Etiket arşivi: Daniel Kaluuya

The Fades

Konu bakımından karma karışık bir dizi The Fades. Karışıklığının sebebi konu olarak her diziden biraz tırtıklaması. Ancak bu tırtıklama anlamsız bir hale bürünmemiş, kendi konusu içerisinde tutarlı hale getirilmiş. Evet bu filmde de zombiler, süper güçler, yamyamlar vs… her şey var…

Süper kahramanımız aslında yine süper değil. Dünyayı kurtarma yolundaki süper kahraman yatağını ıslatan bir genç. Bu da aslında İngilizler’in süper kahramanlara bakışının nasıl değiştiğinin kanıtı. Yani bunlar dört dörtlük olmak zorunda değil. Neyse…

Paul altına kaçıran okulda en yakın arkadaşı Mac ile takılan ucube diye nitelendirilen ezik bir karakterdir. Paul ezik olmasına rağmen ikiz kardeşi, Anna okulun en popüler kızıdır. Paul rüyasında bir dağda küller içinde bir adamla karşı karşıya görür kendisini. Daha sonra etrafında olup biten garip olayları fark eder…

Bu arada ölen ve gök yüzüne yükselemeyen ruhlar vardır. Bunlar bir şekilde insanlara saldırarak yeniden doğmayı başarırlar. Küçük kasabayı korku kaplar. Onların peşinde ise Angelic denen ve onları görebilen insanlar vardır. Paul’da bir angelic olduğunu öğrenir ve onlara karşı savaşması gerekmektedir.

Eğlenceli bir film The Fades, her şeyi bir arada görmek insanları klişe bir hikayeymiş gibi yanıltıyor. Ancak The Fades şaşırtan beklenenin üstünde bir güzellik sunuyor. İlk sezon altı bölüm. Söylentilere göre bu ilk ve son sezonmuş. Tam da yerinde bitti… Umarım devamı seneye gelir….

Bu arada, kadrodaki en tanınan isim Natalie Dormer. İzleyiniz derim ben…

Yönetmen: Farren Blackburn

Oyuncular:

Lily Loveless
Anna
Daniel Kaluuya
Mac
Iain De Caestecker
Paul
Sophie Wu
Jay
Johnny Harris
Neil
Claire Rushbrook
Meg
Natalie Dormer
Sarah

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1772379/

Chatroom

Hideo Nakata’dan beklemediğim tarzda bir film. Aslında belki de klasik olabilecek bir korku filmi beklediğimdendir. Ancak bu film beklentilerimin tamamen dışında çıktı. Film aslında tam anlamıyla bir festival filmi. Gerek konu, gerek işleyiş, gerek görsellik, gerekse kurgu tam anlamıyla bekleneni karşılamakta. Tabi bu arada oyunculuğu da es geçmemek lazım. Film boyunca neden Japonlar oynamadı diye düşünsem de aslında bu oyuncular da işlerini tam anlamıyla yerine getirmişler.

Nakata bu filmde sanal dünya ve gerçek dünya arasındaki bağlantıyı çok güzel bir şekilde kurmuş. Akıllıca bir senaryo karşımızda. Chatroomlar onların bir arada bulunduğu koridor tanımlaması tek kelime ile mükemmel. Kimin ne olmadığını bilmediğiniz bir dünyada kendimizi güvende hissederken o koridorun betimlemesi kesinlikle tereddütte bırakıyor insanı. Görmek istediklerimiz, yada olmak istediklerimiz diyeyim çıkıyor karşımıza.

Film bir chat odasının açılmasıyla başlıyor. Beş genç bu odada buluşuyor ve tanımadıkları kişiler ile hayatlarını paylaşıyorlar. Karakterlere göz ucu ile baktığımızda aslında bu chat odalarını kullananların aslında sorunlu birer kişilik olduğunu görüyoruz. Mo en yakın arkadaşının kız kardeşine aşık, Emily ailenin otoriter baskısı ile kendisi olamayan ve ailesinin kendisini sevmediğini düşünen, Jim babasının küçük yaşta evi terk etmesinden sürekli kendini sorumlu tutan ve antidepresanlarla hayatını sürdüren, Eva menken olma sevdasında bir gençtir.

