son zamanlarda izlediklerim

 

Visions (2015) Yönetmen: Kevin Greutert Çok iyi bir senaryo olmamakla birlikte keza bunu oyunculuklara da indirgersek aynı şekilde filmin sonuna doğru yapılan sürpriz filmin izlenimini keyifli kılıyor. Son dakikaya kadar klasik tarikat filmi gibi ilerlese de sonda güzel bağlanmış. ***

Avalon (2001) Yönetmen: Mamoru Oshii Avalon kesinlikle izlenmesi gereken filmler arasında. Ne gerçek ne değil yönetmen bunu günümüzdeki oyunlar üzerinden sorgularken, bunu değişik bir görsellikle yapmış. Filmde bulunan karakterler, onların ölümleri, tüm ayrıntılar birer gönderme içeriyordu. Müzikler ise Steve Aoki’ye ait ve çok iyiler. *****

Apocalypto (2006) Yönetmen: Mel Gibson Filmi daha önce televizyon ekranlarında görmüş ama izlememiştim bu kez oturup izleyeyim dedim. Bu arada ben hiç mi Mel Gibson filmi izlemedim anlamadım. Etiketlerde adına rastlamadım çok ilginç. Neyse film oldukça etkileyici ve şiddet dolu. Bir kabile kendi halindeki bir başka kabileye onları tanrıya kurban etmek için saldırır. Biz de bu gerilim dolu süreci izlerin. Ben filmi beğendim. *****

Ammar 2: Cin Istilasi (2016) Yönetmen: Ozgur Bakar Farklı bir konu karşımıza çıkmıyor bu filmde de. Zamanında polis kayıtlarında olan bir video kaset öğrencilerin eline geçer ve öğrenciler belgesel çekmek için araştırmaya başlarlar. Hatta yurt dışına uzman yorumları almak için giderler. Sonuçta geri dönüp olayların yaşandığı yere varırlar ve çekimler esnasında olaylar başlar. Oyunculuk ve görsel olarak çok fazla tatmin etmese de genel olarak bir iyileşme var. **

Colossal Yönetmen: Nacho Vigalondo Çok değişik bir film Colossal. Hayatta başarı gösteremeyen işinden kovulmuş, sevgilisi tarafından evden atılmış ablamız çareyi doğduğu memlekete gitmekte bulur. Oraya vardığında ise bir yaratık Güney Kore’ye saldırmaya başlamıştır. Ne olup bittiğini anlamaya çalışırken bu yaratıkla bir ortak yönü olduğunu keşfeder. Onu yönetebilmektedir. Tüm dünyanın kaderi neredeyse elindedir. Ancak bu durumu çözmek için geçmişi ile de yüzleşmesi gerekir. Bence izlenmesi gereken keyifli bir film. ****
Mr. X (2015) Yönetmen: Vikram Bhatt Aksiyonu bol bir film Mr. X. Hintlilerin süper kahramanı diyebiliriz kendisi için. Özel bir teşkilatta başarılı bir ajan olan abimiz, yine aynı teşkilatta görevli ajan olan kız arkadaşıyla evlilik hazırlığı yaptığı için teşkilattan ayrılacaktır. Bir gün ikisi de son bir görev için çağrılır. Gittiklerinde abimiz devlet başkanını öldürmek için zorlanır yoksa sevgilisi öldürülecektir. O da başkanı öldürür ama bu kez de aranan biri olmuştur. Peşlerinden giderken abimiz bir fabrikaya gider ve burada bir şeyin içine düşer ve patlama olur. Bütün vücudu yanmıştır ve kimyasallar onun sadece gün ışığında görünmesini sağlamaktadır. Bu şekilde intikam almak için geri döner. ***

 

