakitte izlenebilecek bir film.

Yönetmen: Jim Sheridan

Senaryo: David Loucka

Oyuncular:

Daniel Craig
Will Atenton
Naomi Watts
Ann Patterson
Rachel Weisz
Libby
Elias Koteas
Boyce
Marton Csokas
Jack Patterson
Taylor Geare
Trish

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1462041/

The Adventures of Tintin: The Secret of the Unicorn

The Adventures of Tintin için ne söylenebilir bir araya toparlamaya çalışıyorum. Filmin prodüktörleri arasında Peter Jackson‘ın yer alması, prodüksiyona ek olarakta yönetimde Steven Spielberg‘in yer alması zaten filmin gidişatını belli ediyor. Bunlara ek olarak senaristleri arasında Scott Pilgrim vs. the World‘ten Edgar WrightAttack the Block‘tan Joe Cornish en önemlisi de Coupling gibi bir dizinin senaristlüğü ve yaratıcılığını yapmış Steven Moffat olunca ister istemez filmin göz doldurucu olacağı kesinleşiyor.

Tabi böyle bir yazım kadrosu olunca hikeyenin de pek aslına sadık kalmasını düşünemiyoruz. Nitekim filmde bir kaç hikaye başarılı bir şekilde harmanlanarak bize sunulmuş. Aksiyon, şiddet düzeyi çocuk izleyiciler için biraz düşürülmüş. Aynı şekilde diyaloglarda biraz kırpılmış ancak bu kesinlikle rahatsız edici bir seviyede değil. Karşımızda hem senaryo hem kurgu bakımından başarılı bir film var.
Film görsel olarak kesinlikle tatmin ediyor. Aslında tatminin de ötesinde bir durum var. Bu zamana kadar çekilmiş en iyi motion capture film diyebilirim The Adventures of Tintin: The Secret of the Unicorn için. En yakın rakiplerini bile sollayacak kapasitede. Animasyonlar oldukça başarılı. Her türlü ayrıntıya yer verilmiş. İnsanın üzerindeki en ufak bir kıl hareketine bile dikkat etmişler. Öyle ki bazen görüntülerin gerçek olup olmadığından şüphe ediyorsunuz. Bu gerçeklik size normal bir film izliyormuş hissini verirken diğer yanda da animasyonun varlığı filmin çizgi roman sayfalarından çıktığını unutturmuyor.
Steven Spielberg bu filmde biraz daha deneysel kamera açıları ile karşımıza çıkıyor. Filmin 3D olması sebebi ile biraz da bu sebepten dolayı bazı durumlarda gereksiz kamera açıları kullanılmış. Ancak pek göze batmıyor. Filmin süresi 107 dakika. Ancak hikaye o kadar güzel akıyor ki, bu süre rahatlıkla uzatılabilirdi. Sanki bir yerde hikaye kesilmiş gibi hissediyorsunuz. Yakın zamanda bir Director’s Cut çıkacağından eminim.
Filmi kısaca özetlemek gerekirse son dönemde izlediğim ve zevk aldığım en iyi animasyon filmleri arasında. Kesinlikle hala izlememiş olanlara tavsiye ederim. Müthiş bir zevk alacaksınız bunu garanti edebilirim.
Yönetmen: Steven Spielberg
Oyuncular / Seslendirenler:
Jamie Bell
Tintin
Andy Serkis
Captain Haddock / Sir Francis Haddock
Daniel Craig
Sakharine / Red Rackham
Nick Frost
Thomson
Simon Pegg
Thompson
Daniel Mays
Allan

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0983193/

http://www.tintin-movie.net/

Cowboys & Aliens

Kovboylar ve uzaylılar fikri bana her zaman cazip gelmiştir. Hatta bu fikir Undead ile aklıma iyice yerleşmiş buradaki kovboy çakması yüzünden kendilerine ayrı bir sempatim oluşmuştu. Bu sempati Cowboys & Aliens’ı da merakla beklemem için yetti arttı bile. Sinemalara geleceği günü beklerken şartların elvermesi ile gidememiş olmam filmi evimin konforunda oturup izlerken aslında bana çokta şey kaybetmediğimi gösterdi.

Belkide filmin tek artısı Harrison Ford ve Daniel Craig‘i görmekti. Tabi bu listeye dahil edebileceğim bir kaç oyuncu daha var ancak filmin bu oyuncuların oyunculuklarını gösterebilecekleri kadar iyi olmadıklarını düşünüyorum. Basit bir konu basit bir, basit diyaloglar ve basit çekim teknikleri ile film olmamışlar arasında yerini almış.

