Etiket arşivi: David Duchovny

Phantom

2013 yapımı Todd Robinson imzalı filmin kadrosunda Ed HarrisDavid Duchovny ve William Fichtner var. Zaten film bu üç ismin yüzü suyu hürmetine izlenilmeye başlıyor. Filmin ilk dakikalarından hikayenin gerçek bir olaydan uyarlandığı ve Rus donanmasında geçtiği yazıyor. Tabi Amerikalıların, Rusların baş rolde oynadığı bir filmi nasıl çektiğini merak ediyorum bende. Yönetmenin geçmişine baktığımızda belgeseller ve televizyon filmleri görüyoruz. Bu filmin senaristliğini de yapması itibari ile film acaba nasıldır diye düşünmeden edemedim. Kadro iyi ancak bence film yine de bir televizyon filmi ötesine geçememiş. Okumaya devam et

Californication

Bu diziyi neden sevdiğimi tam anlamıyla anlatamam. Hank Moody karakterinin çekiciliğinden midir, iticiliğinden midir yoksa daha farklı bir şey mi vardır emin değilim. Ancak öyle bir şey ki diziyi izlemeye başladığınızda kendinizi kaptırdığınızı hissediyorsunuz. fantastik bir hikaye ya da gizem yok. Her şey olabildiğince sıradan. Tabi sıradan dediysem Hank’in onuncu saniyede bir hatunu yatağa atmasından bahsetmedim.

Dizinin yaratıcısı Dawson’s Creek ‘ten de hatırladığımız, Tom Kapinos. Aynı şekilde Dawson’s Creek’te yakaladığı başarıyı bu dizide de yakalamış Tom Kapinos. Ancak dizinin en ağır bombası başrol oyuncusu David Duchovny. Kesinlikle David Duchovny o kendisini tanıdığımız X Files karakterinden çıkmış, hatta bu diziden sonra X Files’ta kendisinin oynamadığını söylesem doğru olur herhalde. David Duchovny bu dizide tek kelimeyle iyi bir oyuncu olduğunu kanıtlıyor.

Tabi sadece David Duchovny ile yürümüyor olay, yan karakterlerin dizinin ilerlemesine etkisi de büyük mesela yakın arkadaşını canlandıran, Evan Handler ve Pamela Adlon‘da kesinlikle dizinin en eğlenceli karakterlerini oluşturmuşlar. Bu arada Hank karakterinin vazgeçemediği sevgilisini oynayan Natascha McElhone‘i de unutmamak lazım.

Dizi öyle bir şey ki, biraz klişelerin dışında. Yani iyi karakterimiz başından geçen kötü olayları atlatıp, mutlu mesut yaşamıyor. Burada ana karakterimiz, battıkça biraz daha batıyor. Karakterler, oldukça sıradan, her biri ne çok iyi ne çok kötü. Karakterler tüm pislikler, tüm mükemmellikleri ile karşımızda. Mutluluğu yakalamış olsalar bile bu sonsuza dek sürmüyor. Gün geliyor kaybedip yine aynı boktan bataklıklarına saplanıyorlar. Belki de dizinin en çekici tarafı bu.

Dizi şu an beşinci sezonun hazırlıkları içerisinde. Ancak dördüncü sezon finali sanki dizinin finali gibi olmuş. Yani bir yerde her şeyi bitirmiş, olması gerektiği gibi olmuş hissini veriyor. Tek korkum beşinci sezonun bu gidişatını bozup diziyi zora sokmaması. Ancak bu konuda da senaristlere güveniyorum desem yalan söylemiş olmam.

Dizi Hank Moody’nin başından geçenleri anlatıyor. Hank bir yazar. Ancak yazamayan bir yazar. Çıkarttığı kitaplarla bir dahi olarak görülmüş ancak ondan sonra o kadar kendini heba etmeye başlamış ki gereksiz biri oluvermiş. Günlerinin çocuğunu, kadın ve alkolle geçirir olmuş. Karen diye birine aşık. Ondan 13 yaşında bir kızı da var hatta. Karen de ona aşık ama toparlaması ve onun bu gidişatı yüzünden pek yanına yanaşmıyor.

Marcy ve Charlie ise beraber yola çıktıkları arkadaşları. Her şeyleri bir gidiyor desek yeridir. Ancak sanki Hank etrafındakilere de şanssızlığını onlarada bulaştırmış gibi.

Dizi hayatı anlatıyor. Bu da olmaz desekte yer yer kurgusu içerisinde her şeyi başarı ile vermiş. Dizi erotik, komedi, dram olarak tanımlanabilir. Beşinci sezonun başlayacağı sizi korkutmasın yaklaşık yirmi beş dakikalık süresi ile çerez gibi geliyor insana. zaten diğer bölümler de ister istemez kendisini izlettiriyor.

