sanırım bir kaç gündür kendimde bir güven hissediyorum. durup durup kendime “evet yapabilirsin” diyorum. lakin bu tembellik denen hastalıktan nasıl kurtulacağımı bir türlü bilmiyorum. başladığım işi yarım bırakacağım korkusu, başlamama engel oluyor. ama şu üç gündür fena halde gaza geldim desem yalan olmaz. ikiye bölündüm yine. kendime karşı savaşıyorum. işten …

iyiyim, iyisin, iyiler….

Biraz hareketli geçen haftasonundan mıdır (fiilen diil beynen), yoksa hafta başı sendromu üstü iş stresinden midir bilinmez ama az önce sevgili başım yine ağrımaya başladı. Hemen sevgili dostum, biricik aşkım Majezik attım ağzıma, şimdi boğazımda bıraktığı o tarifsiz tat eşliğinde yutkunup duruyorum. Umuyorum ki bu kez bu baş ağrısı beni …

nefret ediyorum…

sıkılmaya başldım. son zamanlarda herşeyden. güneşin doğmasından, batmasından, sabah erken kalkmaktan, gece geç yatmaktan. yemekten, içmekten, sıçmaktan, konumaktan, gülmekten, ağlamaktan. gözlerim sürekli yanıyor açtığımda da kapattığığımda da. yazı sevmiyorum. Milli takımın tur atlaması sikimde bile değil. Şu şartlarda bir maçta yarım hayatımı idame ettirecek para alıyor herifler. kıskanmaktanda nefret ediyorum. …

gidebilirm. hemen şimdi. sesimin kesikliği ardına sığınarak hiçbir şey söylemeden. yalın ayak. izlerimi, gidenlerin en ustası, bir rüzgarla süpürerek. sessizce habersizce. içimde bıraktığım derin bir acıyla, sadece bedenimi alarak. gidebilirim. itaatkar bedenlerin huzurunda diz çokmeden. kanıma bulanan virüslerin hazzına vararak. uzaklaşarak, kaçarak… belki de parçalanmış vücutları yanıma alarak…

yine olmadı. aşağıdaki yazının kısa ve konuya direk girmesi lazımdı. oysa ki dağınık birbirini tamamlayan cümlelerden uzak. düşündüklerimi yazıya dökmekte zorlanıyorum. bu ne zaman bitecek ya da bu artık düşünemediğim anlamına mı geliyor? uzaklardan bir ses ne zaman düşündün ki diye soruyla karşılık veriyor bana. aslında doğru söylüyor. varlığımı ispat …

ne gündü ama. gözlerim açılmaktan bi haber, ağzımdan akan salyalar pantolonumda beş santimetre çapında bir ıslaklık oluşturmuş bile. kendimi ayıplayarak tuvalete giriyorum. bütün utancımı içime gömerek el kurutma makinesinde kurutmaya başlıyorum. aslında oturduğum yerde insanlara su döktüğümü söyleyebilirdim ancak şimdi tuvaletten çıkarken ne söylersem söyleyeyim insanlar üzerime işediğimi düşünmeden edemeyecek. …

Back to Top