Gong fu yu jia (2017) Yönetmen: Stanley Tong Ne izlesem diye bakındığımda şöyle eğlenceli bir şeyler olsun dedim ve listeleri süzmeye başladım. Fantastik, tarihi, aksiyon derken bu filmi buldum. Sonra baktım ki Jackie Chan filmiymiş. hikaye beni sardı. Öyle çok bütçeli bir filmde değildi zaten çok şey beklememek lazım. Çin’de başlayan hikaye, Hindistan’ı da geçtikten sonra Arap yarımadasında son buldu. Jackie ünlü bir arkeolog ve bir hazinenin peşindedir. Ama sadece iyiler bu hazinenin peşinde değildir tabiki. ***

Pirates of the Caribbean: Dead Men Tell No Tales (2017) Yönetmen: Joachim Rønning, Espen Sandberg Film beni çok fazla tatmin etmedi. geri kalan filmlerden bir kolaj yapılmıştı sanki. Düzgün bir hikaye göremedim. Yine Kaptan Jack’ın klasik tavırları karşımıza çıkıyordu ama sanki bu sefer oyuncular da sanki biraz zorlama geçmişler gibiydi kamera karşısına. Filmin sonunda yine bir devam olur beklentisi yarattı ama bence daha özgün konular ve daha akıcı bir senaryo ile işin içine girmeleri lazım. Bu film nasılsa parasını kazanırız tarzı bir film olmuş. Beni hiç tatmin etmedi. **
A Cure for Wellness (2016) Yönetmen: Gore Verbinski Güzel ilerleyen bir senaryoya sahip film. Sonuna kadar merakınızı korurken olayların akışına kendiniz kaptırıyor hikayeyi çözmeye çalışıyorsunuz. Oyunculuklar da oldukça başarılı. Çekimler bilhassa filmin mekanları ve atmosferi çok başarılı. Zaten çekilen yerleri izlemek için film izlenebilir. Lockhart adında genç bir iş adamı patronlarının yattığı bir merkeze onu geri almak için gönderilir. Ancak bir süre patronu ile görüşmekte zorlanır. Daha sonra olumlu bir bilgi alamayınca geri döner ve dönerken de bir kaza yapar. Bu kez gözlerini açtığına kendini bu merkezde hasta olarak bulur. Ancak burada garip bir şeyler dönmektedir. Onları arayıp kurtulmaya çalışır. ****

 

King Arthur: Legend of the Sword (2017) Yönetmen: Guy Ritchie Film görsel olarak tatmin edebilir seviyeydi olsa da ben hikayeyi ve işlenişi pek sevmedim. Tarihi bir karakterin hikayesi günümüz zıpır aksiyon karakterine çevirmek bence güzel bir fikir olmamış. Bu konuda beni tatmin edemedi. Daha özüne bağlı daha gerçekçi bir film beklerdim. Kendimi İngiliz milliyetçisi gibi hissettim. Dava bile açabilirim şimdi bak. ***
Çalgi Çengi Ikimiz (2017) Yönetmen: Selçuk Aydemir Filmi sinemada izlememiştim. Neyse ki televizyona düştü ve izleme fırsatı buldum ve çok şey kaçırmadığımın farkına vardım. Tabi ekip para kazansın diye sinemaya gitmek vardı ama o kalabalık curcunaya girmekte hiç işime gelmedi açıkçası. Neyse. Ekibin izlediğim en vasat filmi diyebilirim bu film içim. Elle tutulur hiç bir tarafı yoktu filmin. Umarım bir sonraki daha iyi olur. **

 