Oluşturan: Tom Kapinos

Oyuncular:

David Duchovny
Hank Moody
Natascha McElhone
Karen
Madeleine Martin
Becca Moody
Evan Handler
Charlie Runkle
Pamela Adlon
Marcy Runkle
Madeline Zima
Mia Lewis

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0904208/

http://www.sho.com/site/californication/home.do

filmsel dalgalanmalar… Gölge Oyunu – Stuck – X Files: I Want To Believe

Efendim ruhiyet-i halim belirsiz bir şekilde bilgisayarda o siteden bu siteye dolanıyorum. Dün geceden beri taktığım Moon River yine fonda. Bazen herkese olur, plağın iğnesi bir milim öteye geçmez takılır kalır. Şimdi ise CD çiziktir “de de de de” “dı dı dı dı” gibi böyle takrarlı sesler çıkarır. Velhasıl asıl anlatmak istediğim sürekli yerimde saydığım. Az önce Türk Sinema tarihinin en iyi filmi olarak gördüğüm Yavuz Turgul‘un Gölge Oyunu‘nu sanıyorum onuncu izleyişimdi. Of bu film yine sarstı beni. Şimdi, ne gerçek, ne hayal; var mıyız, yok muyuz? Soru işaretleri. Elbette bunları sormayı bıraktım yıılar önce. Acı çekebiliyorsak varız diyorum kıt aklımın erdiğice ve çekiyoruz, istesekte istemesekte. Gülüşlerimizin ardında bile bir hüzün. Sürekli kahkahaların ardına saklanan. Sustum. Bu halde ne yazılabilirki. Gözlerimde Şener Şen ve Şevket Altuğ‘un mükemmel oyunculukları hala devam etmekte. O iki karakterin sıcak dostlukları. Ama bir perde kapandı, şimdi kendi filmimizde var olma zamanı.
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t= golge+oyunu&kw=&a=&all=&v=&p=2

Şimdi izlememeniz gereken iki film tanıtma zamanı (zaman geçirmek için olabilir ama özel vakit ayırmayın). İlki Stuck (Çıkış Yok).

Doğruyu söylemem gerekirse filmi Mena Suvari oynuyor diye izledim. Hani yönetmenine falan bakmamıştım.Filmin yönetmeni de Stuart Gordonmuş. Kusura bakmasın ama çok izlenesi bir film gibi gelmedi bana.
Yaşlılara hasta bakıcılığı yapan bir hemşire bir gün bar çıkışında evsiz bir adama çarpar. Adamın yarısı camdan içeri girmiştir. O şekilde evinin garajına girerek park eder ve adamı orda ölüme bırakır. Bizi bekleyen ise kadın ve sevgilisinin ondan kurtulma çabaları ve yaralı adamın hayatını idame ettirmeye çalışması ve ondan kurtulmasıdır. Donuk kareler bizi beklemektedir ama yönetmen (filmin senaristi aynı zamanda) o çok sevip (!) gözümüzde büyüttüğümüz (!) Amerikan’nın insanlarının ne kadar vurdum duymaz ve umarsız olduğunu gösteriyor bize. Boş bir zamanda hoşça izlenebilecek film. Baş rolerinde Mena Suvari ve Stephen Rea yer almakta.

İkinci filmin ise benim için tam bir hayal kırıklığıydı. Nerde dizideki kurgu, hikaye, atmosfer nerde bu filmdeki. İlk film kadar bile olamamış. Evet bahsettiğim beni tamamıyla hayal kırıklığına uğratan X-Files serisinin son filmi (böyle olacaksa en son olsun) The X-Files: İnanmak İstiyorum (I Want To Believe). Evet dizi devam etseydi eğer bu filmi dizi arasına bir bölümmüş gibi sıkıştırabiirdiniz ama bu film olarak X-Files‘e hiç yakışmamış. Sanki bizim çocukların parası bitmiş “haydi bir x-files çekelim para kazanalım” tarzı bir film olmuş. Ne merak ne başka bir şey filmde olan.
Kahramanlarımız işi bırakmış arada evlenip boşanmışlar çocukları olup büyüyüp ölmüştür. Aslında izeleyicisi olarak yıllardır beklediğimiz buydu. Biz göremedik, hoş bu filmde de göremiyoruz. Neyse, insanlar kaybolmaya başlamıltır. Bunlardan biri de bir FBI ajanıdır. FBI’daki ajanlar medyumlar yardımıyla bile işi çözememiş Mulder’dan yardım isterler. Kısa bir kararsızlıktan sonra Mulder kabul eder ve her zamanki inatçılı ile olayı çözer. Tabiki Scully’de yanındadır. Yönetmen koltuğunda her zamanki gibi Chris Carter var. Oynayanlar da aynı
David Duchovny, Gillian Anderson ve gözüme sürekli takılan güzellik Amanda Peet var. Bu arada Gillian Anderson sanırım botoks yaptırmış bu halini hiç beyenmedim ki eskiden düşlerimi süslerdi. Neyse magazine girmeyeyim…

