Constantine

Senenin en çok beklediğim dizilerinden biri de Constantinedi. malumunuz üzre Constantine DC Comics’in ünlü korku çizgi romanı Hellblazer‘dan uyarlanmış. Tabi diziden önce Francis Lawrence yönetmenliğinde film olarak karşımıza çıkmıştı Constantine. Her ne kadar dizi filmin adını kullanarak devam etse de bçlüm sayısının fazla olması banna çizgi romana daha yakın olabileceğini düşlündürdü. Bu sebepten dolayı film ile bir kıyaslamaya girmeyeceğim.

Continue reading “Constantine”

Man of Steel

Süper kahraman filmlerinin son dönem yorumlamalarından biri de Superman uyarlaması olan Man of Steel. Film genel olarak başarılı bulduğum Zack Snyder‘ın elinden çıkmış. Ancak 300WatchmenSucker Punch gibi filmlerle iyi iş çıkaran yönetmene Man of Stell biraz ağır gelmiş. Aslında yönetmen karşımıza Nolan‘ın The Dark Knight ciddiyetinde bir film çıkarmaya çalışmış ancak bunu becerememiş. Gerçi okuyanlar bilirler ki her ne kadar The Dark Knight iyi bir film olsa da bence Batman’ın o gotik yönünü, doğasını yansıtmıyordu.

Neyse gelelim Man of Steel’e. Öncelikle filmin hikayesi ve kurgusu çok farklıydı. Bildiğimiz Superman hikayesi biraz daha geliştirilmişti. Tamam buna herhangi bir şikayetim yok ancak geliştirilen hikaye kendi içinde tutarsızlıklara sahipti. Filmin ilk yarısı ile ikinci yarısı arasında pek bağlantı yoktu. Onuda geçtim filmin ilk yarısı sanki birbirinden alakasız bir kaç sahnenin birleşmesiyle oluşmuş gibiydi. Senaryo olarak film Superman’a yakışmamış. Boşluklar filmi izlerken soru işaretleri uyandırıyor. Continue reading “Man of Steel”

Da Vinci’s Demons

Yazmayı sürekli erteledim ama 2013’ün en iddialı dizilerinden biriydi Da Vinci’s Demons. Tabi hala iddiasını sürdürmekte. Geçmiş zaman eki kullanmam ilk sezonun bitmesinden kaynaklı. İlk bölümle hızlı bir giriş yaparak finalini de aynı şekilde yaptı. Gerçi sekiz bölüm olması hikayenin hızlı gelişmesine bu şekilde de merak etmesine sebep oldu. Filmin kurgusu gayet başarılı.

Dizinin yaratıcısı . Kendisini başarılı filmlerin yapımcısı, yönetmeni ve yazarı olarak görüyoruz. Bu sebepten dolayı dizinin akışının ve kurgusunun başarılı olduğunu düşünüyorum. Ne de olsa işin bu boyutunu yutmuş bir isim var dizinin arkasında.  Continue reading “Da Vinci’s Demons”

The Dark Knight Rises

Christopher Nolan‘ın Batman serisinin üçüncü filmi The Dark Knight Rises. Zaten Nolan’ın bu işe bulaşması hakkında şurada zaten bazı açıklamalar yapmıştım. Bunun üzerine pek bir şey koyacağımı düşünmüyorum. Genel olarak bakıldığında iyi bir film var karşımızda. Ama ben Nolan’ın Batman ortamını özümseyemediğim için film bana biraz düz bir filmmiş gibi geldi.

Filmin kurgusu oldukça başarılıydı. aksiyon sahneleri kesinlikle takdire şayandı ancak hikayede bazı kopuklar vardı. Hikaye oldukça basite alınmış gibi geldi bana. Sanki bir ve ikinci filmin akışından sonra bu film sanki daha bir sipariş üzerine olmuş gibi geldi bana. Final ise beni en çok hayal kırıklığına uğratan kısımdı. Final sahneleri aksiyon olsun diye yapılmış biraz mantık dışıydı. Continue reading “The Dark Knight Rises”

Den osynlige

2002 İsveç yapımı bu filmin yönetmenlik koltuğunda Joel Bergvall ve Simon Sandquist gözümüze çarpıyor. Film Mats Wahl‘ın aynı adlı romanından uyarlanmış. Uyarlayan isim ise Mick Davis. Den osynlige başarılı bulduğum filmler arasında. Öyle ki bu filmi Amerikalılar da başarılı bulmuş ve 2007 yılında David S. Goyer bu filmi The Invisible adı ile tekrar vizyona sokmuş.

Niklas derslerinde başarılı bir öğrencidir. En büyük hayali, yazar olmaktır. Ancak baskıcı annesi onun yazar olmasını istemez. Niklas, ne yapıp eder, yurt dışındaki bir okulun seçmelerine katılmak için uçak bileti alır.. Ancak annesi ile tartışması yüzünden yurt dışına gidemez.

Geceyi bir partide sonlandırır. Tüm hayalleri bitmiştir. Bu arada şehirden gece ayrılacağını düşünen en yakın arkadaşı, okulun belalı kızı Annelie’ya kendi paçasını kurtarmak için polise onu Niklas’ın ispiyonladığını söyler.

Annelie, Niklas’ı yakalar arkadaşlarınında yardımıyla onu iyice döver. Öldüklerini anladığı anda bırakırlar ve Niklas’ın cesedini, bir yere gömerler. Niklas birden bire sapa sağlam karşımıza çıkar. Ancak onunla birlikte bizde onun ölü olduğunu anlarız. Asıl hikaye buradan sonra başlar… Niklas kendisini öldürenin peşinde koşar…

Bu filmi diğer filmlerden ayıran özellik ise Niklas’ın intikam peşinde koşmamasıdır. Hatta kendini öldüren Annelie karşı bir şeyler de hissetmeye başlamasıdır. Niklas bir gün odasında beklerken cama bir kuşun çarptığını görür. Kuş çarpar çarpmaz odanın içine girmiştir. Cama bakar ancak orada kuş can çekişmektedir. Kuş tamamen öldüğü anda odadaki kuşta kaybolur. Niklas buradan ölmediğini anlar ve kendini kurtaracak birilerini bulmaya çalışır.

Onu tek duyan hissedebilen vicdana azabı çeken Anneliedir. Ona bedenin yerini söylemesi için baskı yapar, ancak bir süre yanıt alamaz. Ancak ceset koydukları yerde de değildir. Annelie nerede olduğunu da bilememektedir cesedi birisi olduğu yerden kaldırmıştır. Annelie den şüphelenir herkes ama o delildir gesedi kaldıran.

Fİlmin kısaca konusu böyle finalde elbet ceset bulunuyor ancak beklediğimiz mutlu son karşımıza çıkmıyor. Belkide en iyisi bu.

Her ne kadar filmde atlanmış ve eksik gözüken noktalar olsa da gerçekten kurcu ve işleyiş bakımından başarılı bir film.

Linkler


Gustaf Skarsgård Niklas

Tuva Novotny Annelie

Li Brådhe Kerstin
Thomas Hedengran Thomas Larsson

David Hagman Peter

Pär Luttrop Marcus

Francisco Sobrado Attis
Joel Kinnaman Kalle
Jenny Ulving Sussie

Anna Hallström Marie

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0298491/

http://en.wikipedia.org/wiki/Den_Osynlige