Saklı (2015) Yönetmen: Selim Evci Film Türkiye’deki iki farklı orta yaşlı erkek (orta demeyeyim yaşlı diyeyim) profilini çiziyor. Biri efendi kendi halinde herkesin sevdiği bir müzisyen, diğeri ise bildiğimiz klasik tutucu, kuralcı geleneklerine bağlı bir adam. İkisinin ortak tarafı kızlarının olması. Ve bu kızlarında arkadaş olmaları. Müzisyen olan kızının arkadaşı ile bir ilişki yaşarken, diğeri ise bir Rus kadına ev açmış onunla ilişki yaşamaktadır. Film bu iki karakterin profilini çizerken, tutucu babanın kızının aslında tutucu olmayan baba profiline yakınlık hissetmesinin nedenlerini de sorguluyor. Film sıkmadan ilerlese de ben bir şeylerin yarıda bırakıldığı filmleri sevmiyorum. Tamam akıl kurcalayan bir şey olur kesersin izleyici düşünsün diye ama ben bu filmde e ne oldu yani dedim ve bir son bekledim. İki karakter bir araya gelir ve sigara içerler. Şimdi ben böyle yazınca biraz kopuk gibi oldu değil mi anlattıklarımla. Onun için izleyin derim. Ama daha iyi bir final olabilirdi. ****

Wonder Woman (2017) Yönetmen: Patty Jenkins Wonder Woman fanatiği değilim. Bu filmi sevdim mi diye sorarsanız oh işte derim. Aynı hikayelerin önümüze farklı bir şekilde sunulup farklı kahramanlarla karşımıza çıkması beni sıktı. Gerçi bu Wonder Woman’ın ortamlara çıkışını anlatan ilk film olasa da daha farklı bir şekilde karşımıza çıkabilirdi. Film görsel olarak tatmin etmedi. Aksiyon sahneleri de görmediğimiz cinsten vay dedirtecek gibi değildi. Filmin süresinin uzunluğu ilk defa bende bir aksiyon filmini izlerken sıkıntı yarattı. Bunu sebebi sanki olayları çok başından alması zaman zaman gereksiz ayrıntılara yer vermesiydi. Film 3D idi ama bu konuda da beni tatmin ettiğini söyleyemeyeceğim. Neyse ki filmdeki tabirler Diana yarı çıplaktı. 🙂 ***

Alamet-i Kiyamet (2016) Yönetmen: Doga Can Anafarta Muhtemel devamı gelecek filmin Rosemary’s Baby filminden tek farkı Türkiye’de çekilmiş olması. Genç kızımız kendisinden yaşça büyük ve zengin bir adamla ilişki yaşar. Adam ona garip bir apartmanda bir daire tutar. Bu sırada apartmanda da garip komşuların dışında da acayip şeyler dönmektedir. Kızımız bir süre sonra halüsinasyonlar görmeye başlar ve zaman kaybı yaşar. Binadan uzaklaşmaya çalıştıkça da daha fena şeyler olur. Aslında binadaki tarikat onu şeytanı doğurması için seçmiştir. Oyunculuklar fena değildi. Ancak korkudan çok gerilim filmi olan film bu onuda da başarısızdı. Keşke biraz daha hikayenin üzerinde dursalarmış. ***

Devil’s Domain (2016) Yönetmen: Jared Cohn Vakit geçsin diye izlemiştim bu filmi sanıyorum gece devamını getiremeyip ertesi gün devam ettim. Genç bir kız okuldaki arkadaşları tarafından alay konusu olur ve zor durumda kalır. Aynı zamanda lezbiyen de olan bu kız arkadaşlarının gizli çektikleri videosunu yayınlayınca iyice hayatı çekilmez bir hal alır. Bu esnada ona internetten bir kadın ulaşır. Bu gizemli kadın onun bu sıkıntılarına çare olacağını söyler ona güzel bir hayat yaşatacaktır. Bu kadınla bir anlaşma yapar sonra öğrenir ki bu kadın şeytanın ta kendisidir. Ancak işler istediği gibi gitmez ve ona kötülük yapan arkadaşları feci bir şekilde öldürülür ve bunlar internette yayınlanır. Kızımız pişman olur ama bu işten sıyrılabilecek midir yollarını arar. *
The Autopsy of Jane Doe (2016) Yönetmen: André Øvredal Küçük mekan ve kısıtlı oyuncularla bence çekilebilecek şekilde etkili çekilmiş bir gerilim filmi. İlk önce bir otopsiyi izleyeceğiz ya kadın canlı çıkacak ya da hayaleti ortada dolanacak diye düşünmüştüm ama film farklı bir şekilde yol aldı. Üstüne üstlük bunu direk vermedi ve zamana yayarak ne olduğunu anlatma konusunu izleyiciye yavaş yavaş işledi. Bir kokru filmi olmamakla birlikte başarılı bir gerilim filmi olarak buldum filmi. Bir baskın sırasında bir evin bodrumunda kadın cesedi bulunur. Bu ceset hiç bozulmamış ve bembeyazdır. Üstünde hiç bir iz yoktur. Otopsi için ceset özel bir merkeze götürülür. Burada görevli bir baba ve oğul vardır. Gece ayrısı cesedi incelemeye başlarlar ama ceset yeni ölmüş birine benzememektedir. Cesedi araştırmaya başladıkça merkezde de garip olaylar dönmeye başlar. ****