filmsel dalgalanmalar…

Efendim ruhiyet-i halim belirsiz bir şekilde bilgisayarda o siteden bu siteye dolanıyorum. Dün geceden beri taktığım Moon River yine fonda. Bazen herkese olur, plağın iğnesi bir milim öteye geçmez takılır kalır. Şimdi ise CD çiziktir “de de de de” “dı dı dı dı” gibi böyle takrarlı sesler çıkarır. Velhasıl asıl anlatmak istediğim sürekli yerimde saydığım. Az önce Türk Sinema tarihinin en iyi filmi olarak gördüğüm Yavuz Turgul‘un Gölge Oyunu‘nu sanıyorum onuncu izleyişimdi. Of bu film yine sarstı beni. Şimdi, ne gerçek, ne hayal; var mıyız, yok muyuz? Soru işaretleri. Elbette bunları sormayı bıraktım yıılar önce. Acı çekebiliyorsak varız diyorum kıt aklımın erdiğice ve çekiyoruz, istesekte istemesekte. Gülüşlerimizin ardında bile bir hüzün. Sürekli kahkahaların ardına saklanan. Sustum. Bu halde ne yazılabilirki. Gözlerimde Şener Şen ve Şevket Altuğ‘un mükemmel oyunculukları hala devam etmekte. O iki karakterin sıcak dostlukları. Ama bir perde kapandı, şimdi kendi filmimizde var olma zamanı.
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t= golge+oyunu&kw=&a=&all=&v=&p=2

Şimdi izlememeniz gereken iki film tanıtma zamanı (zaman geçirmek için olabilir ama özel vakit ayırmayın). İlki Stuck (Çıkış Yok).

Doğruyu söylemem gerekirse filmi Mena Suvari oynuyor diye izledim. Hani yönetmenine falan bakmamıştım.Filmin yönetmeni de Stuart Gordonmuş. Kusura bakmasın ama çok izlenesi bir film gibi gelmedi bana.
Yaşlılara hasta bakıcılığı yapan bir hemşire bir gün bar çıkışında evsiz bir adama çarpar. Adamın yarısı camdan içeri girmiştir. O şekilde evinin garajına girerek park eder ve adamı orda ölüme bırakır. Bizi bekleyen ise kadın ve sevgilisinin ondan kurtulma çabaları ve yaralı adamın hayatını idame ettirmeye çalışması ve ondan kurtulmasıdır. Donuk kareler bizi beklemektedir ama yönetmen (filmin senaristi aynı zamanda) o çok sevip (!) gözümüzde büyüttüğümüz (!) Amerikan’nın insanlarının ne kadar vurdum duymaz ve umarsız olduğunu gösteriyor bize. Boş bir zamanda hoşça izlenebilecek film. Baş rolerinde Mena Suvari ve Stephen Rea yer almakta.

İkinci filmin ise benim için tam bir hayal kırıklığıydı. Nerde dizideki kurgu, hikaye, atmosfer nerde bu filmdeki. İlk film kadar bile olamamış. Evet bahsettiğim beni tamamıyla hayal kırıklığına uğratan X-Files serisinin son filmi (böyle olacaksa en son olsun) The X-Files: İnanmak İstiyorum (I Want To Believe). Evet dizi devam etseydi eğer bu filmi dizi arasına bir bölümmüş gibi sıkıştırabiirdiniz ama bu film olarak X-Files‘e hiç yakışmamış. Sanki bizim çocukların parası bitmiş “haydi bir x-files çekelim para kazanalım” tarzı bir film olmuş. Ne merak ne başka bir şey filmde olan.
Kahramanlarımız işi bırakmış arada evlenip boşanmışlar çocukları olup büyüyüp ölmüştür. Aslında izeleyicisi olarak yıllardır beklediğimiz buydu. Biz göremedik, hoş bu filmde de göremiyoruz. Neyse, insanlar kaybolmaya başlamıltır. Bunlardan biri de bir FBI ajanıdır. FBI’daki ajanlar medyumlar yardımıyla bile işi çözememiş Mulder’dan yardım isterler. Kısa bir kararsızlıktan sonra Mulder kabul eder ve her zamanki inatçılı ile olayı çözer. Tabiki Scully’de yanındadır. Yönetmen koltuğunda her zamanki gibi Chris Carter var. Oynayanlar da aynı
David Duchovny, Gillian Anderson ve gözüme sürekli takılan güzellik Amanda Peet var. Bu arada Gillian Anderson sanırım botoks yaptırmış bu halini hiç beyenmedim ki eskiden düşlerimi süslerdi. Neyse magazine girmeyeyim…