kesfedilmeyi bekleyen ulke by ~angellife Biraz daha çoraplarım sökük bugün, gün kararmış, kızıllığı kelimelerin ucunda. Her defasında sessiz, her defasında iç burkan karelere yenik düşüyor bedenim. Cümlelerim ellerimden seken kalemin haykırışları. Aynalardan uzak, ışığa inat kaybettim benliğim üzerinde yoğunlaşıyorum. Yüzüm kararmış. Yılların pisliği bedenime zift gibi yapışmış. Günahlarımın kefaretini ödercesine yakıyor bedenimi. Yeni bir doğuşa hazır olmak mı bu? Artık insan olmak isiyorum. İşte sen, yanıbaşımdaki! Kelimelerim sahibi, varlığıma can katan! Şimdi söyle; “hangi güç bir oduna çevirebilir kalbimi, ya da küllerini odun yapar.” Kelimeler sessizce geliyor. Duyamdığım kadar uzak namelerde. Sadece insan olmak istiyorum, ayaklarımın üzeirnde doğrulmak, ardıma lodosun derin esintisini alıp, gökyüzünün kızıllaştığını hissetmek. Sizler orada mısınız? Bütün kelimelerin içinde? “bir derenin ağzında iki küçük kuğu yaşar, elleri kolları bağlı kelimeleri…”

Gökyüzü Sarsıntılı bir yolculuktan sonra nihayet araç durdu ve işlemler tersine tekrar etmeye başladı. Etraftan duyulan çocuk sesleri belirsiz bir müzikle karışıyor, üzerine binen değişik seslerle pekte çekilesi olmayan bir gürültüye sebebiyet veriyordu. Sandık yerinden kaldırıldı. Yaklaşık yirmi adım kadar sallandıktan sonra yere bırakıldı. Bütün kuklalar bağlarını tavana dikmiş sandığın kapağının açılmasını bekliyordu. Bu sebeple hepsi yere düzensizce yatmış insanoğlunun şüphelenmemesi için karışık bir pozisyon almışlardı. Beklediler. Bu o kadar uzun bir bekleyişti ki sonunda birkaçı dayanamayıp sandığın tahta parçalarının arasından sızan ışıktan dışarıya bakmak için sıraya geçti. Sandıktaki hava artık tümüyle değişmişti. Bunun farkına başka kim vardı bilinmez ama havanın tazeliği içlerinde bir dirginik yaratmıştı. “gökyüzünde bir kuğu elleri kolları bağlı aslında hep yan yana biri ölmüş olsa da…” Sandığın kapağı birden açıldı. Gökyüzünü görmek için ayaklanmış kuklalar kendilerini kapağın ilk hareketiyle birlikte yere doğru bıraktılar, baygın bir insan gibi. Üzerlerine düştükleri kuklaların bir kaçından homurdanma sesi geldi. Ama …

Kukla kuklalar başlarını kaldırdı. tek kelimeyle, sığıntı hayatının geri kalanına üzülmemek için. iplere bağlı yaşam çarşafa bürünmüş bir vücuttan farksız olsa gerek. oysa sayıkladıkları bunlar değildi. “bir derenin ağzında iki küçük kuğu yaşar…” ellerini birbirine vurdu. çıkan tok ses bazı gözlerin alaycı bir şekilde kendine çevrilmesine neden oldu. başı isteksizce yere düştü. insanların cesaret dediği şey onda yoktu. oysa aynı ağaçtan oyulmuş kardeşine baktı. pelerinini rüzgara karşı savuruyor, üzerine çevrilmiş hayran gözlerin sıcaklığıyla böbürleniyordu. aynı ağaçtan bir hafta içinde yontulmuşlardı. hatta ondan büyüktü de. çoğu kez düşüncelerinden çıkardığı sonuç, hammadenin aynı olmasından çok yaratıcının verdiği kudretti. aklında dolanıyordu sürekli ve yavaş yavaş diline de yansımaya başlamıştı. “bir derenin ağzında iki küçük kuğu yaşar birbirinden farklı kelimelere bağlı…” birden gökyüzünün karardığını hissetti. göğe doğru baktığında bir elin içlerinde bulunduğu sandığın kapağını tutup çektiğini gördü ve sandık büyük bir gürültüyle kapandı. sandıktakilerin çoğu gibi o da gözlerini kapattı ama biliyordu ki bu …

