Trance

Ünlü yönetmen ‘un son çektiği ancak pek ses getirmeyen filmi Trance. Bunun sebebi de Danny Boyle’un diper filmlerinde de bulunan eksiklikleri bu filmdede devam ettiriyor olması. Film oldukça güzel bir konuya sahip. Kurgusu, işlenişi oldukça başarılı. Tabi araya atılan gereksiz sahneleri saymazsak. Hikayenin işlenişi açısından filmi algılamak biraz zor olsa da dikkatlice izlendiğinde kendine adapte eden oldukça başarılı bir konusu var filmin. Ancak üzerinde çok fazla durulmamış düşünülmemiş. İyi bir şey çıkacakken ortaya sıradan bir şey çıkmış.

Bir çok kişi filmi Inception‘la kıyaslamış. Aslında iki filmin kıyaslanması sadece gerçeklik ile ilgili konuda olur. Aksi taktirde aslında iki film birbirinin yanından bile geçmiyor. Bu konuda Trance için, Inception devşirmesi bir film takısı takanlara bir şeyi hatırlatmak isterim ki Trance 2001 yapımı ‘nin yazıp yönettiği aynı isimli filmin uyarlaması. Yani Trance daha eski bir film. Continue reading “Trance”

127 Hours

Köşeye sıkışmış bir film 127 saat. Evet filmde de baş karakterimiz bir elini kayaya sıkıştırıyor, çaresiz debeleniyor. Yönetmen Danny Boyle de filmde böyle çaresizce çırpınmış. Film tek mekana sıkışınca izleyiciye filmi izletmek zorlaşıyor. Bu film eğer gerçek bir hikayeden uyarlanmış olmasa, bir çok izleyici için cazip bir film, sıkılmadan izlenmeyecek bir film olmazdı.

Durum böyle olunca film gerçek olmasının verdiği güven üzerine yükseliyor. Filmin ilk yarım saati, farklı mekanlar ve aksettirilen aksiyon insanı tam anlamıyla filmin içine alıyor. Bu kadar sıkı bir giriş yapan filmin, birden bire tempoyu düşürmesi, ister istemez insan üzerinde şok etkisi yaratıyor. Zaten adamın elinin de kayanın arasına sıkışması ve onu kurtarmaya çalışması da şok edici. Ancak bu şok edicilik filmden kaynaklı bir film değil, sadece gerçek olduğunun ve empati yapmanın verdiği acıdan kaynaklı.

Filmin gerçek olduğunu bir yana koyarsak, sahneler bana pek etkili gelmedi. Film, oyunculuk her ne kadar başarılı olsa da eksik gibiydi. Tabi burada filmi kurtaracak oyunculuk olabilirdi ancak bu da 127 saatin belirli bölümlerini vererek olabilirdi. Ancak biz filmde öncesini ve sonrasını izlediğimiz için bize kolun kalması ve kesilmesi kısımları etkisiz sıradan bir hikaye gibi geldi. Araya giren hayaller yada görülen halüsinasyonlar biraz yapıştırma gibi duruyordu.

Kısacası Danny Boyle kendinden beklediğim filmi çıkartmadı karşıma. Hatta kendisi için yaptığı en kötü uyarlama diyebilirim. Sadece gerçek olması üzerine inşa edilmiş film, mantık hataları, havadaki kurgusu ile can sıkıyor. Böyle usta bir yönetmenin filmin türü konusunda kargaşaya düşmüş olması, bizi macera dolu bir dramın içine itmesi gerekirken, yer yer ağırlıkla komediye itmesi hayal kırıklığına uğrattı beni.

Film benim için hayal kırıklıkları ile doluydu. Ancak yine de bir biyografi olarak izlenebilecek, bir film. Tatmin etmesi ise biraz zor… Bizi bu derin buhrandan müzikler kurtarıyor belirtmeden geçip hakkını yemeyeyim. Müzikler ise A. R. Rahman’a ait.. Bu arada ne yaparsanız yapın birine haber vermeden yapmayın…

Yönetmen: Danny Boyle

Senarist:

Danny Boyle
Simon Beaufoy
Aron Ralston (kitap)

Oyuncular:

James Franco Aron Ralston
Kate Mara Kristi
Amber Tamblyn Megan
Sean Bott Aronun arkadaşı

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1542344/

http://www.foxsearchlight.com/127hours/

Slumdog Millionaire

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki film boyunca bu senaryoyu Darren Aranofsky harmanlasaydı gözlerimizin önüne nasıl bir görsellik çıkardı diye düşünmeden edemedim. Requiem For A Dream‘daki o göz alıcı yarışma atmosferiyle gerçeğe dönüş arasında nasıl bağlantı kurmuştu izleyen bilir. Slumdog Millionaire’de bana Requiem!i hatırlatmadı değil… Ama bu sefer kamera arkasında Danny Boyle var.

Continue reading “Slumdog Millionaire”