 

Miljung The Age of Shadows (2016) Yönetmen: Jee-woon Kim Yönetmenin başarılı filmleri olduğunu biliyorsunuz buna bir yenisini de eklemiş bulunuyor. Film Kore’nin Ocsar adayı olan tak filmi olmuş alamadı tabi o başka. Bu kez yönetmen polisiyeye ek olarak Kore tarihini de içermesi. Baş rolde Song Kang-Ho ve Gong Yoo’yu görüyoruz. Film 1920’de Japon işgalinde Kore’nin Kardeşler adındaki bağımsızlık örgütünün çökertilme çabasını anlatıyor. Bir zamanlar Kore’nin bağımsızlığı için çalışan bir komiser daha sonra Japonlar için çalışmaya başlamıştır. Ona görev olarakta örgütün bölgesel liderini yakalama görevi verilmiştir. Komiser araştırmaya başladıkça kendini örgütün içinde bulur ve örgüt lideri ile yakınlaşır. Bu esnada bağlı bulunduğu birimi görevini sorgulamaya başlar. Keyifli izlenebilir, görsel açıdan da oyunculuk bakımından da başarılı bir film. *****

AfterDeath (2015) Yönetmen: Gez Medinger, Robin Schmidt Yine ne izlesek kervanında bir film. Sonunu getirebildiğimi söyleyemeyeceğim. Bunun nedeni filmin sonunun bende bozuk olması devam da etmedim zaten. Çok gerekli görmedim. Film İngiliz yapımı. Üzerinde pek durulmamış yapım bu bakımdan hem görsellik hem de oyunculuk olarak çok fazla tatmin etmiyor. Konu ise şu şekilde. Robyn gözlerini açtığında bir sahildedir. Etrafa bakındığında bir ev ve bir fener görür. Eve doğru gider ve içeri girdiğinde bir grup gencin eğlendiğini görür. Neden burada olduğunu sorgulamaya başlar. Fener ışığı eve geldiğinde hepsi acı çekmektedir. Birde ortaya çıkan ve onları rahatsız eden bir duman vardır. Neden burada olduklarını sorguladıklarında aslında ölmüş olduklarını arafta olduklarını anlarlar. Buradan kurtulmak için kara dumanı yakalarlar ve buradan çıkmaya çalışırlar. Bu sırada dünyada yaptıklarıyla yüzleşirler. *

A Monster Calls (2016) Yönetmen: J.A. Bayona Aslında bu film sıradan çocuk filmidir diye düşünüp izlemeyi uzun süre ertelemiştim. Sonra hadi çocuk filmi izler eğlenirim dediğimde iyi bir drama olduğunu anladım. Evet yine biraz çocuksu değil miydi öyleydi ama başarılı bir şekilde işlenmiş bir filmdi. Biraz fantastik, biraz gerçeklik yeterli oranda karşılaştırılmış ve güzel bir film çıkmış ortaya. Bence uyarlaması iyi yapılmış filmlerden biri olabilir. Çok fazla sırıtmıyordu hikaye. Bence izleyin. *****

