Mother! 

Darren Aronofsky’nin son filmini bekliyordum. Bu aralar pek kim ne yapmış takip etmediğimden filmden geç haberim oldu. Geçem hafta yorgunluktan izleyemedim şimdiye fırsat oldu. Hiç yorum da okumadım, sadece fragman. Bakalım ne ile karşılaşacağımı. Bir de Allah rızası için şu Karaca reklamlarını yayınlamayın sinemada. Berbat ya! Arada görüşürüz… Arada ne yazsam bilemedim. Hikaye ilginç gidiyor. Nasıl bağlanacak merak ediyorum. Tam anlamıyla anlam verilen olaylar kurgusu yok. Ancak imgeler oldukça iyi. Hem görsellik, hem çekim tekniği alıştığımız gibi. Dikkatimi çeken bir hususta sürekli müzikle bağdaştırdığımız Aronofsky filminde müzik olmaması. Ben filmin baş rolüne Jennifer Lawrence’ı pek yakıştıramadım. Film bitti. Filmin ikinci bölümü tam anlamıyla bir kaostu. İlk bölüm ne kadar sakinse ikinci bölüm o kadar karışık ve hareketliydi. Filmden çıktığımda sevdim mi sevmedim mi diye düşündüm. Zaten film herkesin seveceği türden değil. Bir çok kişiye hitap etmiyor. Eve dönerken yol boyuncada düşündüm. eve girdiğimde ise elime bilgisayarı alıp tuvalete geçip yazmaya …

Hubert Selby Jr. – Bir Düş İçin Ağıt (Requiem for a Dream)

Pi‘den sonra koyu bir  Darren Aronofsky hayranı olmuş yeni filmini dört gözle bekliyorduk. Sene 2000 sonunda Aronofsky’nin yeni filminin çıktığı haberini aldık. Filmin adı Requiem for a Dream’di. O dönem korsan cd’ler dvd’ler var malum. Bütün sinema kültürümüzü onlarla dolduruyoruz filmi aramaya koyulduk. Bir kaç ay İstanbul, İzmit demeden filmi aradık. Bulduk diye sevindik bir kaç kez içinden farklı bir film çıktı. Nihayetinde bir gün İstanbul dönüşünde arkadaşlara geçtim. Zaten oradan çıkmıyorum. Kapıdan odaya girer girmez arkadaş önüme fırlattı filmin cdsini. Al izle diye. Şok olmuş asabiye bağlamış. Bende oturdum merakla izlemeye koyuldum. Tek başıma izliyorum diğerleri katılmak istemiyor bana. Tabi karşımıza çok etkileyici, mükemmel bir film çıktı. Tam da Aronofsky’den beklediğimiz gibi. O günden sonra filmi bir kaç kez daha izledim. Her seferinde de etkileyici buldum. Aklımın bir köşesinde de filmin uyarlandığı kitabı okumak vardı. Film bu kadar mükemmel olunca kitapta aynı şekilde olmalıydı. Tabi kitabı kötü uyarlaması iyi bir çok film de …

Noah

Filme nasıl başlasam bilemiyorum. Darren Aronofsky çok sevdiğim ve takdir ettiğim bir yönetmen. Açıkçası bu sebepten dolayı film hakkındaki beklentilerim biraz fazlaydı. Ancak kim olursa, ne olursa olsun beklentileri yükseltmemem gerektiğini de biliyorum. Ancak şöyle bir baktığımda Noah için Darren Aronofsky‘nin en kötü filmi diyebilirim. Şimdi hakkında yapılan spekülasyonları, izlenmemesi, yasaklanması gerekliliği kısmına pek girmiyorum. Girmiyorum ama söylemeden de edemeyeceğim. Arkadaşım bastırın parayı istediğiniz gibi çektirin filmi. Yok neymiş Hristiyan inancına göre çekilmiş, Musevilikte varmış hikayesine girmeyin. Neyse.

Black Swan

Yazılırken zorlanılacak bir film daha karşımda. Yine Darren Aronofsky ismi filmin arkasında duruyor. Ne yapalım ne edelim artık bu adam beklentileri çok çok karşılıyor. Filmin Türkiye’de gösterimi şubat sonu olarak gözüküyor. İnternette dolaştığını görünce fevri bir hareketle indirmeye koyuldum. Aslında bu öyle internetten indirilenler statüsünde izlenecek bir film değil. Kesinlikle sinemaya gidilip emeğin karşılığını vermeli. Ancak yine gişe yapalım sevdası ile Türkiye’de Oscar ödülleri sonuna erteleniş bir film… Bu yönden kesinlikle kınıyorum. Filmin en azından bir ödülü garanti. Zaten verilmese zaten gözümde prestijini kaybetmiş olan Oscar ödülleri benim için kağıt parçası istatistiklerinden öteye geçmeyecek… Mimik yoksunu Sandra Bullock ödül alıyorsa eğer Natalie Portman‘a şu oyunculukla ne vermeli bilmiyorum. Her şeyiyle yine güzel bir film karşımızda. Aronofsky‘nin geçmiş filmleri ile karşılaştırdığımızda biraz daha The Wrestler tarzı ağır basıyor. Ancak yine filmde kendine özgü bir anlatım mevcut. Aronofsky filmlerinde Clint Mansell etkisini biliyoruz. Bu filmde de var elbet. Ancak bu filmde sanat ve müzik …

Knowing – Kehanet

İlk defa bir yazıya başlamadan önce bu kadar uzun hazırlık evresi geçiyorum. Masanın başına oturup bilgisayarı dik bir konuma getirip, ilaçtan dolayı ağırlaşmaya ve başlayan vücuduma inat, yanıma aldığım suyumdan bir yudum alarak, parmaklarımı kenetleyip, avuç içimi dışarıya doğru uzatarak seslerini duyup, boynumu sağa sola hareket ettirip kendimi rahatlamaya başlattıktan sonra içten bir bismillah çekip, harfleri tuşlamaya başladım. Sebebi zorlanmam yukarıda adı geçen filmin bir Alex Proyas filmi olasından dolaydır ve asıl heyecanımın sebebi ise Proyas’ın bu filmle dönüş çanlarını çalmaya başlamıştır. Daha ilk yazıların ilk geçişinde perdede “Mysteryclock” yazısını görmem beni birden bire heyecanlandırdı. Evet bu filmde bir şeyler olduğunu biliyordum. Her ne kadar Nicolas Cage ismi beni korkutsa da beklediğim başıma gelmedi.

The Wrestler (Şampiyon)

Bu filmle de Darren Aronofsky beni şaşırtmayı başardı. Diğer filmlerinde olduğu gibi öyle müzikleri alışıla gelmişin dışında sahneleriyle değil, duru ve sadeliğiyle. Film boyunca Aronofsky filmlerinde, rastladığım hemen hemen iç gıdıklayıcı öğe karşıma çıkmadı. Hatta şimdi düşünüyorum da filmde acaba müzik var mıydı? Film öyle içten ilerliyordu ki, öyle içine dalıyordunuz ki müziklerin farkına bile varamıyordunuz. Bazen kendinizi topladığınızda bak kim çalıyor diyebiliyorsunuz. Filmin müzikleri yine Clint Mansell tarafından yapılmış. Belkide müzikleri filmden kopararak izlemek daha iyi olur…

Back to Top