A Dangerous Method

Usta yönetmen David Cronenberg‘in 2011 yapımı filmi A Dangerous Method. Ne yalan söyleyeyim film konu olarak çok iyi olsa da ben David Cronenberg’e bu filmi yakıştıramadım. Kendisini hep sorgulayan filmlerle izledik, bu filmlerde felsefe de vardı ancak genelde bilim kurgu gizem olduğu için izleyiciyi tam anlamıyla ekrana bağlayıp, kült yapımlar ortaya çıkarabiliyordu. Ancak bu film Cronenberg’in diğer filmleri gibi kült film olabilecek bir yapıya sahip değil. Film John Kerr‘in A Most Dangerous Method kitabından uyarlanmış. Kitabı tiyatro oyunu olarak uyarlayan Christopher Hampton, The Talking Cure adını kullanmış. David Cronenberg ise bu oyunu alarak beyaz perdeye aktarmış. Film uyarlamaların genel sorununu yaşamakta. Yani film kitabı okumayanlar için oldukça havada kalmış. Film yaklaşık dokuz aylık bir süreyi anlatıyor ama film bize bu hissi vermiyor. Sanki her şey bir anda olup bitmiş gibi.

The Brood

Büyük usta David Cronenberg‘in 1979 yapımı filmi ustalığa geçiş aşamasında yer alıp bazı teknik zayıflıklar içerse de film yine Cronenberg’in akılda kalıcı etkiliğine sahip. David Cronenberg filmografisine bakarsak eğer, akılda kalıcı yapımlar arasında, eXistenZ, The Fly, The Dead Zone, Videodrome bizi kapıda karşılıyor. The Brood daha eski tarihli film olmasına rağmen diğer filmlerde de etkisi elbette gözükmekte. Film 1960 yapımı Village of the Damned‘i şeklen hatırlatsa da aslında çocukların benzerliğinden başka bir şey yoktur ortada. Zaten dönem filmlerine göz atarsak çocuk korku karakterleri genelde sarı saçlı oluyor. Film gayet sakin geçmesine rağmen bu sakinlik izleyiciyi germekte başarıya ulaşmış. Bir gizin içinde yol alırken neyin çıkacağını bilmemeniz, klasik senaryo anlayışının dışında gelişen kurgu ve final filmi merakla izlenebilir kılmış. Cronenberg, her zaman olduğu gibi insan vücudu ve evrimleri üzerinde tezleriyle karşımıza çıkıyor. Bir çok sahne daha sonrası için filmlere ışık tutmuş ki ana sınıfındaki cinayet sahnesi kıllarda kalıcıdır. Filme ufaktan giriş …

paskalya içersinde, ideolojik dürtüler çerçevesinde nevruzu geçirdik. bugun haberleri izlemedim. ancak ister istemez duyduğum, ilhan selçuk tutuklaması iki bayrama da yaraşır birşey olmadı. denetimler bu kadar artmışken, burda laf lakırtıları yapmayacağım ki artık götümüzden bile korkar duruma geldik. mantık çerçevesinde olmayan devlet koruması altındaki, attığı adımı bilinen bir insanın üstüne üstlük konumuna, yaşına bakmadan sabahın köründe apar topar alnıp götürülmesi soru işaretleri silsilesinin başını oluşturuyor. oysa başında onlarca koruma olduğu halde adam olamayan insanlar var memlekette… düşüncelerim buna yoğunlaşıyor… kelimelerim aktıkları yerden habersiz. mantıklı düşüncelerim televizyonun renk kargaşalarına karışmış. David Cronenberg gerçekliğine ait hissediyorum kendimi. az sonra ekrandan samaraya benzemese de birileri fırlayacak yada kapıma birileri dayanacakmış gibi hissediyorum. ağzımda eriyen peynir, ağır bir plastik tadı veriyor damağıma, bütün gün soluduğum yetmiyormuş gibi. “şaban bu ne?” diyor uzaktan bir ses. kafamı o yöne çeviriyorum. manyetik dalgaların üzerime yürüdüğünü, siyah bir gazetenin ağzını açmış koskoca siyah afişiyle beni yuttuğunu görüyorum. her …

Back to Top