Teenage Mutant Ninja Turtles: Out of the Shadows (2016) Yönetmen: Dave Green İlk film hakkında da iyi şeyler yazmamıştım ikincisi hakkında da çok iyi şeyler söyleyemeyeceğim. Shredder hapiste atılmıştır ama çılgın bir bilim adamı onu kaçırır. Bu sırada Shredder Beyin ile tanışır ve ortaklık yaparlar. Beyin Teknodromu dünyaya getirecektir. İşlem başlar. Ninja Kaplumbağalar ile bu işin peşine düşer ancak aralarında da biraz güven sorunu vardır. Ben bu kaplumbağaların korkutucu görüntüsüne hala alışamadım. Gerçi Megan Fox hatırına çiğ tavuk yenir. **
Collateral Beauty (2016) Yönetmen: David Frankel Film beklediğimden daha iyi çıktı diyebilirim. Aslında biraz da aksiyon olur diyordum ama olmadı. Filmi bu kadar bilinçsizlikle izlemeye başladım siz düşünün. Sonra gördüm ki çok sağlam bir kadrosu varmış filmin. Sonra da bu kadroya bu film gitmiş mi diye düşünmeye başladım. Evet film güzel hoş ama bu kadro için biraz sönük kalmış. Ünlü bir reklamcı kızının ölümünden içine kapanmış her şeyden elini ayağını çekmiştir. Şirket ortakları ve arkadaşları onu geri getirmek için çabalamış ama muvaffak olamamışlardır. Bunun üzerine dedektif tutarlar ve onu izletirler. Onun duygulara mektup gönderdiğini görürler ve buradan giderek onun imza yetkisini resmi olarak alabileceklerini düşünürler. Mektup attığı üç olguyu canlandıracak birer oyuncu bulurlar ve onunla yüzleştirirler. Ancak bu yüzleştirme herkesin hayatını değiştirecektir. *****

 

Goksung (2016)  Yönetmen: Hong-jin Na Çok başarılı bir Kore filmi karşımızda. Kesinlikle izlenmesi gerektiğini düşündüğüm için çok fazla ayrıntıya girmeyeceğim. Hikayesi, kurgusu oyunculukları her şeyi ile çok başarılı. Zaten yönetmenin diğer iki filmi de oldukça başarılıydı. Bunların arasına bir yenisini eklemiş oldu. Küçük bir kasabaya bir yabancı geldikten sonra bir hastalık yayılır. Bu hastalık zombi gibi bir şeydir. İnsanlar başkalarına saldırıp onları yemeye başlamaktadırlar. Polis bu olayı araştırmaya başlar. Kendi halinde bir polis memurunun kızı da bu hastalığa yakalanır. Bu sessiz, sakin korkak polis kızını kurtarmak için elinden geleni yapar ancak neye karşı savaştığını bilmemektedir. Dediğim gibi çok başarılı bir film ve kesinlikle izlenmeli. *****

Psişik (2016) Yönetmen: Mustafa Kara Sanıyorum bir kaç arkadaş birleşip film yapmışlar. Öncelikle ses berbattı bununla birlikte oyunculuklar ve hikaye de çok fazla işe yaramıyordu. Neden izledim peki? Meraktan. İnsanın başına ne gelirse demişler. Neyse ki benim başıma bir şey gelmedi henüz. Baş oyuncumuz rüyasında olan şeyleri görmektedir. Bu arkadaşın bir de Rus karısı vardır. Psikologa gider ama psikolog onun dediklerini çok tavsif etmediği için onu istemez. Sonra bir hoca çağırır. Hoca kötü yere uğradığını söyler daha iyi bir hoca bulmak için gider. Bu esnada evde de garip şeyler olur. Film güya gerçek bir olaydanmış her zamanki gibi. *