Film Scott Mitchell Rosenberg‘in çizgi romanından uyarlanmış. Kendisini Man In Black’ın yaratıcısı olarakta bildikten sonra bu hikaye için de aslında boş olmayacağı düşüncelerim var ancak izlediğim film beni yanıltır cinsten. Umut ediyorum ki Scott Mitchell Rosenberg bu hikayeyi daha iyi yazmıştı ve hikayeyi bu duruma getirenler para göz yapımcılar.

Öncelikle belirtmeliyim ki filmde sinema dili sıfır. Bu gözünüze resmen batıyor. Hikaye çok basit ilerlerken, kurgu filmden soğutmak için insanı elinden geleni yapıyor. Anlam veremediğiniz bir çok olay birbirine girmiş vaziyette karşınıza çıkıyor. Evet buna filmin kahramanları da bizim gibi anlam veremiyor ancak yapımcıların izleyicilerin türlü türlü uzaylı filmi izlediğini hatırlamaları gerek.

Bu film ile birlikte sanki eski kötü uzaylı furyasına geri dönüyormuşuz gibi geldi bana. Uzaylılar dünyayı işgal etmiş ancak işgal amaçları ise ayrı bir soru işareti. Hepsi kapitalist bir ülke gibi gelmişler ve insanlara savaş açmışlar. Amaç ise para,  altın. Tabi biz onların neden altın istediklerini bilmiyoruz. Film de bize bunu vermiyor zaten. Ancak filmde zengin fakir, hırsız, para muhabbetleri bolca dönerken bunun neden olduğunu rahatlıkla anlıyoruz.

Filmde diğer bir nokta ise bu uzaylılara karşı, kovboylar ve kızıl derililerin beraber savaşması. Biz birbirimizi yeriz ama dışarıdan biri gelirse ona karşı da birlik oluruz mesajını veriyor. Bu senaristlerin demokrasi götürülen ülkelere ufak bir uyarısı mıdır, yoksa biz kızıl derililerle kankaydık deyip kendilerini rahatlatmanın bir çeşidi midir anlayamadım.

Neyse filme dönelim biz. Woodrow Dolarhyde kendisinin kim olduğunu hatırlamayan bir suçludur. Kasabaya geldiğinde ise elbette yakalanır. Ancak hiç bir şey hatırlamamakla birlikte  kolunda da bu dünyaya ait olmayan bir ley vardır. Kasabanın en zengini Jake Lonergan’ın oğlu ile birlikte ceza evine taşınacağı sırada birden gökyüzündeki anlam veremedikleri cisim tarafından saldırıya uğrarlar.

Bu saldırıdan sonra bazı insanları bu uçan şeyler yakalayıp götürmüştür. Gidenlerin içerisinde  Jake Lonergan’ın oğlu ve bir çok kasabalının da yakını vardır. Onların bu saldırısı esnasında ise Woodrow Dolarhyde’in kolundaki bileklik ateş alır. Ertesi sabah ise Woodrow Dolarhyde ve Jake Lonergan yanlarına bir grup insanı daha alarak bu yaratıkları aramaya koyulurlar. Bu sırada ekibe daha sonra kendisinin de uzaylı olduğunu öğrendiğimiz tek dişi Alice katılır.

Eski gangster Woodrow Dolarhyd her şeyi hatırlamaya başlar yavaş yavaş. Tüm bu olanların neden olduğunu. Uzaylıların yerini bulurlar ama sayıca çok cüssece büyük bu yaratıklara karşı yapacak bir şeyleri yoktur. Eski çetesi ile hesaplaşmasını kısacık bitirir ve onlarla uzaylılara karşı savaşmaları için anlaşır. Bu sırada aynı dertten muzdarip kızıl derililerle de ortak düşmanlarına karşı savaşmak için anlaşma yapar. Bu anlaşmada en etkili rolü de iyi uzaylımız Alice oynamıştır.

Velhasıl kelam insanlar birlik olarak teknolokide son noktaya gelmiş uzaylılara tanklarla tüfeklerle diyemeyeceğim, taşla sopayla saldırarak onları püskürtür ve kaçırırlar. Dünya ve ganimetleri insanlara kalırken, Woodrow Dolarhyd ve Jake Lonergan örnek birer vatandaş olurlar.

Özetlemek gerekirse yazıyı, senaryosu, diyalogları, çekim teknikleri, oyunculukları, müzikleri, kendi içindeki tutarsızlıklarıyla izlenmeye değmeyecek bir film. Ancak bana uzaylı yaratıklar olsun diyorsanız o başka.

Yönetmen: Jon Favreau

Senaryo: Mark FergusHawk Ostby, Steve OedekerkScott Mitchell Rosenberg (çizgi roman)

Oyuncular:

Daniel Craig Jake Lonergan
Harrison Ford Woodrow Dolarhyde
Abigail Spencer Alice
Buck Taylor Wes Claiborne
Olivia Wilde Ella Swenson
Sam Rockwell Doc

 Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0409847/