bi zamanlar… savaşmak? kaçmak? evet ben bir korkağım. üzgünüm anne, üzgünüm baba senin gibi olamadım ve senden uzak sensizlikle yürüyorum…. ama en büyük kaçışı sen yaptın. hayattan kaçtın insanlardan kaçtın.. bizi bıraktın… hayır bütün hayatımın sorumluluğunu yüklemiyorum sana, senin kadar korkak değilim yüzleşebiliyorum en azından tam bir kaçış yok. yok hayır öyle deme… üstüne yürüyebilirim senden daha başarılıyım bu konuda itilmiş bir ucube değilim. olmam… olmayacağım… yo sus. sana söylemedim… üstüme gelme. hayır… ama yapmamalıydın bunu bırakmamalıydın öylece… sana atmıyorum. bak insanlarla konuşabiliyorum. tamam başarılı değilim ama deniyorum. bende mi sorun yo hayır ben ya yapılması gerekiyorsa layıkıyla yaptım hayır insanlar anlamıyor beni bildiğin gibi değil. sen gideli çok şey değişti, evler arabalar hayır onlarla iyiyim insanlar da değişti. işte onlar asıl olması gerekenler. eski çocuk değilim artık tek başıma yapabilirim bak onca sene geçti iyi olsun diye hiçbir şey yapmadım şimdi yapacak mıyım yo hayır öyle konuşma bu benim …

beni ne kadar benzetebilirsiniz?

beni ne kadar benzetebilirsiniz önümdeki tümseğe/ geçmişe dayamışken ayaklarımı/ izimi süren prezervatif kırıntıları eleverir mi sessizliğimi/ kaybolmaya yüz tutmuşken acılarım/ kanlı bir cenin gibi sürülür mü soframa/ kaçmak nereye kadar/ kaçmak/ kim ile bağdaştırılmalı sokak aralarında/ giderken/ kalırken/ gülerken/ -ken’lerin sıkışıklığına sürtünürken/ zevkten bitap düşmüş bedenimle/ beni ne kadar benzetebilirsiniz gökyüzündeki aya/yanan ışığa/ solan güne/ bir eşeğin arda kalanlarına/nefes almaya çalıştıkça…

süper kahraman olmak istiyorum…

gözlerim kanlandı. kelimeler alyuvarlarımda. hücrelerim esnemeyle dolu. bir bitkinlik tortusu kazınmayı bekliyor bedenimden. ah benliğim! sayısız düşünceler ardında perperişan. şifasız bir hastalığın kifayetsiz bir ömrün tükenişi. ne kadar uzaksınız ellerimdeki karıncalar, dizlerime bulaşmaya çalışan ortaklarınız. kaç kez susacak bilinmezliğe doğru… ev tanrı dedi ki, kimsenin duymadığı bir şekilde… salyangozun kiritlendiği, zarın titremediği anda… hurafeler esti kelimelerde ve inançsızlıkla dövüldü toprak… herşey yalan… bitkinlik, hastalık, varoluştan olak düşünceler… artık son kelimeyi yazmalıyım… ellerim yapışmış… gözlerimde siyah bir gözlük ve bir sıkkınlık midemi kelepçe gibi sarmakta… yiyemiyorum, içemiyorum… zaman dövmeye devam ettikçe bedenimi, donsuz kalmış çocuklar gibi üşüyorum… tutun şimdi her kimseniz her neyseniz yanınıza geliyorum… …

Koca bir senenin yarısını beklemek sadece bu gün için bu kadar koyar insana. Küçücük iki mesaja sığdırılmış hayatı hakkında hiçbir fikri olmayan kelimeler gibi. Bu akşam olmalıydı, bu akşam beklemekten daha güzel olmalıydı. Bu akşam sadece olmalıydı. Ve biliyorum koca bir senede bekleyerek geçmeyecek belki, senin kaçıramayak geçiremeyeceğin gibi. Uzakta olmanın hüznünü yaşarken, asıl uzaklığın yaklaşmaya başlayınca başlaması, ertelenen soruların aslında gün ışığına çıkıp, vücuduma çarptığında ısıtamayacak güneşin aydınlığında gerçeklere olan sadakatin aslında, onlardan kaynaklanan bir yalan olması asıl kemiren beni. Aslında beklemek sorun değil asıl sorun bilinçsiz ve şuursuz beklemek. Gün geldiğinde beklediğini unutmak tıpkı ölümü unutur gibi. Bu gece son, belki her şey belki hiçbir şey için. Ve sadece bir otobüs mesafeleri yakın kılarken bir insanı bu kadar uzaklaştırabilir hayattan. Ve aslında ne olduğunu bilmediği bir hayal üzerine. Sonuçta hayal bir bardak suya gerek kalmadan kendini bitirdi için için kemirmeye başladı. Bu son oldu ve sonlar sürekli yazıldı. …

Back to Top