Papurika (2006) Yönetmen: Satoshi Kon Efsane bir anime Paprika. Neyin gerçek neyin hayal olduğunu bu animeyi izlerken karıştırıyorsunuz. Hoş karakterler de karıştırıyor. Biraz Inception benzeri diyeceğim ama bu anime ondan daha önce piyasaya çıkmış. Uyarlama olduğunu da hesaba katarsak bunun geçmişi diğerinden daha eskiye dayanıyor. Neyse. Bilim insanları rüyaları kaydeden ve ona hükmeden bir cihaz yaparlar. Bunu insanların psikolojik sorunlarını çözmek için kullanırlar. Bunu çözmek için de Paprika adında bir karakter onların rüyalarına dahil olur. Bu durum biraz da Cell filmine benziyor. O da aslında bu animenin atası olabilir. Neyse cihaz biri tarafından çalınır ve hacklenir. Bununla birlikte tüm insanların rüyalarını birleştirecek duruma gelir ve tüm insanlar rüya ve gerçek arasına sıkışır. Bu illetten insanlığı kurtarmak Paprika’nın görevidir. Kesinlikle izlenmeli. *****

Salur Kazan: Zoraki Kahraman (2017) Yönetmen: Burak Aksak Filmin yönetmenini senaristini duyunca hemen izleyeyim dedim filmi. Ancak tüm hevesim kursağımda kaldı. Burak Aksak’tan böyle bir film beklemezdim ve bu filmi izlememiş sayıyorum kendimi. *

11 (2017) Yönetmen: Can Varol Değişik bir konuyu ele alan film oyunculuk ve yönetim bakımından sınıfta kalıyor. Aslında hikayesi fena değil ama işlenişi daha iyi olsaydı daha iyi bir film çıkabilirdi karşımıza. Üniversite son sınıf öğrencisi bir kız otoskopi rahatsızlığı olduğu için ilaç kullanmaktadır. Ancak bir süre sonra rahatsızlığı ilerler ve kendisinin sürekli izlendiği kanısına kapılır. Bu iş iyice çığırından çıkar. Tabi bu durum yakın arkadaşı ve sevgilisine de zarar vermektedir. Doktordan çok yardım istemeyen kızımız işi kendisi çözmeye kaçışır. Bu esnada gizemin çözüleceğini düşündüğü doğduğu yere giderler ve farklı bir olayın içinde bulurlar kendilerini. Filmin finali de fena değil. Aslında baktığımızda son dönemin gerilimi iyi Türk filmlerinden sayılır. ****

The Mummy (2017) Yönetmen: Alex Kurtzman Hikayesi ve askiyon sahneleri ile kendini izlettiren bir yapım olmuş. Her ne kadar görsel olarak bazı eski filmlerin tekrarlarını görsem de tatmin etti diyebilirim. Zaten işin içine mısır ve gizem girince izlemek benim için keyif oluyor. Nick, Irak’ta görevli bir askerdir. Aynı zamanda burada bulduğu tarihi eserleri gizlice satmaktadır. Yine eser peşinde koşarken bir kasabada saldırıya uğrarlar. Bu saldırı sonrasında yer alında bir mezar bulurlar. Bu Mısır’dan uzakta bir Mısır mezarıdır. Mezardan lahiti çıkarırlar ama bu sadece tüm belanın başlangıcıdır. Çünkü bu lahitte çok kötü bir güç yatmaktadır ve tüm insanlık tehlikededir. Bu sırada seçilmiş olan Nick, bir taraf seçmek zorundadır. ****/*

Fi (2017) Yönetmen: Mert Baykal Kitap hakkında ok söyleyecek bir şeyim yok. Çünkü okumadım. Zaten kitabın bu kadar popüler olmasını da tamamen pazarlama gücüne dayandırıyorum. Neyse gelelim filme. Bence iyi bir uyarlanmış film. Gerek oyuncu kalitesi, gerek çekimleri ve kareleri, gerek müzikleri oldukça başarılı. Tabi bir de alışılmışın dışında işlenmesi dizinin başarısına etkili oldu. Yani herkese hitap etmeyen bir dizi. Tabi dizinin internette olması bir artı sahnelerde ve sözlerde sansür uygulanmıyor. Ne zaman dile dolanır bilmem ama. Konuyu anlatmıyorum zaten biliyorsunuzdur. *****