Filmin asıl karakteri William ise iyi bir ailenin sorunlu çocuğu. Oda sahibi William ve onun etrafında dönüyor film. William öncelikle kurduğu odayla insanlarla yakınlaşırken bu beş gencin dayanışma içinde olacağını düşünüyorsunuz. Aslında ben korku filmi beklediğimden ötürü filmin ilk sahnelerinden kaynaklı karmaşa nedeni ile birilerinin katil olacağını düşündüm. Film zaten farklı olma sebebi de bu. Aslında kişilerin fiziksel tepkilerden çok duygusal yıpranmalardan daha fazla etkileneceğini, aslında kime inanmamız gerektiğini vuruyor yüzümüze.

William kendi yarattığı dünyasında önce herkes ile ayrı bir arkadaşlık kurar. Karşısındakilerin, ilgilenebileceği sevebileceği şeylerle onlara yaklaşır. Aslında herkes için ortak bir nokta vardır burada, o da nefret ettikleridir.  Bu beş kişi nefretleri ve sevgileri sayesinde iyice yakınlaşırlar. Ancak film ilerledikçe kişilerin gerçek yüzlerini görürüz. William gerçek hayatında bir çok kez intihara teşebbüs etmiş ancak başarılı olamamıştır. Son zevki ise insanları internette intihara sürükleyip tadamadığı bu zevki, başkalarını sürükleyerek onların görüntüleri ile kendini tatmin ediyor.

William odadaki diğer kişiler ile küçük oyunlar oynadıktan sonra en sorunlu olarak gördüğü, Jim’in üzerine yürüyor. Sanal ve gerçekliğin bir arada geçtiği bir film çıkıyor karşımıza. Aslında gerçekliği bizim karıştırdığımız gibi karakterler de karıştırıyor. Dış dünyadan kendilerini soyutlayıp, yeni bir insan olarak internette ortaya çıkan insanlar dünyalarının bu sanal dünya olduğunu sanıyorlar. Hatta onlar için gerçek dünya var olmayan sanallıktan ibaret.

Film genel olarak bakıldığında görsellik ve müzikleri ile akılda yer edecek cinsten. Oda tanımlamaları, ana karakter dışında yan karakterler de film için tamamlayıcı bir öğe. Sanal dünyada her karaktere bürünen insanlar iyi betimlenmiş. Kullanılan kamera açıları ve renkler sanal dünyanın cazibesini göz önüne sererken, gerçek hayatın sadeliği ise ne kadar sıkıntı verici ve bunaltıcı olduğunu gözler önüne seriyor. Bu durumda internet ortamındaki her şey olabilme tabi ki işin cazibesini arttırıyor.

Final sahnesi de filme yakışır cinsten. Kesinlikle beklenen son. Evet aslında bu sonu izlerken olayların gidişi çerçevesinde bekliyorsunuz ama ölüm beklenmedik bir şekilde geliyor. Bu da filmin akış dışı olduğuna tanıklık ettiriyor sizi. Filmin konusu ve felsefesi üzerine destanlar yazılabilir elbet, ancak görselliği ve sinema filmi olma konusuna diyecek bir şey yok. Kesinlikle izlenmesi gereken psikolojik gerilimlerden.

Yönetmen: Hideo Nakata

Senaryo: Enda Walsh

Oyuncular:


Aaron Johnson
William

Imogen Poots
Eva

Matthew Beard
Jim

Hannah Murray
Emily

Daniel Kaluuya
Mo

Megan Dodds
Grace

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1319704/

http://en.wikipedia.org/wiki/Chatroom_%28film%29

http://www.iksv.org/filmekimi_2010/Filmekimi.asp?day=7&fid=25