Teoneol (2017) Yönetmen: Shin Yong-Whee, Nam Ki-Hoon Bir dizi izleyeyim Kore dizisi oldun derken gördüğüm fantastik polisiye Tunel. Kurguyu başarılı buldum. Heyecanı yerinde. Tam ne oldu ne bitti iş çözüldü derken bir şekilde yine olayı karıştırıp içinde tuttu dizi. Oyunculuklar iyiydi. Kurgusu aynı şekilde. Seksenli yıllarda bir seri katil cinayetler işlemektedir. Polis memuru bu katilin peşindeyken onu bir tünelde sıkıştırır. Ama tam bu esnada bir şey olur ve otuz yıl sonrasına günümüze gelir. Ne olup bittiğine anlam veremez. karakolda eski yardımcısını bulur ve olayı ona anlatır. Ama etrafındaki herkes olmayan geçmişinden bir parçadır ve yeni bir cinayet furyası başlamıştır. ****

Deccal 2 (2017) Yönetmen: Ozgur Bakar Sıcağı sıcağına yazayım dedim filmi. İlk filmde Deccal’in doğumuna engel olamamışlardı. İkinci filmde de son vaftizini engellemek için uğraşıyorlar. Bunun için Hristiyanlar, Müslümanlar bilinçsiz de olsa bu işi durdurmak için bir olurlar. Ancak bu kez karşılarındaki daha zorlu bir rakiptir. Velhasıl muvaffak olamazlar ve üçüncü film için zemin hazırlanır. Her ne kadar filmi hikayenin işlenişini çok benimsemesem de böyle seri şekilde ilerlemesi izlemem için neden oluyor. Oyunculuklar yine iyi değildi. Hikaye de kopukluklar vardı. Ses ile ilgili sıkıntı vardı. Hatta bir sahnede yönetmenin kestik dediğini duydum. Çok fazla karartı sallantı ve gürültü yoktu bu bakımdan film iyiydi ancak tatmin etmedi. ***

Mihrez: Cin Padişahı

Şimdi ne yazsam bilemiyorum. Türk filmi dedim. Hem de Türk korku filmi dedim iyi bir şeyler yazayım diyorum ama yok çıkmayacak gibi gözüküyor. Ve gönül rahatlığıyla şunu da söyleyebilirim ki bu film Türk korku sinemasında izlediğim en kötü film.

Filmin hikayesinden tutun, cast seçimine, oyunculuklara, kurguya kadar her şey çok kötü. Hikaye belli bir temele oturmayan taklidin de taklidi olmuş. Oyuncular ne oynadıklarından bi haber kamera karşısına geçmişler. Diyaloglar boş ve gereksiz. Kamera açıları ne hikayeye odaklanmanızı nede hikayenin içinde yer almanızı sağlıyor. Bir düğün kasedi edasında film gidiyor. 
Continue reading “Mihrez: Cin Padişahı”

Mezuniyet

Film hakkında araştırma yaptığınızda ilklerin filmi diye yazılarla karşılaşıyorsunuz. Peki neymiş bu ilkler bende değineyim…

”MEZUNİYET’ FİLMİNDE YAŞANAN “İLK”LER
-Türkiye’nin en genç yönetmeni Doğa Can Anafarta 20 yaşında filmi hem yazdı, çekti ve oynadı.
-İlk kez hiçbir oyuncu ücret almadan filmde rol aldı…
-Türkiye’nin en genç oyuncu yaş ortalaması (23) Mezuniyet’te buluştu.
-Billur Kalkavan ilk kez “Mezuniyet”te hayat kadını rolünü canlandırdı.
-Türk sinemasında çekilen ilk mezuniyet filmi.
-Mezuniyet’in yapımcıları Selen Sevigen, Hatay Tozkoparan ve Batu Müftüoğlu 27 yaş ortalamasıyla “En Genç yapımcı” ünvanına sahip.
-Mezuniyet filminin afiş tasarımını 19 yaşındaki Ege Üniversitesi öğrencisi Dilara yaptı…
-Filmin Görüntü yönetmeni Sezer Uçar (23) Türkiye’nin en genç sinema yönetmeni ünvanına sahip oldu…
-Mezuniyet filminin Web Sitesi 19 yaşındaki genç Enez tarafından hazırlandı…
-Mezuniyet’in uygulayıcı yapımcısı Sercan Çiçekoğlu (22) en genç sinema uygulayıcı-yapımcısı oldu…

http://www.hurriyet.com.tr/magazin/magazinhatti/12864273.asp?gid=222

Şimdi bunları neden yazdım. İlk maddeden ele alalım  yönetmen Türkiyenin en genç yönetmeniymiş, 20 yaşında hem çekmiş hem yazmış hem yönetmiş..Şimdi piyasaya baktığımızda bunu çok yapan var artık kamerayı eline alan film çekebiliyor. Hem de şu filmden daha iyi işler yapabiliyor. Eğer bu yaşta birileri film yapıyorsa demek ki parası bol bir ailedenler. Yoksa kim niye film yaptırsın ki?

Türkiye’nin yaş ortalaması en düşük filmi imiş doğrudur film demeli miyiz lakin o ayrı… Billur Kalkavan’ın neyi canlandırmış olması çok mu önemli? Türkiye’nin ilk mezuniyet filmiymiş, Türkiye’de bu konu hiç işlenmedi mi? Genç yapımcı olmak parası olmakla eş değer. Yani paran varsa yapımcı olursun. 29 yaşında çok paran varsa baban zengindir demektir. Afil tasarımı ve web tasarımlarını daha küçük yaşlarda yapanlar tanıyorum. Diğer yerlerde ise ben yönetmen ışıkçı, bu sınıfa sokulan bir şey gördük mü filmde?

Çok ağır gidiyorsun desteklemek lazım diyenler çıkacaktır elbet. Evet, desteklemek lazım ancak piyasada çok iyi iş yapıp tutunamayanları görüyoruz hemde bu işin artık uzmanı olmuş diyeceğimiz kişiler. Ancak bu iş para demek hepimiz farkındayız. Parayı bastıran da bu işi yaptığında ortaya böyle olaylar çıkıyor.

Sizi bilmem ama ben böyle bir lisede okumadım. Bırakın o zamanlar mezuniyet balosu gibi bir şeyde yoktu. Filmi izleyen görüyor ki lisede herkesin aklı fikri sevişmekte. Herkes milli olmuş yada olmakta. Günümüz böyle mi oldu. Yani o Amerikan filmlerinde izlediğimiz gençliğin yerini bizim gençliğimiz mi aldı? Yani her şey böyle anlatıldığı gibi mi? Senaryo ne düşünülerek yazılmış, film çekelim kızları toplayalım manayla manita yaparız düşüncesiyle mi? Verilen konu nedir? Ben anlayamadım bunları. Anladığım zaman filmin hakkında ayrıntılı bir yazı yazabilirim.

Aslında filmin en önemli özelliği Aykut Oray’ın son film olması… Film senaryo, oyunculuk, teknik tüm sinemasal öğeler ele alındığında sınıfta kalıyor. Vakit harcamayın derim. Kadroya saygı belki izlettirebilir ama umut bağlamamak lazım. Basit bir senaryo karşımızda.

Yönetmen Senarist: Doğa Can Anafarta

Oyuncular:

Linkler:

http://www.mezuniyetfilm.com/